Antik Roma’da Diktatörlük

Antik Roma’da diktatörlük neyi ifade etmekteydi? Diktatörlük nasıl tarihi bir dönüşüm unsuru oldu ve kavram olarak evrimleşme sürecini nasıl tamamladı?
17 Aralık 2021
antik-romada-diktatorluk
wirestock, freepik

Antik Roma’da Diktatörlük

Antik Roma’da diktatörlük neyi ifade etmekteydi? Diktatörlük nasıl tarihi bir dönüşüm unsuru oldu ve kavram olarak evrimleşme sürecini nasıl tamamladı?

Çevirmen: Yağmur Alev
Editör: Merve Kalkan
Tasarım: Tarık Emre Karagül

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram
antik-romada-diktatorluk

Yağmur Alev, Yağmur Alev, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Kelimelerin ve notaların gücüne inanır.

Merve Kalkan, İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir toplumbilimci adayı. Aklına gelen her şeyi yazar, kedi sever ve gün batımında yaptığı yürüyüşlerde hep aradığı kendini bulur. 

Tarık E. Karagül, Uludağ Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği öğrencisi. Sosyoloji, Sinema ve Edebiyatla ilgileniyor. Yenilgi yıllarının daimi öğrencisi.

1033 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

 “Diktatör Macron!” sloganı, 17 Temmuz 2021 tarihinde sağlık kartı1 uygulamasına karşı yapılan gösterilerde Fransa’nın her yerinde yankılanmıştı.

Emmanuel Macron’a muhalif olan bazı kişilere göre, Fransa bir “diktatörlük” olmanın; özellikle Covid-19 salgınının mevcut Cumhurbaşkanı tarafından otoriter bir rejim kurulması için bir bahane teşkil etmesi sebebiyle, tam olarak, bir “sağlık diktatörlüğü” olmanın eşiğindedir. Fakat eski anlamıyla ele alacak olursak, diktatör tam olarak nedir?

Cincinnatus, kendisine diktatörlük teklif etmeye gelen senatörleri takip etmek için sabanını bırakır. Juan Antonio de Ribera’nın tablosu, 1806. Wikipedia

Roma Diktatörlüğü

Diktatör terimi yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Roma’da ortaya çıkmıştır. Bu terim; bir kriz döneminde devlet işlerini yönetmek için devletin başına atanan, olağanüstü yetkilere sahip olan yüksek görevliyi belirtir. Şehir konseyi olan senato, bir diktatöre başvurma ilkesini benimsemiş ve iki konsülden (her yıl Roma Cumhuriyeti’nin başı olarak seçilen devlet başkanları) birini, eski konsüller arasından bir diktatör atamakla görevlendirmiştir.

Etimolojik bir bakış açısına göre diktatör, görev süresi boyunca izlenecek politikayı yurttaşlarına esasları tartışılmaksızın ‘dikte eden kişi’dir. Ancak bu yüksek yetki, ona yalnızca belirli bir süre için verilmiştir ve bu süre altı aydır. Görevini yerine getirmiş olsun veya olmasın, bir diktatörün görev süresinin sonunda bulunduğu mevkiden çekilmesi gerekmektedir.

Latin tarihçi Titus Livius’un eserinden yola çıkılarak oluşturulan geleneksel kronolojiye göre, Roma diktatörlüğünün kuruluşu MÖ 501 yılına değin uzanmaktadır. Titus Larcius Flavus, aciliyet içeren bir durumda Roma’nın düşmanlarına karşı verdiği mücadeleye önderlik etmek üzere atanan ilk diktatördür. Daha sonra, Romalılar MÖ 501 ile 202 yılları arasında yaklaşık seksen kez diktatör atama yoluna başvururlar. Aynı kişinin birden fazla kez diktatör olabilmesi mümkündür. Böylece, Marcus Furius Camillus (veya Camille), MÖ 396 ile 367 yılları arasında beş kez diktatör olarak atanabilmiştir.

Marcus Furius Camillus’un Zaferi, Francesco Salviati’nin Freski, 1545. Wikimedia

“İyi” Bir Diktatörün Görevleri

Diğer devlet yöneticilerinden daha üstün bir güce sahip olan diktatör, önce savaş lideri rolünü üstlenir; çünkü düşman tehdidi, etkili olması gereken tek bir komutayı gerektirmektedir.

Öngörülmüş altı aylık süreden önce zafer kazanılması durumunda, bir diktatör, Lucius Quinctius Cincinnatus’un MÖ 458 yılında yaptığı gibi kendi isteğiyle tahttan çekilebilir. Eski bir rivayete göre senatörler, Cincinnatus’a o tarlasını sürerken diktatörlük teklif etmek için kırsal kesimde onu bulmaya giderler. Cincinnatus, Roma’nın düşmanlarını rekor bir sürede -yaklaşık on altı günde- alt etmeyi başardıktan sonra topraklarını işlemek için yaşadığı yere geri dönmüştür. Böylelikle Cincinnatus ‘iyi’ diktatör tasvirini somutlaştırmıştır. Çünkü o, hiçbir şekilde görevini yerine getirmesi için ona verilen sürenin ötesinde iktidarda kalmaya çalışmamıştır.

Bir diktatörün yükümlülükleri sivil alanda da olabilir. Örneğin, sivil yapı içindeki güçlü gerilimler iç savaşa dönüşme riski taşıdığından, birçok diktatöre kurumlardaki tıkanıklıkları kırma ve seçimleri düzenleme görevleri verilmiştir.

Ayrıca tarihçi Titus Livius çalışmalarında diktatörlerin çivi çakma ritüelinden de bahseder (Roma Tarihi, VIII, 18). Bu ritüel, MÖ 4. yüzyılda birkaç kez gerçekleşmiştir ve diktatörün tapınağın duvarına çivi çakmak suretiyle sivil uyumu güçlendirmesini temsil etmektedir. MÖ 202 yılında görev yapan Caius Servilius Geminus, geleneksel cumhuriyetçi kurumlara uygun olan tipteki diktatörlerin sonuncusudur.

Diktatörlük ve Terör Saltanatı

Yüz yirmi yıllık aradan sonra diktatörlük, MÖ 82 yılında Lucius Cornelius Sulla tarafından gündeme getirilir. Sulla, iktidarı zorla ele geçirmesinin ardından Senato tarafından ‘yasaları yazmakla ve Cumhuriyete bir düzen getirmekle görevli diktatör’ olarak atanır. Bu, Sulla’nın kendisine biçtiği tüm yetkileri meşrulaştıran bir görevdir. Görev süresi altı ayı geçmeyecek olan Sulla, MÖ 81 yılında resmi olarak unvanından vazgeçer; ancak yine de iktidarda kalabilmek amacıyla konsül olarak seçilir ve MÖ 79’a kadar siyaset hayatından çekilmez. Ölümünden birkaç ay önce, sağlığının bozulması sebebiyle bulunduğu mevkiyi bırakan Sulla’nın aslında iki buçuk yıl boyunca mutlak gücü elinde tuttuğu görülmektedir.

Cumhuriyetçilerin çalışma biçimine resmi olarak saygı göstermesine rağmen Sulla, kurumların dayattığı sınırlardan kurtulmayı başarır. Diktatör unvanı, onun mutlak hükümdar olarak hüküm sürmesine izin verir. Yunan yazar Plutarhus, Sulla’nın hayatını anlattığı eserinde, onun sahip olduğu güçlerin tanımını “yaşam ve ölüm hakkı, mülke el koyma, toprakları paylaşma, şehirler inşa etme ve yok etme gücü.” şeklinde yapar.

Diktatör terimi Sulla’dan itibaren despotik bir güçle ilişkilendirildiğinden olumsuz bir yöne doğru ilerler. Sulla, dehşet içinde hüküm sürmüş; kanun kaçaklarının, yani ölüme mahkûm ettiği muhaliflerin listelerini oluşturmuş ve sergilemiştir. Bu muhaliflerden bazıları sürgüne gitmeyi başarmış, ancak iki binden fazla hükümlü bu süreçte idam edilmiştir. Diktatör Sulla, normal koşullarda Roma vatandaşlarını koruyan yasal güvencelerin askıya alındığı bir olağanüstü hâl biçimi oluşturmuştur.

Zafer Kazanmış Sulla, dört atın çektiği bir arabanın üzerinde duruyor. Sulla parası. MÖ 82-81

Herkesçe Sevilen Bir Diktatör: Jül Sezar

Jül Sezar, MÖ 49’da diktatör unvanını ele geçirir. Tıpkı Sulla gibi o da artık belli bir zaman sınırlaması olmayan geleneksel diktatörlük kurumunu MÖ 44 yılının Şubat ayında ‘sürekli diktatör’ unvanını alarak alaşağı eder.

Bundan itibaren Roma Cumhuriyeti’ne tek bir kişinin sahip olduğu güç aracılığıyla el konulmuştur. Sezar’ın iradesi, meclislerde toplanan yurttaşların seçiminden üstün gelir, Senato ise devleti tek başına yöneten bir diktatörün maaşlı konseyinden başka bir şey değildir. Plutarhus, Sezar’ın hayatını anlattığı çalışmasında bu durumu şu şekilde ifade edecektir: “Bu gerçek bir tiranlıktı. Çünkü monarşinin kontrolsüz otoritesine, bu otoriteden asla yoksun kalmama güvencesi eklenmişti.”

Jül Sezar’ın “4. Kez diktatör, MÖ 44, Ocak” imajını taşıyan madeni parası.

Ancak Jül Sezar Sulla’nın aksine, özellikle mütevazı Roma çevresinde ve askerler arasında gerçek bir üne sahiptir. Kendisini onların yüceliğinin ve itibarının yegâne koruyucusu olarak gören yandaşlarıyla, Sezar gerçek bir ortak yaşam duygusu yaratmayı başarmıştır. Bu nedenle, MÖ 44 yılının Mart ayında, diktatörün geleneksel Cumhuriyet’in bir avuç savunucusu tarafından öldürüldüğünün açıklanmasının ardından, Roma plebleri2 Sezar’ın yasını tutmak ve onun tanrılaştırılması talebinde bulunmak için Forum’da toplanmışlardır.

Hüküm Giymiş Diktatör

Bununla birlikte Romalılar, hayatını kaybeden Jül Sezar’a saygılarını sunarken bir yandan da potansiyel bir aşırılık ve ölçüsüzlük kaynağı olarak görülen diktatörlük kurumunu kaldırmanın hala tercih edilebilir olduğunu düşünmüşlerdir.

Bu hükmün devamlılığında, ‘diktatör’ terimi bugün hala olumsuz ya da polemik yaratan anlamıyla kullanılmakta, günümüzde hiçbir siyasi lider kendisini diktatör olarak tanımlamamaktadır. Diktatörlük, en azından Hitler ve Stalin’de olduğu gibi aşırı durumlarda, Hannah Arendt3’in totaliterlik tanımına karşılık gelen, siyasi özgürlük veya kontrol ve dengenin olmadığı, keyfi, zorlayıcı bir rejimi belirtmektedir.

Popüler kültürde diktatör figürü, özellikle 1940 yılında gösterime giren ünlü Charlie Chaplin filmi Büyük Diktatör’den bu yana hiç olumlu bir boyut kazanmıştır. Bu noktada 2012’de yayınlanan, Sacha Baron Cohen’in Saddam Hüseyin ve Kaddafi’den ilham alarak yarattığı ve megaloman bir tiranı canlandırdığı “Diktatör” filmini de unutmamak gerekir.

Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filminin afişi, 1940

Emmanuel Macron Bir Diktatör Mü?

Emmanuel Macron, ülke büyük bir kriz döneminden geçerken kolektif çıkarlara uygun önlemler alması sebebiyle geleneksel bir Roma diktatörüyle karşılaştırılabilir. Ancak Cincinnatus gibi tarlasını sürmeye istekli olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Onun yeni bir Sulla olduğu düşünülemez çünkü o muhaliflerini ölüme mahkûm ettirmez. O bir Sezar da değildir, çünkü otoriter, aşağılayıcı ve seçkinlerin hizmetinde olarak görülmektedir ve ‘Sarı Yelekliler Hareketi’ ısrarının gösterdiği gibi, “halkın sevgilisi” statüsünde olduğu pek iddia edilemez. Yine de biz, Emmanuel Macron’u bir diktatör olarak hafife almaktansa, Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim.

Çevirmen Notu

1- Fransızcadaki adıyla passe sanitaire, Türkiye’deki HES kodu uygulamasına denk gelen bir Covid-19 önlemidir.

2- Pleb, Antik Roma’da ayrıcalıklı patrici sınıfından ayrı olarak Roma vatandaşlarının genel bütününü oluşturan sınıftır. Bu kavram günümüzde bazı toplumlarda genellikle orta ve alt sınıflar için kullanılsa da Roma döneminde plebler oldukça zengin ve nüfuz sahibi olabiliyorlardı.

3- Hannah Arendt, Almanya doğumlu Yahudi kökenli siyaset bilimcidir. Arendt’in eserleri çoğunlukla iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik ile ilgilidir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.