Tür
İnceleme

Yayıncı
Encore

Çeviren
Mine Yıldırım

Simon Critchley

David Bowie’nin
Gizli Felsefesi

New York’taki New School for Social Research’te felsefe profesörü olan Simon Critchley’e göre polimorfik insansılığın arkasında gerçek bir ontoloji bulunmaktadır. Bunu ortaya çıkarmak adına Critchley, “David Bowie is” sergisini¹ anımsatan kitabında bu hipotez üzerinde yoğunlaşır.

das Kritik

Çevirmen

Deniz Özel

Editör

Yunus Emre Dökmetaş

Kurgu

Erhan Köş

Müzik her şeyden önce bedenden geçen titreşimlerdir. 1972’de televizyon ekranının karşısında yaşadığı ergenlik çağı duygularını, onu asla terk etmeyecek heyecanları daha ilk cümlelerinden anımsatan Simon Critchley’in tutkulu ve öznel anlatımı bu erotik varsayıma dayanmaktadır:

Sam Critchley

“Bowie’nin bana verdiği
daimi keyfe hayatım boyunca
hiçbir şey yaklaşamadı."

Analog sinyaller; “Starman”² adında başka bir gezegenden, rengarenk giyinmiş, kızıl saçlı androcini³ bir varlığın görüntüsünü aktarır. Pop müziğin dehaları bir duyguya, bir soyutlamaya odaklanarak veya bir hikaye anlatarak evrensel bir mesaj gönderme tutkusunu paylaşırlar. En yetenekli olanları, tükenmez izah ve yorumlama alanları açar. Bowie’nin sözleri, müziği ve çoklu kimlikleri, yansıtılan bu övgüde işlenmiş en iyi ve eşsiz örnektir.

Görsel Bir Kimlik Cümbüşü

Müzikalite, grafik ve sahne prodüksiyonu açısından Bowie’nin belirlenmiş sınırları yoktur. “David Bowie is” sergisi totolojik bir isme sahiptir ki bu, bizi müziğinin değişimlerinde sonsuz olan Bowie’nin kendisine, sahnede ya da Labyrinth, The Man Who Fell To Earth, The Hunger gibi bilim kurgu filmlerinde karakterler icat ettiği metamorfozlarına geri getirir. Philharmonie‘de, bir ses baloncuğunda sarmalanmış birçok farklı karakter aracılığıyla, odadan odaya, aşırıya kaçan saç modellerinden bakımlı saç modellerine, ağırbaşlılıktan kitsch‘in eşiğine kadar dolaşırız. Bowie’nin en ünlü yaratımı, 70’li yılların başında yarattığı Ziggy Stardust, hayranların ruhuna en çok işlemiş karakterdir. Bowie’nin kostüm dolabındaki en meşhur karakteri olan Ziggy’nin radyolara çıkan en ünlü alegorisi, 3 Temmuz 1973’te Londra’daki Hammersmith Odeon’da gerçekleşir. Bowie bu konserde, yalnızca bir yıl içinde göz kamaştırıcı bir ikon haline gelen yaratısına, kelimenin tam anlamıyla intihara meyilli bir gösteri eşliğinde suikast düzenler. Bu suikastın amacı; Diamond Dogs albümünde yer alan likantropi, uzaylı, androcini, centilmen, peroksit manken gibi başka formlar altında daha iyi bir şekilde doğmaktır. Ve tabii etkisi göz önüne alınacak olursa, medyadaki yokluğu sırasında ortaya çıkan biçimi olan “hayalet” de buna dahildir. 

Bowie yüzeyselliğin, yapaylığın ve “-mış” gibi görünmenin derinliklerini araştırır. Simon Critchley bununla ilgili olarak, “Bowie, dünyadaki hiçbir şeyin birbiriyle hemfikir olmadığını tam olarak gösteren bir ruh hali, duygu veya Stimmung deneyimidir. Bowie nezdinde her şey benlikle uyumsuzdur ve her şey yanlıştır. Bu, sanatçının özellikle Jones ailesinin (Bowie’nin aile adı) zihninde yükselen şizofreniye çare olarak vermek istediği mesajdır.” der.

Nihilizmin Kıyılarında Dans Etmek

Critchley’in araştırması, Bowie’nin dağarcığında en çok karşılaşılan kelimenin “nothing” olduğunu gösterir. Bowie şarkılarının distopik dekorunda, hiçlik coşkuyla haykırıldığında, boşluğun çağrısının baş dönmesi yarattığı daha yargısız bir hüzün bulunur. En ünlü şarkılarından “Five Years” yaklaşan kara çökmesini ve son insanlığın gözyaşı dökecek beş yılı kaldığını anlatır. 1969 yılında NASA’nın Ay misyonuna övgü olarak yazılan “Space Oddity” gezegenden kaçan kapsülün içinde tutsak olan Binbaşı Tom’un uzayda sürüklenmesini (ve/veya psikedelik alegorisini) anlatır. “Future Legend” holigan orduları tarafından harap edilmiş, enfekte farelerle kaplı bir şehri tasvir eder.

Kıyamet tablolarının ötesinde, Bowie’nin sanatında Niçeci referanslar da bulunur. Zerdüşt’ün yankıları olan “Oh You Pretty Thing”de durum budur:

“Gelecek dünyayı düşünüyorum
Kitapların bulunduğu, altın olanlar tarafından
Acıyla yazılmış, şaşkınlıkla yazılmış
Neden burada olduğumuzu sorgulayan
Şaşkın bir adam tarafından”

Biyografi yazarı Peter Dogget, biraz daha ileriye giderek Burroughs’un The Wild Boys adlı yapıtından esinlenen Diamond Dogs albümünü “kültürel parçalanmaya dair aşırı karamsar bir çalışma” olarak nitelendirir. Bowie’nin şarkıları, modern dünyayı, kıyametin ölümcül ve küresel sonucuna, zamanı aşan ama yeni simülakrlar⁷ bulan bir fanteziye doğru somutlaştırır.

Kurgu Fenomenolojisi

Bowie’nin farklı renkli gözleri, şarkılarında yansıttığı dünyayla olan ilişkisinin mükemmel bir alegorisini sunar ki bu, üç boyutlu gözlüklerin arttırılmış bir gerçekliğe davet eden iki farklı tarafı gibidir. Filtreler ve ekranlar gerçekliğe daha da fazla gerçeklik katmak ister ve bu durum müzik için de aynıdır. Bu bağlamda; 

“Müzik, belirli bir ‘dünyevilikten uzaklaştırma’ olanağı sağlayan bir anlaşmazlık yeridir; bizleri ütopyacı ışığın altındaki gerçeği seyre dalmaya yönlendirebilecek bir geri çekilmedir."

Pastoral yahut dehşetengiz bir nüans ortaya çıkaran her geri adım, Bowie nezdinde iç içe geçmiştir. Kurgusal bir yankılanma, kurtarıcı olmak şöyle dursun, faciaları ve depresyonu vurgular: “Hava soğuktu ve yağmur yağıyordu, bu yüzden kendimi bir aktör gibi hissettim” der Bowie “5 Years” şarkısında. Öyle görünüyor ki Bowie bu sözlerle, herkesin onun hayatına elinden kaçırdığı bir mizansen olarak baktığını onaylar.

Gerçekliğin sanatın renkleri ve daha yoğun duyguların renk tonlarıyla filtrelendiği kasvetli bir ortamda, gündelik yaşamın izlenimi ara renklerde yaşıyormuş hissi bırakabilir. Ancak bazı olaylar, gerçekliğin mümkün olan en iyi ya da en korkunç kurgu olduğunu düşünmemize yol açar. Feminist Valerie Solanas’ın suikast girişiminden kaçan Andy Warhol, bu algı felsefesini 1968’de şu şekilde ifade etmiştir: 

“Bu saldırıdan önce, yalnızca bir kısmımın gerçeklikte var olduğunu düşünürdüm – hayatımı gerçekten yaşamak yerine bir televizyon şovu izlediğimi belli belirsiz hep hissettim. […]. O andan itibaren, kani oldum: kanallar değişiyor ama bu yine de bir şov."

Her iki sanatçı da anlık olarak düşündükleri bir senaryonun içinde kapana kısılmış hissederler. Yalnızca sanat, dünyanın işlevselliğine perçinlenmiş zihni özgürleştirebilir ve onu bir perspektife oturtabilir.

Bu fenomenolojik ilişki aracılığıyla Critchley şeytanın avukatlığına soyunur ve Bowie’nin kendisine rağmen Nasyonal Sosyalizmi yücelten davranışlar ve açıklamalarda bulunduğunu dile getirir. Nitekim Nazizm’in gücü, tıpkı her totaliter ideoloji gibi, gerçeğin bir tür estetik ideal uğruna bulanıklaştırılmasının yarattığı gerginlikte yatar. Bowie, bu sistemin üzerine kurulduğu ve onu parçalara ayırmak isteyen kitleleri heyecanlandırma amacına hizmet eden depresif sarmalı ifade eder; böylelikle Hitler ve pop-starlar arasında taraflı bir kıyaslama yapmamıza olanak sağlar. Yazarın bu sözde davasının yarattığı kafa karışıklığını biraz da olsa gidermek adına, durumu Bowie’nin o dönemler ölçüsüz bir biçimde kullandığı uyuşturucular ile bir arada değerlendirmek gerekir.

Bir Acayip Maneviyat

Bir pop peygamberi imajı üzerine iyi oturmuş olan Bowie hakkında, içinde “avangart” sıfatını görmediğimiz bir makale okumak imkansızdır. Sanatçının her albümü yeni bir grafiksel ve müzikal tessitura barındırır. 2014 yılında yayınlanan derleme albümü her ne kadar başarılı sayılsa da bazı eleştirmenler Bowie’nin yetmişli ve seksenli yıllardaki dehasından uzaklaştığını düşünür. Tüm bu fikirlere rağmen Bowie, öngörüsüyle Arcade Fire isimli Kanadalı rock grubunu henüz ünlenmemişken dünyaya duyurmayı başarmıştır.

Bowie’nin üstlendiği peygamberlik figürü yalnızca müzikal uzmanlığından kaynaklanmaz. Tek bir satır yoluyla kendini yalancı ve guru olarak yorumlayan sanatçı, Critchley’in fanatizm ve analiz yoluyla algılamaya çalıştığı metafizik cerahatler ortaya çıkarır.

İlk karakterlerinden olan “Starman” benliğinden emin olmayan ve fanileri ziyaret etmeyi seven bir mesihin kozmik bir dirilişidir. Nietzsche’nin Zerdüşt’ü ile harlanmanmış bu imaj, Bowie’nin tekrar eden olay örgülerinde görülen dehşet ögesi olmaktan ya da ahlaki bir düzen dikte etmekten uzak, kardeşçe bir mesaj yayar ve insanın günahkar doğasında boğulmasındansa mürtefi olmasını hedefler. Öncesinde bir suçluluk sürecini tetiklemeden kişiyi kutsaması, Pop müziği birçok dinden daha bilinir kılar. Popun duygusal yanı, karşılığı olmayan bir aşk armağanı olarak görülse de birçok sanatçı için o kadar da incelikli ve masum değildir. Critchley buna örnek olarak karikatürize bir bağlılık şekli gösteren, tüm yardımsever cephelerde boy göstermiş ancak büyük ihtimalle çocuklar tarafından dokunan halılarla süslenmiş bir oturma odasında yaşayan U2 şarkıcısı Bono’yu ele alır.

Katolikliğin etkisiyle Bowie, kurumsal olmaktan çok Beatnik bir trendi benimser ve ahlaki dogmatizmden uzak, daha şiirsel ve varoluşsal bir yön ortaya koyar. 2013 yılında reklam yapmadan piyasaya sürdüğü “The Next Day” albümünde yer alan ve yine aynı adı taşıyan şarkının klibinde karşımıza dînî bir figür olarak çıkar. Bazı kesimler tarafından bir şirk koşma olarak algılanan klip, tartışmalara yol açar. Sıfırdan yaratılan felaket durumlarına ve bunların şiddetine tepki olarak, nostaljiyi bir sevgi biçimi, kelimenin tam anlamıyla ölüme karşı kardeşçe uzattığı bir yardım eli olarak kullanır. “Rock’n Roll Suicide” şarkısında seslendiği kişiye söylediği “sen yalnız değilsin” sözleri ve “Heroes” şarkısında “yalnızca bir gün için” bir faniye kahramanlık teklif etmesi, bu yardımlara örnektir.

Critchley hem felsefenin hem de hayranlığın empresyonist bir şekilde iç içe geçtiği kitabında, maneviyatla dolu, anlaşılması güç ve değişken Bowie kuyruklu yıldızının özünü kendine has bir yolla resmeder. Bowie de bu durumu “Changes” isimli şarkısında şu şekilde betimler:

“Böylece döndüm kendime yüzleşmek için
Ama hiçbir bakış yakalayamadım
Başkaları nasıl görmeli sahtekarı
Bu sınavı geçmek için çok hızlıyım”

Dipnot

12013 yılında Londra’da bulunan Victoria ve Albert müzesinde açılış yapan “David Bowie is” sergisi, İngiliz şarkıcı-söz yazarı ve aktör David Bowie’nin hayatı, müziği, filmleri ve sanatı hakkında eserler ve bilgiler veren bir gezici sergidir. (ç.n.)
2 – Starman, 1972’de yayınlanmış bir David Bowie şarkısıdır. Şarkının sözleri Ziggy Stardust’ın radyo aracılığıyla dünya gençliğine yollandığı umut mesajını ve kurtuluşu getirecek olay uzaylı Starman’i betimler. (ç.n)
3
Andorcini-androjin:Çift cinsiyetli(e.n.)
4
Philharmonie de Paris. Fransa’daki bir konser, etkinlik salonları kompleksi. “David Bowie Is” burada sergilenmiştir. (ç.n)
5 – Kitsch: Kitsch, tüketicilerinde estetik etki yaratan ancak herhangi bir sanat akımı kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan ürünleri ifade eden bir sanat terimidir.(e.n)
6 – Likantropi, kişinin kurt adama dönüştüğüne ilişkin sanrılara sahip olmasına verilen addır. (ç.n.)
7 – Simülakr: Bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm. (e.n.)
8 – Tessitura: melodi ve sesin genel aralığı olarak literatüre geçen kelime. (ç.n.)
9 – Beatnik, 1950’lerin ortasından 1960’ların ortalarına kadar 1950’lerin Beat Kuşağı hareketinin daha yüzeysel yönlerini ortaya koyan yaygın bir medya oluşumudur. [Beat Kuşağı hareketi: Beat Kuşağı, New York’ta bir araya gelen ve Amerikan şairleri ve yazarlarından oluşan bir harekettir.] (e.n)

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.