“Garip” Olmanın Faydaları

Çocukluğum bir hayli tuhaftı. […] Midland, Texas’ta Yahudi bir Rus göçmen olarak büyüdüm. Anaokulunda okurken yemekten önce dua etmediğim için başım hep belaya girerdi. Dillerden asla düşmeyen “Super Bowl” hakkında da hiçbir şey bilmezdim…

Çevirmen: Tarık Emre Karagül

Editör: Yunus Emre Dökmetaş

Tasarım: Erhan Köş

“Garip” Olmanın Faydaları

“Garip” olmanın faydaları, dışlanmışlığın yaratıcılık üzerine etkisi, küçükken çok taşınan mimarların gözle görünür biçimde işlerinde daha iyi olmaları ve çok daha fazlası…

Çevirmen: Tarık Emre Karagül

Editör: Yunus Emre Dökmetaş

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Tarık Emre Karagül, Uludağ Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği öğrencisi. Sosyoloji ve siyaset felsefesi okumaları yapıyor.

Yunus Emre DökmetaşAkdeniz Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği 3. sınıf öğrencisi. Edebiyat ve sanat tarihi ile ilgileniyor.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

1,100 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Çocukluğum bir hayli tuhaftı. Şöhretini George W. Bush’un bir zamanlar burada yaşamasına ve “Friday Night Lights” için ilham kaynağı olmasına borçlu olan Midland, Texas’ta Yahudi bir Rus göçmen olarak büyüdüm. Anaokulunda okurken yemekten önce dua etmediğim için başım hep belaya girerdi, dillerden asla düşmeyen “Super Bowl” hakkında da hiçbir şey bilmezdim. Kasabamızdaki her bir insandan farklı olarak ben, her zaman umutsuzluk içerisindeydim.

Daha sonraları Dallas’ın kenar bir mahallesine taşındığımızda bile benim gibi bir Rus göçmenle karşılaşmadım. Otobüse hep yalnız bindim, kendi kendime konuşmaya başladım. Neredeyse bütün akşamlarım yalnızlıkla geçiyordu. Bir keresinde birkaç çocuk evimizi tuvalet kağıdı yağmuruna tuttu. Hâl böyle olunca ebeveynlerime bunun çocukların “loser”lara yaptığı bir Amerikan geleneği olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Babam tavrını hiç bozmadan eline bir çöp poşeti alıp dışarı koştu, tuvalet kağıtlarını poşete doldurdu ve poşeti banyomuza koydu. Akşam yemeğinde ise birden mutlu şekilde “Bedava tuvalet kağıdı, işte bu!” diye haykırdı.

Oysa istediğim tek şey normal biri olmaktı. Sınıf arkadaşlarım gibi Amerikan olmak istiyordum. İnsanlara anlattığımda hiç kimsenin “Neden?” diye sormadığı bir geçmiş istiyordum. Ama zamanla, etrafımdaki insanlardan farklı olmamın iyi bir yanı olduğunu fark ettim. Kayda değer birkaç sosyal bilim araştırması, biz gariplerin yaşadığı sosyal alanda reddedilme mevzusunun bizlerde, olağanüstü bir yaratıcılığı ortaya çıkardığını söylüyordu.

John Hopkins Üniversitesi İşletme Bölümü akademisyenlerinden Sharon Kim, birçok insanın yaratıcı başarılarını yalnızlıklarına ve isyankâr olmalarına borçlu olduklarını söylüyordu. Kim, bunun doğru olup olmadığını görmek istedi ve birkaç gönüllüyü laboratuvarına davet ederek bu teorisini test etmeye karar verdi. Bu çalışmaya başlamadan önce, Kim ve meslektaşları, gönüllülere “grubun” bir parçası olarak seçilmediklerini gerekçe göstererek birkaç çalışma konusunu onlara uygulamayacaklarını söylediler. Yani grubun dışında bırakıldılar. Kim ve meslektaşları onları dışlanmış hissettirmek istiyordu. Diğer gönüllü grubuna ise aynı şekilde davranılmadı. Yani onları dışlanmış hissettirecek hiçbir şey yapılmadı.

Kim, gönüllülerden kağıt üzerindeki aktiviteleri yapmalarını istedi. İlk aktivitede gönüllülere üç sözcük verdi ve bunlar arasındaki ortak noktaları bulmalarını istedi. İkinci aktivitede ise gönüllülerden bizim gezegenimize benzemeyen bir gezegenden bir uzaylı çizmelerini istedi.

Deney sonucuna göre başlangıçta dışlanan gönüllülerin her iki aktivitede de daha iyi olduğu ortaya çıktı. Uzaylı çizme aktivitesinde diğer gönüllü takımının standart, karikatürize Marslılar çizdiği gözlemlenirken dışlanan gönüllülerin ise insanlardan tamamı ile farklı görünen tüm uzuvları vücutlarının bir yerlerinden taşan uzaylılar çizdikleri gözlemlendi. Dışlanan gönüllülerin çizimleri üç jüri tarafından “daha yaratıcı” olarak değerlendirildi.

Ve Kim, bu deney ile dışlanma ve yaratıcılığın bağlantılı olduğunu kanıtladı. Lâkin bir dipnot düştü. Bu bağlantı yalnızca dışlanmaya alışmış olan katılımcılarda görünmüştü. “Garip” olmak ile ufku geniş ve yaratıcı olmak arasında bir bağ gerçekten de var gibi görünüyordu.

Pek çok insan için dışlanmanın bu etkisi çocuklukta başlıyordu. Brown Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde akademisyenlik yapan Doç. Dr. Arnold M. Ludwig, “The Price of Greatness” kitabı için içlerinde Frida Kahlo, Jean-Paul Sartre ve John Lennon gibi isimlerin de bulunduğu bine yakın seçkin insanı incelemiş ve sanatçılar, yazarlar gibi yaratıcı insanların çocukluklarının iş adamlarınınkinden daha “garip” göründüğü, sonucuna varmıştır. Buna benzer şekilde Psikolog Donald W. MacKinnon 1962’de mimarlar üzerine yaptığı çalışmada daha yaratıcı mimarların çocukluklarında aileleriyle birlikte sıklıkla taşındığı fark etti. Yaratıcı mimarların çoğunun küçükken kendilerini izole hissettiklerini söylemesi de bu tezi kuvvetlendiriyordu.

Kendi kültüründe “garip” olarak nitelendirilmek insanda “bütünleştirici karmaşıklık” adı verilen bir yaratıcılık öğesi geliştirebilir. Bütünleştirici karmaşıklık adı verilen bu yaratıcılık öğesine sahip olan kişiler belirsizlikle iyi başa çıkma ve çelişen bilgileri uzlaştırma konusunda ustadırlar ve sorunlara genellikle birden fazla perspektiften bakabilirler.

Kansas Üniversitesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Profesör Chris Crandall toplumun dışında bırakılan insanların sosyal hayatlarında değişikliğe ve yeniliğe gitme konusunda daha özgür davrandıklarını dile getiriyor. Dışlananlar ve bu sebepten yabancılaşanlar toplumun onlar hakkında ne düşündüğünü daha az önemsiyor ve bu yüzden her türlü değişiklik ve yenilik konusunda kendilerini fazlasıyla rahat ve özgür hissediyorlardı.

Zaten toplum tarafından dışlanmış insanların diğerlerinden düşünme noktasında daha iyi olduğu defalarca gözlemlenmiştir. Örnek olarak birden çok dile maruz kalmış çocuklar -belki de benim gibi doğdukları yerden uzak bir yerde büyümek zorunda kaldıkları için- bir yetişkinin bakış açısını daha iyi anlayabilir ve daha iyi iletişim kurabilirler. Yapılan bir deneyde de yurt dışında yaşayan insanların problemlere farklı veçhelerden bakabildiği ve çözüm üretmekte diğerlerinden daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. Bu deneyin sonucu sayesinde belki de Picasso’nun neden Kübizm’i Paris’te keşfettiğini, Handel’in neden Mesih’i İngiltere’de yaşarken bestelediğini açıklayabiliriz.

Yurt dışında yaşamamış yahut yaşamıyor olanlar için de iyi bir haberim var. Alışılmadık bir düşünce yapısına yol açabilecek durumlar da yaratıcılığınızı artırmanıza yardımcı olabilir. Houston Üniversitesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Rodica Damian ve çalışma arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada gönüllüler fizik kurallarının uygulanmadığı bir sanal gerçeklik ortamına alındılar. Bu sanal gerçeklik dünyasında her şey tepetaklaktı. Bir diğer grubu ise bilindik Fizik kurallarının geçerli olduğu bir sanal gerçeklik ortamına alındılar. İki grup kıyaslandığında fizik kurallarının uygulanmadığı dünyadaki grubun “Ne ses yapar?” sorusuna daha yaratıcı cevaplar verdiği gözlemlendi.

Damian’ın teorisi şuydu: her tür olağan dışı deneyim yaratıcılığı arttırır. Damian bunu “Fikirleri, normları, kuralları ve beklentileri ihlal eden şeyleri tecrübe ettiğinizde zihin bunun gibi daha fazla şeye açık hale geliyor” diye açıklıyordu.

Her şey bir yana fazla garip olmanın da iyi bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Başınıza sarsıcı bir olay geldiğinde onunla uğraşmak zihninizi bütünüyle yorabilir. Bir boz ayı bahçenizi istila edip arabanızı mahvedebilir. Bu durumda yapmanız gereken şey olay üzerine düşünüp yaratıcı bir şeyler bulmaya çalışmak değil sigorta şirketini aramaktır.

Ama her ne olursa olsun “garip” olmanız hakkında olumlu düşünmeniz dışlanmanızın doğurduğu zorluklarla baş etmenize yardımcı olur. Sizi toplum nezdinde “garip” kılan şeyi size güç veren bir şeye dönüştürmek sizi daha da mutlu edebilir.

Olağan dışı bakış açıları parçası olduğunuz toplumun karar verme gücünü de arttırır. Solomon Asch’ın 1950’lerdeki ünlü deneyleri kalabalığa uymanın ara sıra gülünç şeylere yol açtığını ortaya koymuştur. Muhalif bakış açısının var olmasının başkalarının üzerindeki özgürleştirici etkisinin önemi başka çalışmalarda da kendisini göstermiştir.

İkna üzerine yapılan araştırmalar küçük gruplara üye insanların fikirlerinin bu kadar güçlü olmasının nedenini çoğunluğun onları daha dikkatli inceleme eğiliminde olmasıyla açıklar. Çoğunluk tarafından benimsenmiş fikirler bizlerin yalnızca çoğunluğun perspektifini destekleyen veriler hakkında düşündürürken muhalif bir fikir bizi söylenenler hakkında daha eleştirel ve derin bir düşünme sürecine iter. Charlen Nemeth ve Jack Goncalo’nun “Rebels in Groups” kitabında belirttiği gibi “Küçük gruplar daha fazla özgünlüğü ve özgürlüğü teşvik ederken çoğunluk daha fazla kalıplaşmış düşünceyi teşvik ediyor.”

Ne yazık ki, insanlar “garip” olmayı bıraktıklarında bu faydalar ortadan kalkıyor. Araştırmalara göre bir zamanlar azınlık olan insanlar çoğunluk olduklarında kapalı fikirli olma ihtimalleri artıyor. “Garip” olmanın kendine göre avantajları vardır ama hiçbir şey sonsuza kadar “garip” değildir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.