Avrupa’daki son şair ben miyim? -Abraham Suckewer

“Avrupa’daki son şair ben miyim?
Her gün ölenler için mi şarkı söylüyorum?
Ateşte, bataklıklarda ve irin içinde boğuluyorum
Ben sararmış, yamalı saatlerde tutsağım.”

Çevrimen: Berk Yücetepe

Editör: Merve Kalkan

Tasarım: Erhan Köş

Avrupa’daki son şair ben miyim? -Abraham Suckewer

“Avrupa’daki son şair ben miyim? Her gün ölenler için mi şarkı söylüyorum? Ateşte, bataklıklarda ve irin içinde boğuluyorum Ben sararmış, yamalı saatlerde tutsağım.”

Çevirmen: Berk Yücetepe

Editör: Merve Kalkan

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Berk Yücetepe, İstanbul Üniversitesi Leh Dili ve Edebiyatı. Öncelikli ilgi alanları, işitsel ve görsel iletişim.

Merve Kalkan, İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir toplumbilimci adayı.

1100 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Abraham Suckewer, 15 Temmuz 1913’te Oszmiana yakınlarındaki küçük Smarhon kasabasında (günümüzdeki Belarus, Grodno bölgesi) doğdu.

“Avrupa’daki son şair ben miyim?
Her gün ölenler için mi şarkı söylüyorum?
Ateşte, bataklıklarda ve irin içinde boğuluyorum
Ben sararmış, yamalı saatlerde tutsağım.”

[Suckewer Abraham, 1943, Yahudi Şairin Şarkısı, Günümüz Lehçesine çeviri; M. Ch. Porajer]

Birinci Dünya Savaşı’nın başında Smarhon, Alman ve Rus birlikleri arasındaki savaşın alanı haline geldi. 1915’te kasaba yakıldı ve yerel halk yerinden edildi. Suckewer ailesi mübadele sonucunda Sibirya’da bulunan Omsk’a göç etti. Küçük Abraham, müteakip yeni yılını orada geçirdi.

Küçük Abraham vahşi doğada, müzik dolu bir evde büyüdü. Babası Herc Suckewer, amatör olarak keman çalardı. Abraham’ın arkadaşı olan, Avusturya ordusunun subayı Fajersztajn (daha sonra İbrani bir şair olan Awigdor Hameiri adını aldı) şiirler okurdu ve İbranice şarkılar söylerdi. Abraham’ın babasının 1920’deki ölümü, onun huzurlu ve güvenli yaşamını sekteye uğrattı. Rajne Suckewer çocukları aldı ve Vilnius, Śnipiszki’ye yerleştiler. Haham bir aileden gelen anne, çocukların eğitimiyle ilgilendi. Abraham, Vilnius’ta musevilik eğitimi veren tam zamanlı bir ilkokula kaydoldu ve sonrasında oradaki bir öğretmen sayesinde Lehçe-İbranice eğitim veren Herclija lisesine kabul edildi.

Vilnius, genç Abraham’ı cezbetti. Neris Nehri’nde ve şehrin eteklerinde ders çalışmak, kitap okumak, arkadaşlarıyla buluşmak, doğayla bütünleşmek ve düşünmek için kendine bir yer buldu. 1930’da, ana koordinatörlüğünü Yahudi Bilim Enstitüsü’nün (Jidiszer Wisnszaftlecher Enstitüsü, JIWO) kurucu ortağı ve seçkin dilbilimci Dr. Max Weinreich’in yaptığı ‘Bin (Yidiş Pszczoła) Keşif Örgütü’nün bir üyesi oldu. 1930’ların başlarında, çoktan öncelikle İbranice olmak üzere çeşitli şiirler yazmaya başlamıştı. Üniversiteye serbest öğrenci olarak katıldı. Weinreich ile tanışması sayesinde Yidiş, Polonya ve Rus edebiyatlarını keşfetme fırsatı buldu.

1932’de ilk yayımlanan şiiri “Bin” topluluğunun dergisinden çıktı. Sonraki yıllarda Vilnius’la ilgili genç sanatçıları sol görüşlerle bir araya getiren, ancak tek bir kalıp veya manifesto izlemeyen Jung Wilne grubuna katıldı. Suckewer, doğa hakkında fazlaca şiir yazdı. Şiirleri neo-klasik modernizmi ima ederken, Szmerke Kaczergiński’nin çalışmaları olan “Proleter Röportajlar”a odaklandı ve Chaim Grade’in yazınlarındaki geleneksel ve seküler kültür arasındaki fasılayı araştırdı. 1937’de “Lider” adlı ilk şiir cildini yayımladı. Bir diğer şiir cildi olan Waldiks ise 1940’ta yayınlandı.

İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra Suckewer, Vilnius’ta kaldı. 1939 yılının Ekim ayında Frejda Lewitan ile evlendi. Uzun süre gençliklerinin ve hayatlarının tadını çıkarmalarına izin verilmedi. Vilnius’taki siyasi durum gittikçe daha gergin hale geldi (Kısa bir Sovyet işgali yaşandı, Vilnius Litvanya’ya dahil edildi ve olayları başka bir Sovyet işgali takip etti.) ve baskılar yoğunlaştı. Vilnius’daki Yahudi cemaati için en kötüsü, 1941 yılının yazında şehrin Alman ordusu tarafından ele geçirilmesiyle ortaya çıktı.

Suckewer ve eşinin birlikteliği, Eylül 1942’de kurulan kapalı bir bölgede sona erdi. Alman yönetimi, JIWO’da depolanan kitapları dizinlemek için Abraham’ı, Vilniuslu yaklaşık kırk Yahudi entelektüelle birlikte tuttu. Almanlar, YIWO tarafından toplanan en değerli belge ve kitapların yalnızca yüzde otuzunun Frankfurt am Main’daki Yahudi Sorunu Araştırma Enstitüsü’nde kullanılmasını emretti. Kitap koleksiyonlarının ve arşivlerinin tasnifiyle ilgilenen gruba “Papier Tugayı” adı verildi. En değerli belgeleri, kitapları saklamaya çalıştılar ve daha az değerli olanları Almanlara verdiler. Değerli olanların bir kısmını toprağa gömdüler, bir kısmını gettodaki saklanma yerlerine sakladılar ve “Aryan Tarafı”na kaçırdılar.

Bu gruptan pek çok kişi de direniş hareketine katıldı ve gettoya silah kaçırdı. Suckewer, ayrıca Ocak 1942’de kurulan “Uzak Doğu Partizanen Örgütleri”ne (Yidiş: Birleşik Gerilla Örgütü, FPO) üyeydi. Abraham’ın annesi gettoda öldürüldü. 1942’nin başlarında Almanlar Abraham’ın yeni doğan oğlunu zehirlediler. Suckewer, birçok kez ölümle karşı karşıya kaldı. Eylül 1943’te FPO birimi ile birlikte Abraham Suckewer ve karısı gettodan kaçmayı başardılar. Naroczy ormanlarında Sovyet komutası altında savaşan Yahudi partizanlara katıldılar.

Suckewer şiir yazmaya devam etti. Gettodan trajik deneyimler, her gün ölümle burun buruna gelme, ormandaki gerilla yaşamı, Majn Mame (Yidiş: Annem), Dos kejwer-kind (Yidiş: Grobowe Çocuk), Unter Dajne Wajse Sztern (Yidiş) gibi şiirlerin yazılmasına ilham verdi. Vilnius gettosundan kaçırılan şiir; “Kol Nidre” sayesinde Moskova’daki ‘Yahudi Antifaşist Komitesi’nin üyeleri, Abraham’ın hayatını kurtardı. Yahudi halkının yok edildiğinin bildirilmesi büyük bir heyecan yaratmıştı. Solomon Michoels, Boris Pasternak ve Ilya Erenburg’un çabalarıyla, güç bela Suckewer’a ulaşan ve onu 1944 baharının başlarında Moskova’ya götüren bir uçak gönderildi.

Abraham Moskova’da, Vasily Grossman ve Ilya Erenburg’un, Nazizmin Yahudiler üzerindeki suçlarını belgeleyen “Kara Kitap”ın (Rusça: Chernaya Kniga, Yidiş: Dos Szwarce Buch) yayınlama hazırlıklarında yer aldı. Ayrıca nesir formatında yazılmış, gettodaki anılarını anlattığı kitabını da (Yidiş: Fun Wilner Geto) yayınladı. Vilnius’un kurtuluşundan sonra, Suckewers çok sevdiği şehrine geri döndü. Eski partizan yoldaşlarıyla (Abba Kowner, Szmerke Kaczergiński ve diğerleri) bir araya geldi.

Suckewer, Vilnius’ta bulduklarını Ilya Erenburg’a yazdı: “İki haftadır şehrimin sokakları ve sokakları arasında dolaşıyorum. Ben de Ponary’deydim. Yaşayan kimseyi bulamadım, etrafta sadece kül var. Vilnius’ta öldürülen Yahudilerin cesetleri çıkarıldı ve yakıldı. İnsan külü yapışkan ve gridir. “Bir çantaya koydum ve yanımda taşıyorum – belki çocuğum, belki annem… “

Papier Brigade’in eski üyeleri, savaş öncesi dünyanın kalıntılarını ortaya çıkarmaya çalışırken şehri keşfe çıktılar. JIWO kütüphanesinin bazı gizli hazinelerini bulmayı başardılar. Bir apartman dairesinde düzenlenen Yahudi Müzesi’nde görev aldılar ve daha sonra yolları New York’taki JIWO karargahına kadar ilerledi.

Suckewer 1946 Şubat’ta Nürnberg duruşmasına, Sovyet tarafında yaşananlara tanık olmuş ve hala hayatta olan tek Yahudi olarak çağrıldı. Otuz sekiz dakika boyunca Suckewer, yaşadıklarını Rusça olarak anlattı. Anlattıkları; Almanların, onu bir çöp dağının etrafında Tevrat ile çıplak dans etmeye zorlaması, Nowogródzka Caddesi’ndeki toplu katliam, komün başkanı Noach Pryłucki’nin öldürülmesi, JIWO Pinchas Kon’un bir çalışanı olan Jakub Wygodzki, son olaraksa annesinin vurulması ve oğlunun doğumdan hemen sonra Almanlar tarafından zehirlenmesi hakkındaydı.

Kısa süre sonra Suckewers, küçük kızı Rina ile Vilnius’tan ayrıldı. Önce Varşova’ya gittiler, oradan da başka bir Polonya şehri olan Łódź’a geçtiler. Suckewer, Varşova’yı 1939’dan önce biliyordu, zaman zaman orayı ziyaret ediyor ve sanatçılarla tanışıyordu. Şiirlerinde yankılanan Polonya edebiyatının farkındaydı, Leśmian ve Tuwim’den çok memnundu. Savaştan sonra Polonya başkentine yaptığı ziyaret onu şok etti. Polonya’da kaldığı kısa süre onun için; Polonya’nın kültürüne, edebiyatına, tanıdık yerlerine ve sanatçılarına bir veda olmuştu.

“Ey benim memleketim, kardeşimin doğduğu,
Çingenem yine özlemle kollarını uzatıyor,
Vadesi dolmuş boş yollarda geziniyor
Ve yangından önceki yağmurları arıyor.
Hoş bir rüyada dikilmiş, sadakatle büyülenmiş renkler,
Ve geçen gün tattığım cennet
Kuşların şarkılarındaki eski bir efsane.
Bugün Polonya’da seni arıyorum – ama burada ne oldu?”

[A. Suckewer, Polonya’ya, Günümüz Lehçesine çeviri; M. Tuszewicki]

Suckewers daha sonra Paris’e, oradan da Filistin’e doğru yola çıktı. Bağımsız İsrail’de Yidiş dili gölgelere itildi. Suckewer, Yidiş dilinin korunması için savaştı. PEN Kulübü’nün bir üyesiydi, “Di Goldene Kejt” adlı edebiyat dergisini 1995 yılına kadar kurup yönetmeyi başardı. Birçok dile çevrilmiş şiirler yayınladı. 1985’te prestijli İsrail Ödülü’ne layık görüldü ve Yidiş edebiyatı ile ödüllendirilen ilk yazar oldu. Yidiş dilinin en büyük şairlerinden biri olarak kabul edildi. Abraham Suckewer, 19 Ocak 2010’da Tel Aviv’de öldü.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.