Adam Mickiewicz
ve İstanbul

Yüz yılı aşkın bir süre önce, kaderin dolambaçlı yollarının İstanbul’a getirdiği Adam Mickiewicz, yaşamının son günlerini Türkiye’de sürgündeyken geçirdi.
24 Aralık 2021
adam-mickiewicz-12
Alexander Puşkin ve arkadaşları, Prenses Zinaida Wołkońska'nın salonunda Adam Mickiewicz'i dinliyor, 1899-1907
St. Petersburg'daki Alexander Puşkin Müzesi koleksiyonundan bir tablo, sanatçı Grigory Grigoryeviç Myasoedov.
Fotoğraf: Getty Fotoğrafları

Adam Mickiewicz
ve İstanbul

Yüz yılı aşkın bir süre önce, kaderin dolambaçlı yollarının İstanbul’a getirdiği Adam Mickiewicz, yaşamının son günlerini Türkiye’de sürgündeyken geçirdi.

Çevirmen: Can Doğa Erdem
Editör: Erhan Köş
Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Can Doğa Erdem, İstanbul Üniversitesi, Leh Dili ve Edebiyatı 3. sınıf; Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji (ÇAP) 2. sınıf öğrencisi. Polonya Tiyatrosu ile ilgili araştırmalar yapıyor. Oyun ve şiir yazarlığı, sokak fotoğrafçılığı ve İstanbul Tarihi ile ilgileniyor.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi. Şiddet üzerine çalışıyor.

1000 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Yüz yılı aşkın bir süre önce, kaderin dolambaçlı yollarının İstanbul’a getirdiği Adam Mickiewicz, yaşamının son günlerini Türkiye’de sürgündeyken geçirdi

22 Eylül 1855’te buraya geldiğinde asıl amacı, o zamanlar dış güçlerin işgali altında olan, hatta haritalardan bile silinen Polonya’yı eski güçlü günlerine kavuşturmaktı. Türkiye’nin (o dönem Osmanlı İmparatorluğu), Polonya’nın taksimlerini* hiçbir zaman resmi olarak tanımaması, vatanları uğruna bağımsızlık mücadelelerini burada hayata geçirme hususunda Polonyalı göçmenlere  umut ışığı olmuştur.

*İç işlerine gittikçe daha fazla karışılan Polonya, o dönemki adıyla Lehistan-Litvanya Birleşik Krallığı, 1772 yılında Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından ilk paylaşımına uğradı. Gittikçe zayıflayan birlik, 1793’teki ikinci paylaşımdan kurtulamadı. Nihayetinde, 1795 yılında üçüncü ve son can alıcı darbe vuruldu. Böylece Polonya, 123 yıl süren derin bir uykuya daldı ve 11 Kasım 1918’de bağımsızlığını yeniden elde edene kadar haritalardan silindi.

Mickiewicz’in İstanbul’u ilk gördüğünde, bunun onda nasıl büyük bir etki yarattığını günümüze ulaşan tarihi kaynaklardan öğreniyoruz.

Seyahat esnasında arkadaşlarından biri şu satırları kaydetti: 

“Gemi gün doğmadan İstanbul kıyılarına varmak için sabah 5’e doğru yavaşlamaya geçti. Sabah tam 6’da, şehir değil de muhteşem bir siluet gördük sanki… Yükselen güneş tüm evleri  ve minareleri altın ışıklarıyla aydınlatıyordu. Tam anlamıyla büyüleyici bir şehirdi.”

Haliç, Théodore Gudin, 1851
Kaynak: Sotheby's

İstanbul, arkadaşları ve yardımcısıyla gelen şairi tatlı bir şaşkınlığa uğrattı çünkü o, yaşam koşullarının ilkel olmasını bekliyordu. Bu beklentinin oluşturduğu korkuyla, yanında kamp yaşamında kullanabileceği birçok araç gereç de getirmişti. Çadır kurmaya gerek yoktu. Kısa sürede bir daire bulup yerleştikleri bilgisini  şairin yardımcısı Levy’den ediniyoruz. O günleri oğluna şöyle anlatıyor:

“Tekneyle Galata İskelesi’ne götürüldük. Sonra, bizi misafir etmek istediğini söylemek için gemiye gelen Polonyalı bir doktorun evine gittik; eşyalarımızı oraya bıraktık. O esnada binadaki dairelerden birinin boş olduğunu öğrendik ve vakit kaybetmeden oraya yerleştik.”

Daire, üçünün de yaşadığı, tek odalı ve oldukça mütevazı bir yerdi. Mickiewicz, en başından itibaren bu evde kalıcı olarak yaşama niyetinde değildi, orayı geçici bir durak olarak görüyordu. Bu sebeple fırsat bulur bulmaz “Pera’nın en ücra köşesine”, günümüzün Dolapdere’sine taşındı. 

Amacı ülkesinin özgürlüğü için mücadeleye hazır kahramanlar yaratmak olan şairin zihninden sürekli bağımsız Polonya hayalleri geçiyordu. Bu vesileyle, oradaki Polonya güçlerinin başında olan, Sadık Paşa olarak bilinen Michał Czajkowski’yle** tanıştı. Ne yazık ki Kasım 1855’te İstanbul’u vuran kolera salgını Mickiewicz’in planlarını suya düşürdü.

**1795’te Polonya’nın bağımsızlığını kaybetmesinin ardından Rusya’ya karşı Lehleri örgütlemek amacıyla 1841’de İstanbul’a gelmiştir. 1842’de Polonezköy (Lehçe adı Adampol) arazisini sonsuza dek kiralayarak İstanbul’da bir Leh kolonisi kurmuştur. 
Köyün adı, Polonya bağımsızlık mücadelesinin lideri Adam Jerzy Czartoryski’den gelmektedir.

İstanbul’a vardığında, onda umut uyandıran gündoğumu anından henüz iki ay geçmişti, fakat artık sona yaklaşılıyordu. Salgın döneminde hastaları ziyaret ettiği sırada kendi de bu hastalığın pençesine düştü. Birkaç gün sonra, 26 Kasım 1855’te hayata gözlerini yumdu.

Şairin arkadaşlarından biri cenazeyi şöyle anlatıyor:

“Beyoğlu’nun çamurlu yolları arasında, iki üç tane öküzün çektiği sade bir tabutta veda etti bizlere. İlk başta Polonyalılardan başka kimsenin olmadığını düşünsem de biraz sonra yanıldığımı anladım. Kalabalık içinde siyahlara bürünmüş, çoğunluğu Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar ve Bulgarlardan oluşan bir topluluk vardı. Hatta hüzün çökmüş yüzleriyle, merhum şair için saygı duruşunda bulunan Müslümanlar da oradaydı.

Bu büyük Slav şairinin izlerini yaşatmak için hayatının son birkaç ayını geçirdiği ev müzeye  dönüştürüldü.*** Adam Mickiewicz Müzesi bugün, el yazmaları, tarihi belgeler ve şairin dönemine ait tablolarla dolu üç katlı bir hatıra mekanı olarak Beyoğlu semtinde varolmaya devam ediyor. Bodrum katında, naaşının Paris’e taşınmadan önce geçici olarak korunduğu sembolik bir mezar da bulunan müzeye giriş ücretsiz. Bu seçkin Leh şair hakkında daha fazla bilgi edinmek ve onu İstanbul’a neyin getirdiğini öğrenmek isteyenler burayı mutlaka ziyaret etmeli.

*Müzenin konumu için↓

Yazıyı paylaşın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Diğer Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.