Cinsiyetsiz Edebiyat

“Benim de kendime ait arketiplerim var, görüşlerim, umutlarım ve daha fazlası. Ama yine de bakışımızı bozan veya güçlendiren, okuduklarımızın çeşitliliğidir.’’

Çevirmen: Deniz Özel

Editör: Merve Kalkan

Tasarım: Erhan Köş

Cinsiyetsiz Edebiyat

“Benim de kendime ait arketiplerim var, görüşlerim, umutlarım ve daha fazlası. Ama yine de bakışımızı bozan veya güçlendiren, okuduklarımızın çeşitliliğidir.’’

Çevirmen: Deniz Özel

Editör: Merve Kalkan

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Deniz Özel, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu.
Fransız kara mizah anlatıları ve Satürn şairlerini seven bir edebiyatçı

Merve Kalkan, İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir toplumbilimci adayı.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

800 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram
00:00
00:00
  • Cinsiyetsiz Edebiyat 00:00

Küçük kız çocuklarının pembe elbiseler giyip erkek çocuklarının kamyonlarla oynadığı günler giderek daha kapsayıcı ve cinsiyet klişelerinden arındırılmış hâle gelen bazı çocuk edebiyatı eserlerinde artık geride kaldı… Bu yükselen edebiyat, eserdeki herhangi bir karakteri belirlenmiş rollere hapsetmemek amacıyla basmakalıp inanışları doğal bir şekilde yıkma, çocuklara çok sayıda önerme sunma ve önceden belirlenmiş kısıtlamalara karşı dikkatli olma arzusuyla donatılmaktadır.

Giderek bir trend haline gelen bu edebiyat türüne ayak uyduran, dahil olan birçok yazar ve yayıncı bulunmaktadır. Anna Llenas’ın Le Vide (Les 400 coups), Nadine Robert’in Au-delà de la forêt (Comme des géants), Marie-Francine Hébert’in Dépareillés (QA) ve Jonna Lund Sorensen’ın Lili entre deux nids (D’eux) isimli kitapları, karakterlerin belirlenmiş kalıplardan uzak durduğunu gördüğümüz bazı örneklerdendir. Bu karakterlerin tutumları ve dünya görüşleri tipik olarak kadınsı ya da erkeksi değil, temel olarak ve her şeyden önce insancıldır.

Bu tarafsızlığı işlemeyi en sevdiği konu haline getiren yazar ve illüstratör Marianne Dubuc, Le Devoir gazetesi ile yaptığı röportajda şunları söyler: “Bir hikâye yazarken, kendimi spontane bir şekilde ve hiç düşünmeksizin stereotipler yaratırken buluyorum. Örneğin, sırf ezelden beri böyle alıştığım için küçük bir kıza etek giydirme ve onu kız arkadaşlarıyla çevreleme eğiliminde oluyorum.”

Spektrumun diğer tarafına geçmeden yazmanın veya illüstrasyon yapmanın da aynı derecede hassas bir konu olduğunu vurgulayan Dubuc, “Stereotipik olmayan bir kadın karakter yaratmak istersem ona pantolon giydireceğim, arkadaşları erkek olacak ve futbol oynayacak ama bu daha iyi bir varyasyon değil çünkü burada tuzağa düşmüş oluyorum’’ diyerek devam ediyor.

Facteur Souris’nin yazarına göre, herhangi bir sorundan kaçınmanın en iyi yolu, hikâyeyi etkilemeden hem erkek hem de kız olarak hareket edebilen karakterleri tasvir etmektir. Dubuc, hayvanları sahneleme eğiliminin ona cinsiyet konusunda kesin bir karara varamama imkânı sunduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hayvan çiziyorum çünkü tüy ve kulak çizmeyi seviyorum ama aynı zamanda bu durum bana bir cinsiyeti açığa vurmama olanağı sağlıyor.”

Yazar ve yayıncı Yves Nadon da sınırları ortadan kaldırmayı, çocuklara çok sayıda model ve gerçeklik sunmayı amaçlayan bu yaratıcılar serisinin bir parçasıdır. Cinsiyetsiz edebiyata dair fikirlerini şu şekilde ifade eder: “Kitaplar bir bütün olarak hayatın sunduğu şeyleri sunmalıdır ve bize empatiyi, açıklığı ve farklılıkların kabulünü ne olursa olsun göstermelidir. Biz farklıyız ve güzel olan da bu.’’

Marianne Dubuc gibi Nadon da cinsiyetsiz, çevreci ve feminist hikayeleri rasyonel olmadan yazmanın veya örneklemenin pek olası olmadığına inanıyor: ‘’Benim de kendime ait arketiplerim var, görüşlerim, umutlarım ve daha fazlası. Ama yine de bakışımızı bozan veya güçlendiren, okuduklarımızın çeşitliliğidir.’’

Bazı yazarlar ve yayınevleri kendilerini bu şekilde tanımlamadan cinsiyetsiz edebiyatı bünyelerinde bulundurma eğilimindeyken diğerleri bunu gerçek bir misyon haline getiriyor. Önyargılı fikirleri sarsan Fransız yayınevi Talents Hauts gibi yeni ve küçük bir Quebec yayınevi olan Dent-de-lion da kendisini basmakalıp olmayan, feminist ve cinsiyetsiz bir yayınevi olarak tanımlıyor. Misyonunu ‘’Her şeyden önce, daha az ayrıcalığa sahip insanları gölgede bırakan baskın söylemlerin yer aldığı, öngörülebilir edebiyattan uzaklaşmak.’’ olarak belirliyor.

2016 yılında Stéphanie Barahona ile kurulan yayın evinin yardımcı editörü Rachel Arsenault, “Alışılmış bir edebiyattan uzaklaştığımızda, yaratıcılığa ve iyi hikayelere daha fazla yer olduğu izlenimine sahip oluruz. Stereotipten sapmak için bir konuyu yakından tanımak gerekir. Elbette feminist bir kaset ile başlarsanız bundan iyi bir hikâye elde edemezsiniz. Bana öyle geliyor ki; hisseden, gerçekliği daha detaylı, nüanslı gören bir kişinin bakış açısına odaklanarak, doğrudan doğruya daha kaliteli bir hikâye elde etmiş oluruz.’’ diye açıklıyor. 

Yazar ve oyuncu Vincent Bolduc, ‘Billy’nin Gözleri Ardında’ (Derrière les yeux de Billy) isimli eseriyle yardımcı editör Rachel Arsenault tarafından yayınlanan ilk eserine imza attı. Keder ve kaygı temaları etrafında dönen hikâye, kendisi için çok değerli olan her şeyi kaybetmekten korkan Billy’yi konu alıyor. Ölüm bir gün, Billy ve büyükbabasını ayırıyor ve duyduğu muazzam acıya rağmen Billy, zamanla sevdiklerini küçük hafıza kutusunda saklayabileceğini fark ediyor. Ebeveynlerini, büyük anne-babasını, arkadaşlarını, yüreğini pır pır ettiren ve bir yetişkin olduğunda birlikte çocuk sahibi olacağı kişiyi dahil bu küçük hafıza kutusunda yaşatabileceğini anlıyor.

Le Devoir’ın eşliğinde Vincent Bolduc, cinsel yönelimi hikâyenin merkezine almamanın önemini ve arzusunu şu şekilde açıklıyor: ‘’Hikâye; keder, ölüm ve kaygı temaları etrafında toplanıyor. Dent-de-lion yayınevi ile, hikâyenin ana konusu haline getirmeden esere homoebeveynli bir aile ekleyebileceğimi biliyordum.’’ Bununla birlikte, gösterilsin ya da gösterilmesin, bu edebiyatın amacının farklı önermeler sunmak ve nihayetinde bunların okuyucular tarafından doğal bir şekilde bütünleştirilmesi olduğunu da belirtmiştir.

Billy’nin Gözleri Ardında

Le Devoir gazetesinden Amélie Gaudreau, bu etkileyici hikaye hakkında şunları yazıyor:

Yazar Vincent Bolduc ve illüstratör Chloloula tarafından ortaklaşa oluşturulan yeni yayınevi Dent-de-lion’un ilk kitabı, geleneksel olmayan aile modellerini ve farklı kökenlere sahip karakterleri aşırı vurgulanmadan sunma vaadini yerine getiriyor.

Bu muhteşem hikâye, her şeyi kaybetme talihsizliği yaşayan genç Billy’nin gözünden sevilen birinin yasını konu alıyor. Hikâye, Billy’nin sevgili büyükbabasının ölümünü, büyük varoluşsal sorunlarını ve sevdiği herkesi ‘kaybetme’ korkusunu gündeme getiriyor ve Billy, bu korkuyu yatıştırmak için basit bir çözüm keşfediyor…

Ölüm, yaşam ve hafıza üzerine felsefi düşünceleriyle, metnin hem komik hem de dokunaklı gerçekçiliği gençlere de yaşlılara da hitap ediyor. Üstelik, benimsenen tonla tamamen uyumlu olan mükemmel çizimler, kitabın geneline hayranlık uyandıracak şekilde hizmet ediyor. Bu, herkesin tüm ailesiyle keşfedilebileceği çok güzel kitap, kuşkusuz çocukların ve yetişkinlerin kafasındaki sorular hakkında ilginç ve önemli tartışmalara yol açacak…

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Kaydolun

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.