Cehennem Başkalarıdır

Jean-Paul Sartre, ünlü sözü “Cehennem başkalarıdır (L’enfer c’est les autres)” ile aslında ne söylemek istediğini açıklıyor.

Çevirmen: Simten Keskinkılıç

Editör: Erhan Köş

Tasarım: Erhan Köş

Cehennem Başkalarıdır

Jean-Paul Sartre, meşhur sözü “Cehennem başkalarıdır (L’enfer c’est les autres)” ile aslında ne söylemek istediğini açıklıyor.

Çevirmen: Simten Keskinkılıç

Editör: Erhan Köş

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Simten Keskinkılıç, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi. Gerçek bir Slytherin ve varoluşsal travmalarını Eurovision ile atlatmayı seviyor.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

700 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Bir tiyatro oyunu yazarken her zaman için elverişli nedenler ve derin endişeler bulunur. Söz konusu elverişli neden şudur ki, Gizli Oturum’u 1943-1944 dolaylarında yazdığımda üç arkadaşım vardı ve onlardan, herhangi birisini ön plana çıkarmadan benim bir oyunumu oynamalarını istedim. Yani sahnede sürekli bir arada kalmalarını istiyordum. Çünkü kendi kendime, eğer biri sahneden ayrılacak olursa o giderken diğerlerinin ondan daha iyi bir rolü olduğunu sanacak diyordum. Bu yüzden onları bir arada tutmak istiyordum. Ve ben de üç kişiyi, hiçbirini dışarı çıkarmadan ve onları sonsuza dek sahnede tutacak şekilde nasıl bir araya getirebiliriz dedim.

İşte o zaman onları bir cehenneme atma ve her birini diğer ikisinin celladı yapma fikri aklıma geldi. İşte elverişli neden budur.

Ayrıca şunu söylemeliyim ki, bu üç arkadaş oyunu sergilemedi, bildiğiniz üzere oyunu sergileyenler Vitold, Tania Balachova ve Gaby Sylvia idi.

Ancak bu noktada daha genel endişeler bulunuyordu ve ben oyunda bana sunulan durumdan daha fazlasını göstermek istedim. Söylemek istediğim şey “Cehennem başkalarıdır” idi. Ama “Cehennem başkalarıdır” hep yanlış anlaşıldı. Başkalarıyla olan ilişkilerimizin her zaman zehirli olduğunu, onların her zaman cehennemi ilişkiler olduğunu kastettiğim zannedildi. Oysa demek istediğim bambaşka bir şey. Demek istediğim, eğer başkalarıyla olan ilişkiler çarpık ve kirli ise o halde başkası ancak cehennem olabilir. Neden mi? Çünkü temelde diğer insanlar, kendi hakkımızdaki fikrimizin oluşum sürecinde en önemli yeri işgal ederler. Kendimizi düşünürken kendimizi tanımaya çalışırken temelde başkalarının bizimle ilgili halihazırda sahip olduğu bilgileri kullanırız. Kendimizi, başkalarının sahip olduğu, kendimizi yargılamamız için bize verdikleri araçlarla yargılarız. Kendimle ilgili ne söylersem söyleyeyim, her zaman başkalarının yargısı buna dahildir. Bu da demek oluyor ki eğer ilişkilerim kötüyse kendimi tamamen başkalarına bağımlı kılarım. Ve böylece gerçekten de cehennemde olurum. Ve dünyada başkalarının yargılarına fazlasıyla bağımlı oldukları için cehennemde olan çok fazla insan var. Ancak bu hiçbir şekilde başkalarıyla ilişki kuramayacağımız anlamına gelmez. Bu sadece diğer herkesin her birimiz için ne kadar önemli olduğunu gösterir.

İkinci olarak söylemek istediğim şey şu ki bu insanlar bize benzemez. Gizli Oturum’da göreceğiniz üç karakter bize benzemiyor çünkü bizler hayattayız ve onlar ölü. Elbette burada “ölü” bir şeyi temsil etmekte. Şurası kesin ki pek çok insan kendileri hakkında acı çektikleri ama değiştirmeye bile yeltenmedikleri yargılara sahip oldukları bir dizi alışkanlıkla, gelenekle kabuk tutmuştur; göstermeye çalıştığım şey bu. Ve bu insanlar ölüler gibidir. Endişelerinin, kaygılarının ve geleneklerinin çerçevesini kıramadıkları için çoğu zaman onlara yüklenen yargıların kurbanı olarak kalırlar. Bu noktadan itibaren onların korkak ya da kaba oldukları aşikardır mesela.

Korkak olmaya başladılarsa hiçbir şey onların korkak olduğu gerçeğini değiştiremez. Onlar bu yüzden ölü ve bu, değiştirmek istenilmeyen yargıların ve eylemlerin bitmez tükenmez kaygısı ile çevrili olan bir “yaşayan ölü” demenin yoludur. Öyle ki gerçekte, hayatta olduğumuz için, absürt kavramı ile özgürlüğün bizim için önemini, yani eylemleri başka eylemlerle değiştirmenin önemini göstermek istedim. Hangi cehennem çemberinde yaşarsak yaşayalım, bence onu kırmakta özgürüz. Ve eğer insanlar onu kırmazsa, orada kalıyor olmaları yine özgürcedir, cehenneme gitmelerinin özgürce olması gibi.

Görüyorsunuz ki, başkalarıyla olan ilişkiler, kabuk tutma ve özgürlük, güç bela şekillenen öteki yüz gibi özgürlük; bunlar oyunun üç temasıdır. Keşke bunu insanların “Cehennem başkalarıdır” dediğini duyduğumuzda hatırlasak.

Bitirirken şunu eklemek isterim: 1944’te, ilk performans sırasında oyun yazarları için çok ender görülen bir mutluluk başıma geldi; karakterler en başından beri üç oyuncu ve cehennem uşağı Chauffard tarafından bu yönde şekillendi ve ben artık kendi aklımdakileri Vitold, Gaby Sylvia, Tania Balachova ve Chauffard’ınkinden farklı bir kılıkta hayal edemez oldum. Oyun o zamandan beri başka oyuncular ile yeniden sahnelendi ve özellikle Christiane Lenier’i oynarken gördüğümü ve ne kadar harika bir Inès olduğuna hayran kaldığımı söylemek istiyorum.

Metinle ilgili küçük “resmi” bir bilgi: Jean-Paul Sartre tarafından 1965 yılında “Gizli Oturum” (tiyatro) oyununun fonografik kaydına giriş olarak söylenmiş metindir. Bu metinler Michel Contat ve Michel Rybalka – Essais Folio – Gallimard 1992 tarafından toplanmıştır.

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.