Tür
Roman

Yayıncı
Can Yayınları

Çeviren
Siren İdemen

Annie Ernaux

Seneler

Fransa’nın en önemli ve en çok okunan anı yazarlarından Annie Ernaux’nun “Seneler” adlı eseri, bir hatıralar koleksiyonudur -ya da yazarın kendi deyimiyle “sadeleşmiş anılar”ın derlemesidir. Edebiyat, tarih ve sosyolojinin eşiklerinde bir yere yerleştirilmiş olan eser; parçalar halinde, kişiselden müştereğe, istisnaiden alışılagelmişe ve tam tersine hareket eder.

das Kritik

Çevirmen

Deniz Özel

Editör

Yağmur Alev

Kurgu

Erhan Köş

Bir Neslin İçten Tasviri:
Annie Ernaux'nun 'Seneler'i

“Başkalarının hatıralarıdır
bize bu dünyada bir yer bahşeden”

Ernaux, bu eserde, hayatının 1940’tan 2006’ya kadarki her yılını “ben” zamirini hiç kullanmadan, kendi hayatından yoksunmuşçasına ve sanki anıları bir yabancıya aitmişçesine inceler. Benzersiz bir anı yazma stili olarak, anlatımını belirsiz bir üçüncü kişinin bakış açısından yapar. Yazarın kullandığı “on” zamiri Fransızcada kapsamlı, kolektif bir çoğulluk oluşturmaktadır ve İngilizceye “kimse” olarak çevrilir. Ancak bütün bir kitabı bu bakış açısıyla sürdürmek çok zordur, dolayısıyla çeviride bu genel üçüncü kişi yerine “biz” zamirine yer verilmiştir. Türün “yalnızca yazarın kişisel yaşamındaki olaylara odaklanmak” olarak tanımlanabilecek klasik biçiminin aksine, Seneler, aciliyet duygusunun susturulmuş duygularla iç içe geçtiği yeni bir anı yazma biçimidir. Her ne kadar Karl Ove Knausgaard gibi bir yazar geçmiş yaşamını birbirinden ayırt edilemez kurgu ve anılarla yeniden tasavvur ve inşa etmek için hayal gücünü harekete geçirse de, Ernaux bunun tam tersini yapar. Seneler’de, tamamı özkurmaca olan önceki çalışmalarının aksine, yazarın niyeti hayatını yeniden incelemek ya da kurgulamak değildir. Ernaux’nun bu eserdeki esas odak noktası, kurgudan uzak durarak yıllar boyunca içinde yaşadığı dünyadaki anılarına sadık kalmaktır. Ernaux çoğu zaman, gazetecilere özgü, “sansasyonel olmayan bilgilendirici bir gazetecilik” olarak tanımlanabilecek bir sesle yazar; ancak anlatımında hiçbir zaman aşırı melankolik veya şiirsel olmayan, hüzünlü bir alt ton vardır. Ernaux imgeleri iki boyutlu tutar, bu nedenle sayfanın yüzeyinde aşk, umutsuzluk, nefret veya umut bulunmaz.

“Tüm imgeler yok olacak [...] Her şey bir saniye içinde silinip gidecek. Beşikten ölüm döşeğine dek derlenen sözlük tarihe karışacak. Suskunluğa bürünecek her şey ve onu anlatacak bir sözcük olmayacak. Aralık dudakların arasından hiçbir şey, ben men, çıkmayacak. Dil ise dünyayı kelimelere dökmeye devam edecek. Bayram sofrası sohbetlerinde, yüzü gittikçe silinen bir isimden ibaret olacağız ve giderek eski devirlere ait, adsız sansız yığının içinde kayıplara karışacağız.”¹

Seneler’i okuma süreci; eski aile albümleriyle dolu, bazılarının arkasında birkaç kelime bulunan, sarımsı ve dağılmış bir hazine kutusunu keşfetmeye benzer. Geçmişin imgeleri, okuyucu için kendilerini kırık şekiller ve her tarafı delik olan biçimlerde gösterir. Okur, bu resim ve metinler yığınını karıştırır ve kendini geçmişe dalmış hisseder. Yıllar gelir geçer ve yaşanan anların çoğu -yalnızca fotoğraflarda ve kısmen hafızada yakalananlar– yitip gider.

Seneler’i okumak ile durmaksızın dönen, yavaş yavaş şimdiki anın ötesinde bir “ayyuka çıkma” durumuna geçen bir semazen arasında paralellik vardır. Okuyucu başını başka yöne çevirmek isteyebilir ancak aynı zamanda semazenin bu dünya dışı duruma yükselmeyi daha ne kadar sürdüreceğini merak eder.

“Geleceğin yerini, içini kemiren bir aciliyet duygusu aldı. Yaşlandıkça hafızasının, küçük bir kız çocuğu olarak hayatının ilk yıllarındaki o bulutsu ve dilsiz, sonradan hiçbir şeyi hatırlamayacağı haline dönmesinden korkuyor.”²

Ernaux, ölümün neredeyse bir olasılık haline geldiği bir yaşa yaklaşırken, kayıp gidiyor gibi görünen bir geçmişi hatırlamak amacıyla yazar. Zaman ve mesafeyle, kendi hayatındaki olayların bir gözlemcisi haline gelir. Bunu yaparak, okuyucuyu -yazarın hayatına tanık edip ona empati kurdurmak ve çeşitli duygular besletmek yerine- yavaş yavaş anlatının bir parçası haline getirir. Sanki okurunun anılarına tanık olan bir yazarmışçasına yeni bir tür içsel duygusallık yaratır. Bu fenomen metinlerarasılık ile karşılaştırılabilir.

Seneler’i okumak, okuyucuya edebiyatın anlamını düşündürür. Ernaux’nun eseri başlı başına “edebiyat” mıdır yoksa sosyoloji üzerine bir çalışma mıdır? Bir anı, yazarın duygularından yoksun olduğunda ve kasıtlı olarak okuyucusunu harekete geçirme niyeti olmadan yazıldığında, ona hala bir sanat eseri diyebilir miyiz? Peki, sanat nedir?

Ernaux röportajlarında, haklı bir nedenle başyapıtı olarak adlandırılan bu kitabı yazmaya hazırlanmak için onlarca yıldır notlar aldığını açıklar. Kitabın ilk sayfalarında karşılaşılan alışılmadık formu okuyucunun sabrını test eder. Okuyucu, iki düzine kesit okuduktan sonra, kitaba daha ne kadar devam edebileceğini merak edebilir. Eserde, Fransız/Frankofon dünyasına dair bir geçmişi olmayan veya bu dünyaya ilgi duymayan okuyucunun aşina olmadığı birçok kültürel, politik ve tarihsel referans bulunmaktadır. Herhangi bir konusu, doruk noktası, ahlaki dersi veya mizahı olmayan Seneler, kolay ya da hızlı okunur bir kitap değildir. Bunlar, bir Fransız yaşantısının pek çok kişinin itiraz edebileceği mahrem detaylarıdır. 

Seneler, birkaç sayfa okuyup bıraktıktan sonra ağzınızda kalan buruk tatla sizi alıp götürebilecek türden bir eserdir. Şayet okumayı sürdürüp kendinizi ritme ve kısa izlenimlere açarsanız, anlatım zihninizi etkiler ve görünenin ardındaki anlamı keşfedersiniz. Gerçek sihir, kitabın dışında veya her bir kesiti dolaylı olarak okuma akışının altında gerçekleşir. Bir noktada yazar, anlatının kolektif sesinin tekil hafızasında kendine söz hakkı verirken, okuyucu, Ernaux’nun hayatına dair bir anekdottan etkilenir. Okuyucu, doğrusal okuma eylemine paralel olarak kişisel deneyimlere ve belirsiz anılara doğru dikey bir harekete geçer. Bu, anıyı “kişisellikten uzak” bir hale getirmektedir; Ernaux kendisini bellekten silerek, yaşamını tarihe, anılarını ise bir kuşağın kolektif belleğine dönüştürür.

Eserde, savaşın Fransa’daki gençler üzerindeki etkisi, İkinci Dünya Savaşı ve Cezayir Savaşı, siyah beyaz fotoğraftaki kız ve onun dünyadaki yeri, feminizm, cinsellik, dijital devrim ve renkli televizyon, en popüler kitaplar ve pop şarkıları, kızların giyinme tarzları ve hayalleri, varoluşçuluk, Ernaux’nun evliliği ve anneliği, babasının ölümü, kanseri, kariyeri, 11 Eylül, aşk, ahlakın evrimi, komünistler, Fransa’daki Araplar ve göçmenlik, Paris banliyösü ve benzeri konuları okuruz.

“Dünyada olup bitenlerle onun hayatında olup bitenler arasında en ufak bir kesişme yok, paralel ilerleyen iki dizi: biri soyut, daha duyar duymaz unutulan haberlerden ibaret, diğeriyse sabit planlar halinde.”³

Hafızada kalmış sabit planlara geriye dönük bir bakış atarak, yaşanmış bir hayatın gerçek anlamını kavramak mümkün müdür? Kafka, “Bir şeyleri zihnimizden atmak için fotoğraflarız. Hikâyelerim gözlerimi kapatmanın bir yoludur.” der. Ernaux, unutulmamak ya da ölümünden sonra bir devamlılık sağlamak amacıyla yazmaz. Ona göre, görüntüler kaybolmaktadır; kaybolmanın eşiğindeki o anları yakalamanın tek yolu da yazmaktır. Ernaux, zamanın akışında hapsolmuş o sabit planları gelecek nesiller için hayata geçirme gayesiyle yazar. Siyah beyaz fotoğraftaki küçük kız, herhangi bir küçük kız olabilir ya da ölen kız kardeşinin altı yaşındaki fotoğrafı, o yılların tüm ölü çocuklarını temsil edebilir; çünkü “her ailede ölü çocuklar vardır.” Böylece tikel evrenselleşir ve kişinin trajedisi insanlık trajedisine dönüşür.

Ernaux, 1983 yılında yayımlanan ilk anı kitabı La Place’tan beri hayat öyküsünü yazmaktadır ve her kitapta daha da derine giderek olayların özüne iner. Bu süreçte anlatımındaki duygusallığı ortadan kaldırarak anı sanatında devrim yaratır. Avrupa’da kitapları büyük ölçüde çevrilen Annie Ernaux, Amerika Birleşik Devletleri’nde daha az tanınmaktadır. Bunun sebebi, Amerikan yayıncılık endüstrisinin küçük, samimi anılarla daha az ilgilenmesi olabilir. Fransız dili doğası gereği liriktir ve müzikle doludur. Ernaux’yu o özel “şiirsel olmayan” sesiyle çevirmekse kolay bir iş değildir. Ancak kitabı İngilizceye çeviren Alison L. Strayer, Ernaux’nun amacına sadık kalarak, kitabın özgün rengini ve ritmini, metnin şiirsel olmayan yapısını bozmazken aynı zamanda şairane alt tonunu korumayı da başarır.

Yazarla aynı yıllarda yaşamamış, Fransa’ya hiç ayak basmamış olsanız bile, Seneler’i okurken açıklanamaz bir melankolinin etkisi altına girebilir, altüst olabilirsiniz. Kendi anılarınız bilmediğiniz bir dünyanın görüntüleriyle karışsa dahi çok tanıdık gelebilir: Banal ama efsanevi, önemsiz ama yine de mitolojik bir dünya… Eğer bilimsel bir tanım kullanacak olursak, bu eser bir meta-nostaljidir, diyebiliriz; herkese ve herhangi birine uyacak bir nostalji modeli gibidir. Bir anlamda, kitabın asıl okuması sonda, Ernaux’nun gerçek niyetini açıkladığı son birkaç sayfada başlar: “Bireysel bir hafızanın içinde kolektif hafızanın hafızasına yeniden kavuşarak, o, Tarih’in yaşanmış boyutunu teslim edecek”. Ve kitap şu cümleyle biter: “Artık asla olmayacağımız zamandan bir şey kurtarmak.”

Dipnotlar

1 Ernaux Annie, Seneler, Çev: Siren İdemen, Can Yayınları, İstanbul 2021, s.18

2Age, s.219

3Age, s.94

Başka Yazılar

Annie Ernaux'nun
diğer kitapları

Babam
Kürtaj

Deniz Özel, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu.
Fransız kara mizah anlatıları ve Satürn şairlerini seven bir edebiyatçı

Yağmur Alev, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Kelimelerin ve notaların gücüne inanır.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.