Beyaz Adam İsa

İncilin İsa’nın ten rengi hakkında sessiz kalmasının bir sebebi var. Peki bu çağda bu durum neden büyük bir mesele haline gelmiş durumda?

Çevirmen: Rümeysa Sağın

Editör: Bilal Enes Özensel

Beyaz Adam İsa

İncil’in İsa’nın ten rengi hakkında sessiz kalmasının bir sebebi var. Peki zaman içinde bu durum neden büyük bir mesele haline geldi?

Çevirmen: Yeşim Ebru Bağcı

Editör: Erhan Köş

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Rümeysa Sağın, Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği lisans mezunu.
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Kent Çalışmaları alanında yüksek lisans yapıyor. 

Bilal Enes Özensel, İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji okuyor. Gelenek, medeniyet ve musikiyle ilgili. Şiirden anlamıyor. Gezmeyi, gezmeyi ve görmeyi çok seviyor.

Sayfa Düzeni ve Kapak Tasarımı
Erhan Köş

1,500 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

Geçen ay Amerikan televizyon izleyicilerini şok edecek bir olay yaşandı: History Channel’ın yeni mini dizisi The Bible‘daki Şeytan, çarpıcı bir şekilde Başkan Barack Obama’ya benziyordu. Bu gelişme sonrasında Twitter ve Facebook’tan tutun da CNN ve Fox News’e kadar her tür medya kanalından tepkiler yükseldi. İtirazların sesi o kadar yükselmişti ki, dizinin yapımcıları cevap vermek zorunda kaldı. Faslı aktör Muhammed Mehdi Ouazanni’nin Şeytan rolünde kasıtlı olarak Obama gibi görünmesine “saçmalık” olarak cevap verdiler. Ancak tüm eleştirilerin 10 saatlik bu dizinin reytinglerine bir zararı olmadı. ABD’de her bölümü 10 milyondan fazla izlenen The Bible, yılın en büyük TV dizisi oldu.

Dizinin popülaritesinin nedenlerinden biri, Amerikalıların İncil’deki figürlerin somut olarak nasıl temsil edildiğini derinden önemsemeleridir. Şeytan’ın karanlığını (ve Obama-lığını) veya İsa’nın ‘göz alıcı beyazlığını’ tartışırken aslında karakterlerin etnik ‘görünüşü’, ekranda söylediklerinden veya yaptıklarından daha önemliydi. Aslında ABD izleyicileri ilk kez dini bir figürün tasvirine rastlamıyorlardı. 2004’te, Mel Gibson’ın The Passion of the Christ filminde İsa’nın işkence görüp öldürülmesini izlemek için sinema salonlarına akın etmişlerdi. Ama bu dizide, İsa hiç İngilizce konuşmuyor, yalnızca ekranda bedeni sergileniyordu. Çok önceleri de Amerikalılar Martin Luther King’e İsa’nın nasıl göründüğünü sorup, 1920’lerde de İsa’yı filmlerde göstermenin uygun olup olmadığını tartışmışlardı.

Faslı aktör Muhammed Muhammed Ouazanni, History Channel’ın mini dizisi The Bible'da Şeytan'ı canlandırıyor. Lightworkers Media / Hearst Productions Inc.

İncil’de dış görünüşün önemi şimdiki gibi değildir. Eski metinlerde daha çok hasta veya iyileşmiş, parçalanmış veya dirilmiş bedenler söz konusudur. Kitâb-ı Mukaddes’de de çoğu zaman bedenlerin ten veya saç rengi konusunda bir bilgi yoktur. Ancak bugün The Bible dizisindeki aktörlerin dış görünüşleri hakkındaki takıntılarımıza baktığımızda, İncil’in bu kadar sessiz kaldığı bir konunun bizim yaklaşım biçimimiz ile nasıl bu kadar dikkat çekici hâle geldiğini anlamamız gerekiyor.

Tarih boyunca ABD’deki pek çok din adamı İncil’deki figürlerin fiziksel niteliklerini önemsizleştirmeye meyilli olarak İncil’deki figürlerin fiziksel niteliklerini açıkça ortaya koyma girişimlerinin de insanları gerçek maneviyattan saptırabileceği konusunda uyarıyorlardı. Kolonyal New England’da Püritenler, İsa’yı, Tanrı’yı ve Madonna(Meryem Ana)’yı kiliselerinde yahut basılı materyallerde sergilemeyi reddederek kendilerini Katoliklerden ayırdılar. Püritenler, yerleşmiş inançlara her zaman karşı değillerdi: diğer temsillerle bir problemleri yoktu ve eğitim kitaplarında düzenli olarak küçük figürler kullanıyorlardı. Dahası Şeytan bazen boynuzlu, kanatlı ve sıska kara bir figür olarak temsil ediliyordu (sonuçta o, “karanlığın prensi” idi). Ama şeytanı ya da onun buyruğu altındaki birini bir beden içinde görmek korkunç bir deneyimdir.

19. yüzyıl boyunca, yeni teknolojiler Kitâb-ı Mukaddes resimlerinin seri üretimi ve dağıtımını kolaylaştırınca bazı din adamları bu durumun Kilise’nin misyonunu engelleyebileceğinden endişe duydular. New York City’deki bir Presbiteryen¹ bakanı, 1880’lerde cemaatini resimli İnciller’de ve vitray pencerelerde gördükleri İsa imgesine güvenmemeleri konusunda uyarmıştı: “Tarihte Mesih’in fiziksel kimliğine dair hiçbir yerde herhangi bir ipucu olmaması dikkate değer bir şeydir. Dünya, O’nun fiziksel varlığının somut bir portresine sahip değildir. Tüm büyük sanatçıların yaptıkları Mesih resimleri yalnızca kurgudur.”

“Köleliğin sona ermesinin zamanı geldiği gibi, beyaz olmayan kadın ve erkeklerin de siyahlığı kötülük, beyazlığı iyilikle ilişkilendiren dil ve imgeleri reddetme zamanı gelmişti.”

Bu bakanın endişesinin altında ciddi bir teolojik neden vardı: Mesih’in fiziksel özellikleriyle ilgili İncil’deki detayların eksikliği, Hristiyanlığın evrensel söylemi adına çok önemliydi: “Eğer İsa ayrıntılarıyla anlatılıp sınırlandırılsaydı- örneğin, soluk yüzlü bir adam olarak anlatılsaydı- o zaman siyahi bir adam, Mesih’e beyazlardan daha uzak olduğunu hissederdi.” Bunun yerine, İncil İsa’yı ırksal özellikler açısından tanımlamayı reddederek O’nun buyruklarının herkesi kucaklamasını sağlanabilirdi. Ancak bu şekilde Kilise, Kafkasyalı’nın, Moğol’un, Afrikalı’nın Rabbinin huzurunda bir arada durduğu bir yer olabilirdi ve ancak bu şekilde hepimiz İsa hakkında benzer şeyler düşünerek hepimiz O’nun kardeşimiz olduğunu hissedebilirdik.

Evrensel bir İsa teması, Amerikalı Hristiyanların İsa’nın neye benzediği sorusuna verdikleri ortak bir cevap olmuştur. 1957’de Martin Luther King Jr’ın Ebony dergisindeki tavsiye köşesinde şu soru soruldu: “Dünyadaki insanların çoğu beyaz değilken Tanrı neden İsa’yı beyaz yarattı?” King, bu soruya kendi siyaset ve din felsefesi üzerinden bir cevap verdi. Kişinin ten renginin o insanın karakteri ile ilgili bir şey söylemediğini iddia ederek ona göre bunun Mesih’ten daha iyi bir örneği olamazdı: “İsa’nın teninin rengi çok az önem taşır yahut hiç önemi yoktur.” King okuyucularını bu konuda temin etti çünkü ten rengi ‘kişiliğin gerçek değeri ile hiçbir ilgisi olmayan biyolojik bir niteliktir. “İsa ırkları aştı ve O, ‘renginden dolayı değil, O’nun eşsiz tanrı bilinci ve tanrıya teslimiyetinden dolayı önemli’ bir şahsiyetti. O, biyolojik yapısından dolayı değil, manevi adanmışlığı nedeniyle Tanrı’nın oğluydu.”

Ancak insanları renklerine göre ayıran bir toplumda, imaj-maker’lar için tek zorluk İsa değildi: Şeytan da vardı. İç Savaş sırasında, kuzeyli bir Afrikalı-Amerikalı olan T Morris Chester, köleliğin sona erme zamanı geldiğinde, siyahi kadın ve erkeklerin karanlığı kötülükle, beyazlığı iyilikle ilişkilendiren dili ve imgeleri reddetme zamanının da geldiğini açıklamıştı. Malcolm X’in buna benzer iddialarıyla ün kazanmasından neredeyse bir yüzyıl kadar önce Chester, arkadaşlarından değişimi tetiklemek için tüketici gücünü kullanmalarını istedi. Dedi ki: “Şayet İncil’den bir tablo istiyorsanız ve şeytan siyaha boyanmışsa, satıcıya vicdanınızın bu kadar büyük bir yanlışı desteklemesine izin veremeyeceğini söyleyin. Yaratanın ve meleklerin beyaz olarak sunulduğunda ona, böyle bir iftiranın yayılmasını teşvik ederek günah işlediğini söyleyin.”

Siyah şeytan fikrini reddeden Chester, yüzyıllardır süregelen Hristiyan ikonografisine karşı çıkıyordu. Ortaçağ Avrupa’sında Şeytan’ı karanlık ya da siyah olarak tanımlamak tamamen normal karşılanıyordu. Cadılar ‘karanlık sanatlar’ icra etmeleriyle bilinirlerdi ve erken sömürge Amerika’sında Yeni Dünya’ya giden İngiliz göçmenler diğerlerini cadılıkla suçlarken, onlar da karanlıkla şeytanîliği birbiriyle eşleştirmiş oldular. Şeytan 1692’de Salem’de her yerdeydi ve oldukça fazla sayıda fiziksel form alabilirdi. Her zaman siyah veya kırmızı tenli olmakla ilgili de değildi: Sarah Bibber, ‘siyah paltolu bir papaza benzeyen küçük bir adam gördüğünü, bu adamın kolundan tutup onunla birlikte gitmesini istediğini’ iddia etti. Çoğu zaman Şeytan’a “ufak, siyah, sakallı bir adam” olarak tanık olmuştu. Bir başkası onu “oldukça büyük siyah bir şey” olarak, diğer biri ise şeytanı “siyah bir köpek” şeklinde görmüştü. Şeytan, kimi zaman Yahudi kimi zaman Kızılderili olarak göründü. The Wonders of the Invisible World’de (1693), Püriten teolog Cotton Mather, Kızılderilileri ve siyahları şeytanla ilişkilendirdi: “Swarthy Kızılderililer” in genellikle “Külrengi Şeytanlar” ile birlikte olduklarını ve Şeytan’ın da kendisini “küçük Siyah bir adam” olarak tanıttığını yazdı.

“Amerika'nın tarihi ve mevcut demografik yapısı nedeniyle, İncil karakterlerinin kaosa neden olmadan tasvir edilmesinin neredeyse hiçbir yolu yoktur.”

20. ve 21. yüzyıllarda, İncil’deki figürlerin nasıl tasvir edileceğine dair tartışmalar daha yüksek sesle konuşulur hale geldi. Bunun nedeni, büyük ölçüde, ABD kültüründe görsel imgenin giderek artmasıdır. Amerikalılar filmlerde, televizyonda, dergilerde veya internette şaşırtıcı bir oranda görüntüler üretip tüketmektedir. 1930’larda bile, sosyolojik araştırmalara katılan bazı Afrikalı-Amerikalı gençler, “İsa’nın ten rengi ne idi?” sorusuna “O, gördüğüm tüm resimlerde beyazdır” diye cevap verdiler. Yıllar sonra, Kanada’daki Trinity Western Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Phillip Wiebe, Visions of Jesus (1997) adlı kitabı için insanlarla röportaj yaptığında, Jim Link adlı bir adam, İsa’nın ‘sakallı ve omuz hizasında kahverengi saçlarının olduğunu, resimlerdeki popüler İsa imgelerine benzediğini’ ifade etti.

Zaman zaman filmler, Ben-Hur (1959) veya The Robe (1953) ‘te olduğu gibi, İncil’deki karakterleri gizleyerek tartışmalardan kaçınmaya çalıştılar. Böyle durumlarda, İsa’nın sırtını veya kolunu görüyoruz, ancak yüzünü asla görmüyoruz. Ancak bazen de film yapımcıları, Martin Luther King’in uğradığı suikastan yalnızca beş yıl sonra vizyona giren Jesus Christ Superstar (1973) filminde siyahi aktör Carl Anderson’ın Judas Iscariot (Yahuda) rolünü canlandırması gibi, tartışmalara hevesli gibi görünmüşlerdir.

Jesus Christ Superstar filminden bir kare, 1973.

Irk ve kimlik soruları artık İncil’in gösterim biçimlerinin kaçınılmaz unsurları haline geldi. Mel Gibson, oyuncu Jim Caviezel’in gözlerini maviden kahverengiye dönüştürmek için -İsa karakterinin daha Yahudi görünmesi için– The Passion of the Christ (2004) filminde dijital olarak bazı değişiklikler yaptı. Ancak bu değişikliğe ve Caviezel’in yüzüne protez bir burun takılmasına rağmen, bazı eleştirmenler yine de filmde İsa’nın tipik bir beyaz Amerikalı olarak sunulduğunu iddia ettiler.

The Bible mini dizisi, Amerikalıların Kitâb-ı Mukaddes karakterlerini görsel olarak nasıl tasvir ettiği, bu karakterlerin nasıl göründüğü veya nasıl görünmesi gerektiği ve bu figürlerin bir bedene giydirilmesinin gerekliliği üzerine yapılan tartışmaların başka bir örneğidir. Bu tartışmalar elbette sadece dini boyutlarla sınırlı değildi. Ayrıca Başkan Obama’nın Tanrı’nın mı yoksa şeytanın mı tarafında olduğu gibi sorularla Amerika’da siyaset ve dinin iç içe geçmişliğini göstermeye çalıştılar. Ve elbette bu işin içinde, gerek büyük evanjelik Hristiyan pazarını hedefleyen TV ve filmlerden gelen yüksek reyting ve reklam geliri şeklinde olsun, gerek belki de farkında olmadan- İsa’yı ve Şeytan’ı ırk ayrımının zıt noktalarında tasvir eden İncil ve broşürler yayımlayan kârlı endüstriler şeklinde olsun büyük paralar da dönüyordu.

Amerika’nın tarihi ve mevcut demografik yapısı nedeniyle, İncil karakterlerinin kaosa neden olmadan tasvir edilmesinin neredeyse hiçbir yolu yoktur. İsa’yı “siyah” olarak düşünmek, radikal solla ilişkilendirilen siyasi değerlere işaret etmektedir. 2008’de Başkan Obama’nın papazı Jeremiah Wright’ın ‘İsa’nın fakir bir siyah adam’ olduğu iddiaları neredeyse Demokrat Parti adaylığına mal olacaktı. Bununla birlikte, Afrikalı-Amerikalıların, Asyalı-Amerikalıların ve Latin Amerikalıların nüfusunun giderek arttığı bir toplumda İsa’yı beyaz olarak sunmak, açıkça muhafazakâr bir dünya görüşünün kodlarını yansıtmaktadır. Öyleyse, bazı Amerikalıların beyaz-siyah ikileminden kaçmanın bir yolu olarak İsa’yı “kahverengi” olarak tanımlamayı seçmesi şaşırtıcı değil. Örneğin, ABD’de biri anti-muhafazakâr bir mitinge katılırsa, şunların yazdığı bir poster bulması muhtemeldir: “Obama, ücretsiz sağlık hizmeti veren kahverengi tenli, savaş karşıtı bir sosyalist değil. Sen İsa’yı düşünüyorsun.”

¹Presbiteryenlik, piskoposluğu reddeden İhtiyar Meclisince yönetilen Kalvinist sistemli bir mezhep. Protestanların bulunduğu Reforme Kilise mensuplarına verilen addır. Presbiteryenler olarak isimlendirilirler. Mensupları Presbiteryanizmin havariler tarafından vaaz edilmiş bir sistem olduğuna inanır. Gelenekçi din anlayışına göre değil de, Hristiyanlığın başlangıcındaki özüne göre düzenlemeyi savunurlar. (Editör Notu)

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.