Akademik yazım sizi zorluyor mu?

Bir akademik makale yazmaya (ya da okumaya) başladıktan bir süre sonra “Ne yazıyor burada? Ne yapıyorum ben?” diyerek boşluğa düştüğünüz oluyorsa daha düzenli ve verimli bir yazım alışkanlığı edinmeniz için New York ve Colorado Üniversitelerinden profesörler kendi deneyimlerini bu yazıda sizinle paylaşıyor.

Çevirmen: Zeynep Tanrıkulu

Çevirmen: Hazal Öncel

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Akademik yazım sizi zorluyor mu?

Bir akademik makale yazmaya (ya da okumaya) başladıktan bir süre sonra “Ne yazıyor burada? Ne yapıyorum ben?” diyerek boşluğa düştüğünüz oluyorsa daha düzenli ve verimli bir yazım alışkanlığı edinmeniz için New York ve Colorado Üniversitelerinden profesörler kendi deneyimlerini bu yazıda sizinle paylaşıyor.

Çevirmen: Zeynep Tanrıkulu

Editör: Hazal Öncel

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Zeynep Tanrıkulu, İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü öğrencisi

Hazal Öncel, İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji öğrencisi. Büyülü gerçekçiliği ve bağımsız filmleri seviyor. 

Sayfa Düzeni ve Kapak Tasarımı
Erhan Köş

1,100 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

Bir akademik makale yazmaya (ya da okumaya) başladıktan bir süre sonra “Ne yazıyor burada? Ne yapıyorum ben?” diyerek boşluğa düştüğünüz oluyorsa daha düzenli ve verimli bir yazım alışkanlığı edinmeniz için New York ve Colorado Üniversitelerinden profesörler kendi deneyimlerini bu yazıda sizinle paylaşıyor.

Eğer yazdığınız bir çalışmayı kimse okuyamıyorsa bu çalışma etkili olabilir mi? Cevap çoğu zaman “hayır” olacaktır. Çünkü bilimi başkaları için sahici ve elverişli kılan şey yazıdır. Yazı aynı zamanda bilim adamlarının başarılı olmasını sağlayan şeydir. “Yayınla ya da yok ol” mantrasıyla akademik bilimin son derece rekabetçi dünyasında, genç bilim adamlarının iyi bir yazım alışkanlığı geliştirmeleri artık her zamankinden daha önemlidir.

Fakat yazım denen şey, herkese uyan tek bir kalıp anlayışa sığmaz.  Örneğin Jay, okuduğunuz bu paragraf da dâhil, yazılarını en iyi çocuklarını okuldan alma koşturmacası başlamadan önceki öğle saatlerinde yazar. Öte yandan June, yazmak için dağ kampüsündeki bir kafede sabahın sessizliğinde yalnız olmayı tercih eder.

Size bir bilim insanı olarak yazım etkinliğinizi, verimliliğinizi ve hatta coşkunuzu artırmanız için tasarlanmış aşağıdaki üç basit “yazım deneyini” denemenizi öneriyoruz.

İlk Deney: Düzeltmeleri Kabullenmek

Açık konuşalım, akademik bir makale yazmak gerçekten zahmetli bir iştir, haftalar boyu sürebilir ve hatta yıllar alabilir. Çoğumuz için yazım birkaç aşamada tamamlanır ve birçok düzenleme süreci gerektirir. Roald Dahl’ın konu hakkında şöyle bir sözü vardır: “İyi yazmak aslında yeniden yazmaktan geçer.”  Makale yazmak, çocuk kitabı yazmak gibidir. Deneyimli bilim adamlarından gelen makaleler bile sayısız düzenlemeye tabi tutulur. Bu yüzden danışmanınızdan ve yardımcı yazarlardan gelen düzeltmeleri beklemeli, anlayışla karşılamalı ve hatta daha fazlasını siz talep etmelisiniz. Bilimde düzenleme bir aşk meselesidir. Yaptıkları düzenlemeler, meslektaşlarınızın çalışmanıza yoğun bir şekilde ilgi gösterdiğini ve çalışmanızı daha iyi hale getirmek için zaman ayırdığını gösterir. Ayrıca onların sayesinde bu süreç sonunda daha iyi bir yazar haline gelirsiniz.

Unutmayın ki makalenizden ibaret değilsiniz. Egonuzu bir kenara bırakın ve bir yazar olarak olgunlaşmaya başlayın. Profesör Keith Baar’ın, akademik makalelerin yazılması (ve düzenlenmesi) hakkında meşhur bir tweet’inde belirttiği gibi, “Yazım bir süreçtir. Kimse bu sürece mükemmel başlamaz.”

İkinci Deney: Bir Yazı Ekibi Kurmak

Jay, öğretim üyesi olarak ilk yılındayken hocalık, yöneticilik, danışmanlık ve ebeveynlik gibi yeni sorumluluklarının arasında yazı yazmak için zaman bulmakta zorluk çekiyordu. Görünen o ki bir makale üzerinde çalışmak için takviminde birkaç günlük boşluk yaratabilme imkanı olduğu zamanlar geçip gitmişti. Birikmiş veri yığınları ve yaklaşan teslim tarihlerinin baskısı altında yazı yazmaya dair yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyordu.

Sonra, kader ya da şans ne derseniz deyin, Paul Silvia’nın bir yazı ekibi kurmak ve yazma düzeni oluşturmak için gerekli pek çok somut yöntemi ortaya koyduğu “Çok Yazmanın Yolları” adlı kitabına rastladı. Jay, bölümündeki genç meslektaşlarıyla temasa geçti ve üç kişi birlikte bu yöntemleri denemeye karar verdiler.

Amaçları, hedef peşinde koşmanın iki temel bileşeni olan açık, somut hedefler belirlemek ve sosyal sorumluluklarını muhafaza etmekti. Bu ekip her iki haftada bir kafede bir araya geliyordu.

“Kahve sipariş ettik, bir saat boyunca son toplantıda belirlediğimiz hedeflere doğru katettiğimiz yolu gözden geçirdik ve önümüzdeki iki hafta için birkaç hedef daha belirledik. Hedeflerimiz, her hafta kaç saat yazı yazmayı amaçladığımızı doğrudan belirtecek kadar somuttu. Ayrıca yeni bir makalenin özetlenmesi, yöntem bölümünün taslağının yapılması, verilerin analiz edilmesi, bir eleştirmene gönderilecek cevap mektubunun hazırlanması veya sayfa kontrollerinin gözden geçirilmesi gibi belirli projelerle ilgili başka hedefler de belirledik. İçimizden biri hedefine ulaşamadıysa kahveleri ona ödettik. Genellikle birkaç lira tutan bu küçük teşvik, bizi sorumluluk sahibi tutmaya yetiyordu. Birkaç ay içinde yazı ekibimiz, işlerimizin geri kalanını da etkilemeye başladı.”

Bu ekiple tanışmadan önce Jay, yazmaya başlamaktansa hep e-posta gelen kutusunu temizlemeye veya diğer işlerini bitirmeye çalışırdı. Ancak yeni bir öğretim görevlisi olarak işine bu yöntemle devam edemezdi. Jay, her toplantıda meslektaşlarına kahve ısmarlamaktan kaçınmak ve yazısını adım adım bitirebilmek için günlük programından iki saati sadece yazmaya ayıracak şekilde çalışma saatlerini değiştirdi. Yazı yazmak sonunda bir alışkanlık haline geldi ve Jay, e-postalarına gömülmek yerine bir sayfa açıp yazarak artık diğer işleri yerine yazı yazmaya öncelik vermeye başladı.

Bu ekip ayrıca dergilerden gelen redleri cevaplama, zorlu düzeltmeler yapıp gönderme, bağış sistemini yönetme ve iş arkadaşlarını yazdıkları makalelere geri dönüşlerde bulunmaları için ikna etme gibi konularda Jay’e destek oldu. Bu buluşmalar ekip için haftanın en keyifli saatlerinden birkaçı oluyordu çünkü ofisten çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçirebiliyorlar, birbirlerinin başarılarını kutluyorlar ve yayıncılık sisteminin saçmalıklarıyla dalga geçiyorlardı.

Bu sistem kariyerinin hangi aşamasında olursa olsun herkese iyi gelecektir.

Jay şu sıralar kendi çalışması için kurduğu yazı ekibiyle buluşmaya devam ediyor ama bu sefer herkes hedefine ulaşmışsa öğle yemeğinin hesabını o ödüyor.

Üçüncü Deney: Bir günde makale yazmak

Her birkaç ayda bir, meslektaşımız Profesör Jennifer Tacett’ın Facebook’ta “Bir günde tamamlanan bir makale daha!” başlığıyla yayınladığı fotoğraflarda gülümseyen yüzlerle dolu bir ekip görüyorduk. Bu, kulağa inanması güç bir başarı gibi geliyordu. Peki bir grup bilim insanı adeta imkansızı başarararak bir günde bir makaleyi yazmayı nasıl başarabiliyordu?

Jay bu gerçekçi gelmeyen fotoğraflardan birkaç yıl sonra, nihayet şüpheciliği bir kenara bıraktı ve kendisi de bir deneme yapmaya karar verdi. Laboratuvarda birlikte çalıştığı iş arkadaşlarını, birkaç öğrencisini ve birkaç meslektaşını kendisiyle birlikte bu işe girmeye zorladı.

“Katılan tüm yazarlar günlerinin büyük bir bölümünü bu işe ayırdı ve toplantıya bilgisayarlarıyla gelerek makaleyi yazmaya koyuldular. Ayrıca Dr. Tackett’in tavsiyesine uyarak birlikte geçirdiğimiz zamandan en iyi şekilde yararlanmak için gerekli bazı ön çalışmaları yapıp gelmiştik. Sorumlulukları aramızda paylaştık: Bir kişi yöntemleri belirleyecek, bir diğeri bazı ek analizler yapıp bunları sonuç bölümüne ekleyecek ve üçüncü bir yazar da giriş taslağını hazırlayacaktı. Sonra hepimiz yazmaya gömüldük. Her iki saatte bir  bulduğumuz eksiklikleri gidermek, referansları düzenlemek ve tamamlamak için bölümleri aramızda değişiyorduk. Birimiz bir soru sorduğunda, başımızı kaldırıyor ve soruyu tahta üzerinde detaylandırıyor ve bilgisayardan bazı sonuçlara bakarak çözmeye çalışıyorduk. Ortaklarımızla aynı odada çalışmak da odaklanmamıza yardımcı oluyordu çünkü dikkatimizin dağılması veya sosyal medyaya girmemiz imkansızdı.

Bu deneyim inanılmaz derecede verimli ve şaşırtıcı bir şekilde eğlenceliydi! Birlikte beyin fırtınası yaptık, birbirimize destek ve rehber olduk ve hatta gelecekteki araştırmalar için bazı heyecan verici yeni fikirler dahi bulduk. Tüm ekibin aynı odada olması herkes için daha keyifli ve yaratıcı bir ortam oluşturdu ve bizi, bir iş arkadaşımızın neden tercih etmeyeceğimiz bir terim kullandığını anlamak ve değerlendirmek için yapacağımız tüm o can sıkıcı e-posta trafiğinden kurtardı.  Ayrıca makaleyi de geliştirdi. Anlaşmazlıklarımız ve kör noktalar üzerinde çalışmak aynı zeminde bir araya gelmemizi sağladı ve bizi makale için ilk başladığımız zamandan daha hevesli hale getirdi.

Deneyimiz o kadar büyük bir başarı sağladı ki şimdi bu yaklaşımı yazdığımız hemen hemen her makalede uyguluyoruz. Bu yaklaşım özellikle rafa kaldırılmış ve bitirilmesi için özel çaba gerektiren projeler için de ayrıca faydalı olacaktır.

Elbette bu deneyimler sizin yazı faaliyetinizi daha etkili hale getirmeniz için sadece birkaç taktik. Sizin için en iyi hangisinin işe yaradığını görmek için yukarıdaki yazım deneylerini yapmanızı öneririz. Kim bilir, belki de çok zevk alırsınız!

Jay J. Van Bavel

Jay J. Van Bavel, New York Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sinir Bilimleri Profesörü

June Gruber

June Gruber, Boulder şehrindeki Colorado Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sinirbilim Profesörü.

Kaynak
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.