Farhadi Sineması ve Gündelik Hayat Sosyolojisi

Farhadi sinemasında gündelik hayat, iyiye dair farklı yargılarla dolu olan ve hiçbir zaman kesin hüküm vermeyen bir mahkeme gibidir…

Çevrimen: Rumeysa Yöndem

Editör: Yağmur Alev

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Farhadi Sineması ve Gündelik Hayat Sosyolojisi

Farhadi sinemasında gündelik hayat, iyiye dair farklı yargılarla dolu olan ve hiçbir zaman kesin hüküm vermeyen bir mahkeme gibidir…

Çevirmen: Rumeysa Yöndem

Editör: Yağmur Alev

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Rumeysa Yöndem, İstanbul Üniversitesi Tarih mezunu, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Sosyal Hizmet alanında eğitimine devam ediyor. Göç çalışmalarıyla ilgileniyor.

Yağmur Alev, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Kelimelerin ve notaların gücüne inanır.

 1000 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Modernliğin bir göstergesi olarak kent sokakları, kent sosyolojisi ve gündelik hayat sosyolojisi teorilerinin en önemli sembollerindendir. Modern bir toplumda yaşam; sokak, toplumsal dayanışma ve bununla ilişkili olarak özgürlük, hareketlilik, yer değiştirme, yerinden edilme, göç, her çeşit  sınırı aşma, çok katmanlı kimlik, kendini gerçekleştirme, davranışta yaratıcılığın ortaya çıkması, emek, kazanç ve tüketim, serbest dolaşım, serbest zaman, protesto, gençlerin ebeveynlerinin nüfuzundan kaçışı, toplu yaşam gibi kavramlarla ilişkilendirilebilir. Kent sokakları ise modernitenin tüm sonuçlarının izlendiği; gerçek ve yanılsamanın, güç ve zafiyetin, riskler ve insan kontrolü dahilinde gerçekleşen olayların kesiştiği mekanlar olarak düşünülür.

Ünlü sosyal kuramcı David Harvey’nin deyimiyle “Şehir; kargaşa ve sürpriz olaylarla dolu, gizemli bir yerdir.” Neo-Marksist düşünür Henri Lefebvre ise şehir içindeki gündelik hayatın, kapitalizmin uygulandığı ve yeniden üretildiği bir alan olduğu eleştirisinde bulunur. Ona göre şehir, insanın temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir yer olmanın ötesinde felsefe, bilim, sanat gibi faaliyetler üzerinde yükselen bir yerdir. Öyle ki Lefebvre, dünyanın değişmesini sağlayan itici gücün şehirdeki gündelik hayatta bulunduğunu söyler ve gündelik hayatın fazlasıyla içinde bulunmamızı bu gücü görmemizi engelleyen tek sebep olarak görür. Bu teorilerde şehir ve modernitenin kapsamının bir parçası olarak ev; huzur, sadeliğe dönüş, kargaşadan kaçış, aşinalık, sakinlik ve konfor alanı, çocukluk hatıralarıyla örülü olma, annenin huzur dolu kucağına ya da rahmin karanlık boşluğuna dönüş, tabiatın doğallığına ve atalete dönüş, toplumsal normlara bağlı kalma, kadınların istismar edilmesi, gençlik heyecanlarına sınır çekilmesi gibi anlamlarla yüklüdür.

Asghar Farhadi’nin sinemasına ve sinemasında oluşturduğu atmosfere bu varsayımla yaklaşırsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. David Harvey ve ev kavramını modernite karşısında konumlandıran Henri Lefebvre gibi modern düşünürlerden farklı olarak Farhadi, evle kent arasındaki sosyolojik ayrımı kabul eder ve evi modernleşmenin gündelik hayata yansıdığı bir mekan olarak sergiler. Filmlerinde bize önce gündelik hayatın özellikle ailevi ve ahlaki boyutundan bir kesit gösterir, ardından da evden bu gündelik hayat anlayışı bağlamında yeni bir hikaye sunmaya çalışır. Onun filmlerinde ev, modern kent kuramlarında geçen sokak sembolünün yerini alır; çatışmalar ve karmaşık olayların yaşandığı bir mekana dönüşür.

Farhadi, gündelik hayatın özellikle ailevi boyutunu, her zaman birden fazla doğrunun karşı karşıya geldiği bir mahkeme olarak kurgular ve bu doğruları hikaye içinde birbirleriyle karşılaştırır. Farhadi sinemasının içeriği şöyle özetlenebilir: Gündelik hayat, iyiye dair farklı yargılarla doludur ve hiçbir zaman kesin hüküm vermeyen bir mahkeme gibidir. Bu yüzden insanın yaşam konusunda kesin yargılarda bulunmayı bırakması daha iyidir. İnsan, sadece hayatın karışıklıklarını anlayarak ve gerçekliğin farklı katmanlarını tanıyarak insanı kendi gerçeğiyle kabul etmeli ve insana dair ümit içinde olmalıdır. Örneğin; Çarşamba Ateşi (Chaharshanbe-soori) filminde Morteza’nın Simin’e olan ilgisine, Mojdeh’nin Morteza’ya olan sevgisine ve onun davranışlarına karşı gösterdiği hassasiyete tanık oluruz.  Tüm bunlar, birçok nedenden kaynaklanabilecek insani durumlardır. Aynı şekilde Elly Hakkında (Darbareye Elly) filminde Sepideh’nin Elly’i kuzeye yolculuğa çağırması ve onu Ahmet’le tanıştırma çabası, Elly’nin Areş’i kurtarmaya çalışması, grubun Elly’i bulmaya ve Elly’nin ölüm acısını olay hakkında konuşarak hafifletmeye çalışması; Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin) filminde Simin’in İran dışında iyi bir hayat kurmak istemesi karşısında Nader’in de babasını bırakmak istememesi, bunlar da insana dair doğal durumlardır.

Farhadi, bizi, İran insanının aile hayatında ve elbette genel olarak hayatın kendisinde, iyilerin karşı karşıya geldiği gerçeğiyle yüzleştirir. Belki de bu konuyu gündelik hayatın en ahlaki olmayan yönlerinden biri olarak kabul etmek gerek. Farhadi’nin gözüyle baktığımızda gündelik hayat; kökü kötülüğe yaslanmayan, iyiye dair iki farklı görüşün çarpışmasından kaynaklanan üzücü olaylarla doludur. Bu hayatın aktığı mekan ise kent veya sokak değil, evdir. Onun sinemasında kent sadece üzerinde evin bulunduğu zemindir. 

İran gibi hükümetin ev dışındaki alanlarda varlığını hissettirdiği toplumlarda, sokaklardaki hareketlilik ve gerilimin modern hayatın bir göstergesi olduğu söylenemez. Buna karşılık, ev de huzur ve durağanlığın mekanı değildir. Dolayısıyla, İran gibi toplumlarda evi modernleşmenin izleği olarak kabul etmek gerekir. İran toplumu; teknolojiyi kullanma, modaya uygun kıyafetler giyme, dönemin güncel davranış kalıplarına uyma gibi hareketlilikleri çatışma ve gerginlik gibi duygularla dolu olan ev ortamında gerçekleştirir. Farhadi sinemasında aile üyelerinin ev hayatında karşılaştığı açmazların, ahlak-insani dürtüler ekseninde ortaya çıkan ikilem, çatışma ve içsel hesaplaşmalarının işlenmesinin temelinde bu gerçek yatmaktadır.

Farhadi, evin İran insanının bugünkü yaşamında artık sadece bir dinlenme mekanı veya konfor alanı olmadığını, aile ve arkadaşlık ilişkilerinin yalnızca sükunet ortamı vadetmediğini, her birinin yeni bir kriz ve maceraya gebe olduğunu göstermeyi hedefler. Elly Hakkında filminde, filmin başında yarı harap haldeki villaya bakarak bir facianın yaklaşmakta olduğunu sezeriz. Bununla birlikte, arkadaş grubunun hep birlikte eğlendiği neşeli ortam, bizi, facianın topluluktan uzakta gerçekleşeceği düşüncesine götürür.

Her halükarda, gündelik yaşamdan kopuşlar Farhadi sinemasının ayrılmaz bir parçasıdır. Kuzeyde, aydınlık bir sabah vaktinde, Elly’nin herkes gündelik hayatın koşturmacası içindeyken bir anda ortadan kaybolması, sıradan bir günün keşmekeşe dönüşmesine sebep olur. Elly, başından beri hikayenin kenarında yer alan ve travmanın kadrajın dışında yaşanması sebebiyle yıkımın metaforu haline gelen bir karakterdir. Meydana gelen bu kriz, diğer karakterlerin iç dünyalarını sarsar. Elly’nin kaybolması grubun bütün üyelerini  “Acaba Elly’nin benden ne gibi bir beklentisi vardı?”  sorusuyla yüzleşmeye götürür. 

Bu olay, bir dostun kaybı veya ölümünün bizi nasıl bütün varlığımızı sorgulamaya götürebileceğini gösteriyor. Gündelik hayatta “Acaba bu kişi benden ne istiyor?” sorusunu kendimize sormamıza sebep olan pek çok olaya maruz kalıyoruz. Bununla birlikte, bir süre sonra (ki bu 1 saniye, saatler, günler veya yıllar sürebilir) gündelik hayatımızın olağan seyrine geri dönüyoruz. Filmin sonunda da anlaşıldığı üzere grup Elly’nin ölümünün ardından ya tatile devam edecek ya da büyük ihtimalle herkes evine dönecek.

Asghar Farhadi, Çarşamba Ateşi filminde ise ev ahalisinin iç dünyasındaki çalkantıları gözler önüne serer. Bu filmde ev, modernleşme teorilerinde değinilenin aksine huzur ve sakinliğin sembolü değildir. Eserdeki mekan kurgusu, karakter derinliği, diyaloglar ve eserin makro anlatısı, hepsi yorumumuzu haklı çıkaran işaretlerle dolu. Ev içinde yaşanan dalgalanmalar, Mojdeh ve Morteza’nın ilişkisindeki karmaşa, Morteza ve Simin’in arasının bozulması, komşuların birbirine karşı duyduğu güvensizlik, hepsi bize şunu gösteriyor: Ev; İran’ın ideolojikleşmiş, devletin kamusal alanda kendisini devamlı hissettirdiği toplum yapısında, değişimin yaşandığı ve dinamizmin olduğu tek yerdir. Bu sebeple, ev içindeki çatışmalar aile içinde ciddi krizlerin yaşanmasına sebep olur. İran toplumu modernleşme ve onun istenmedik yanlarını ev içinde deneyimler; şehir ortamında değil. Doğal olarak biz de İran’ın bugünkü durumunda, modernleşme dalgasının izlerini gündelik hayat kuramlarında değinildiğinin aksine şehrin sokaklarında değil, Farhadi sinemasında olduğu gibi evlerde aramalıyız.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.