İçkin Bir
Eleştiri Formu
Olarak Psikolojiyi Dekolonyalleştirmek¹

Lamia Mognieh’in eleştirel psikolog Robert Beshara ile yaptığı röportaj İdil Atabinen’in çevirisiyle şimdi dilsosyal’de.

26 Aralık 2021

1-Bir alanı dekolonyalleştirmek (dekolonize etmek) o alanı sömürgesizleştirmektir ancak kolonyal mantık sömürgeci güçlerden daha çeşitli, hayatın her alanına genelleştirilebilir ve de daha etkili olduğu için sömürgesizleştirmek yerine kolonyal mantığı çözmek anlamına gelen dekolonyalleştirme tanımı uygun görülmüştür.(Ç.N.)

İçkin Bir
Eleştiri Formu
Olarak Psikolojiyi
Dekolanyalleştirmek¹

Lamia Mognieh’in eleştirel psikolog Robert Beshara ile yaptığı röportaj İdil Atabinen’in çevirisiyle şimdi dilsosyal’de.

Çevirmen: İdil Atabinen
Tasarım: Erhan Köş

1-Bir alanı dekolonyalleştirmek (dekolonize etmek) o alanı sömürgesizleştirmektir ancak kolonyal mantık sömürgeci güçlerden daha çeşitli, hayatın her alanına genelleştirilebilir ve de daha etkili olduğu için sömürgesizleştirmek yerine kolonyal mantığı çözmek anlamına gelen dekolonyalleştirme tanımı uygun görülmüştür.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

İdil Atabinen, Yeditepe Üniversitesi’nde Psikoloji lisansından sonra İstanbul Üniversitesi’nde sosyal psikoloji yüksek lisansı yaptı ancak uzmanlığı söylem çalışmaları ve sosyal inşacılık üzerine. Kimliklerin konuşmada inşasını mekan siyaseti üzerinden çalıştığı bir tezi var. Toplumsal cinsiyet, duygulanım, mekan, kent, politika, sosyal bilim epistemolojisi ve eleştirel sosyal teori üzerine okuyor, yazıyor veya çeviriyor. Birey-gündelik hayat-makro yapıların üçlü ilişkisine odaklanmayı, sinema ve edebiyatta modern insanın çilesini görmeyi seviyor. Eğitimine kültürel çalışmalar alanında devam etmeyi düşünüyor.

1000 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

1. Lütfen eğitiminizden, araştırmanızdan ve en son projenizden/yayınınızdan bahseder misiniz?

Eğitimim beşeri bilimsel psikoloji üzerine, ki bu birçok şey demek. Benim için bunun anlamı, ana akım (Avro-modern) psikoloji olarak da bilinen ve günümüzde bilişsel psikoloji ve nörobilimin takip ettiği doğa bilimsel psikolojinin² teorik ve metodolojik eleştirisidir. Bu doğa bilimsel psikolojiye baş harfi büyük şekilde “Psikoloji” diye hitap edeceğim çünkü halihazırda Avrupa merkezli olduğu halde evrensel olan bir proje bu.

2-Beshera psikolojiyi çalışma şeklini human scientific ve natural scientific olarak ikiye ayırıyor. Çeviride bunu “beşeri bilimsel” ve “doğa bilimsel” olarak çevirmeyi uygun gördüm. (Ç.N.)

Eleştirel psikolojiye, benim dediğim şekliyle Psikoloji’ye dair eleştirel tutuma, yönelmemin sebebi disiplini içerden ve de dışardan sarsmak. İçerden yaptığım eleştiriler daha çok metodolojiye yönelik oluyor; mesela beşeri bilimsel geleneğin bir parçası olan nitel araştırmayı görünür kılmak gibi (örnek olarak söylem analizi). Dışarıdan yaptığım eleştiriler psikanaliz (ki Erica Burman’a göre psikanaliz Psikoloji’nin baskılanmış Öteki’sidir) ve dekolonyal teori gibi farklı teorik yaklaşımlar aracılığıyla oluyor. Tüm yaklaşımlar içinde bu ikisi benim disiplinler ötesiliğe³ olan bağlılığımı karakterize ediyor.

3-Orjinali transdisciplinarity olan bu kavram çoklu disipliner (multi-disciplinary) veya disiplinler arası (interdisciplinary) çalışmadan ziyade disiplinlerin arasında bir sınır görmemeyi ve hatta disiplin kurgusunu aşmayı öne sürüyor. Bu görüş dekolonyal düşünce ve yöntemin de temelinde vardır. Böylelikle bilgi üretimi profesyonel ve akademik alanın dışına taşınabilmektedir. (Ç.N.)

(“Bilinç ve Toplum” konulu) Psikoloji doktorasının yanında film alanında da derecem var. Bunu humanities⁴ alanına duyduğum eşit derecede ilginin altını çizmek için belirtiyorum. Mesela yakında Bloomsbury’den çıkacak olan yayınım, Mourad Wahba’nın 1995 yılında basılan kitabının Fundamentalism and Secularization adıyla Arapça’dan İngilizce’ye bir çevirisi olacak. Bu eser küresel Güney’den çıkma önemli bir felsefi eser ancak küresel Kuzey tarafında dil engeli yüzünden tanınmıyor. Bu kitabın yayınlanması benim uzun vadeli çeviri projemin de başlangıcı olacak. Birçok çağdaş Arap düşünürün eserlerinin çevirisinde rol almak istiyorum. Bu birçok yönden önemli bir adım ancak bir tanesinin altını çizmem gerekirse, ben yalnız Avrupa-merkezciliğini eleştirmekle kalmak istemiyorum, dünya-merkezci bir projeye olumlu yönde katkıda bulunmak istiyorum. Enrique Dussel kültürel farklılığın bu olumlu boyutunu trans-modernite olarak nitelendiriyor; modernitenin en iyi hali ve onun başkalığı…

4-Türk eğitim sisteminde ayrı fakültelere atanmış olan kadim ve modern diller, edebiyat, din, hukuk, felsefe, sanat, coğrafya gibi alanları tek bir çatı altında toplayan çalışma alanı.  (Ç.N.)

2. Kendim Amerikan stili, pozitivist psikoloji eğitimi almış biri olarak, sizin derlediğiniz “A critical introduction to Psychology” kitabı özellikle ilgimi çekti. Bu kitap Psikolojiye Giriş ders kitaplarına eleştirel bir alternatif sunuyor. Eleştirel psikoloji nedir tam olarak? Bu teori veya lens günümüzdeki psikoloji bilimini (ve benlik, kimlik, anormallik, psikopatoloji, hafıza, biliş, davranış olarak bildiğimiz kavramları) nasıl dönüştürebilir?

Eleştirel psikoloji biraz önce de dediğim gibi Psikoloji’ye dair eleştirel bir tutumdur, dolayısıyla Psikoloji’nin bir alt dalı değildir. Eleştirel psikoloji beşeri bilimsel yaklaşımla çok ilintilidir ki bu yaklaşımın fenomenoloji etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Bunun haricinde eleştirel psikoloji, Marksizm, psikanaliz, feminizm, post-yapısalcılık ve dekolonyalizm gibi birçok teorik kaynaktan da yararlanır. Aslında eleştirel bir tutumdan ibaret olan eleştirel psikoloji, bana kalırsa, disiplinler ötesi bir girişimdir, praksistir. Diğer bir deyişle, sosyal değişimi amaçlayan bir eleştirelliktir.

Psikoloji disiplinini dönüştürebilir miyiz emin değilim çünkü -ABD’deki Demokrat Parti hakkında söylenegeldiği gibi- kendisi halihazırda sosyal hareketlerin sönümlendirildiği⁵ bir yer. Bazı eleştirel psikologlar eleştirilerinin Psikoloji disiplini tarafından kabul görmesini talep edebilir ancak bu yol tokenizmden⁶ öteye gitmez. Benim önemsediğim daha radikal olan yol ise temsili demokrasinin, disiplini değiştirmenin ötesinde; “özne”yi değiştirerek dünyayı değiştirmekle ilgili. Son zamanlarda, özellikle İngiltere’de, eleştirel psikolojide (psişik olanla sosyal olanın bağlantılı kabul edildiği) psiko-sosyal çalışmalara dönüş de bu görüş ile bağlantılı. “Özne”yi değiştirmek derken öznenin kuramsallaştırılmasını beyin, biliş, davranış eksenine indirgemeden karmaşık bir biçimde yapmayı kast ediyorum. Dünyayı değiştirmekten kastım ise, eleştirel teoriler yardımıyla sosyal problemlere işe yarar çözümler bulmak. Kendim de Psikoloji bilimi tarafından görmezlikten gelinmiş ya da yetersiz çalışılmış, küresel Kuzey’de baskı altında yaşayan veya Avrupalı olmayan özne gruplarıyla çalışıyorum genel olarak.

5-Amerika’da Demokrat Parti’yi Cumhuriyetçi Parti’nin daha “sevimli” görünen kardeşi olarak eleştirenler arasında popüler bir benzetme olan “graveyard of social movements” tabiri kısaca, Demokrat Parti’nin işçi hareketi gibi devrim potansiyeli taşıyan toplumsal hareketlerin etkisini kaybetmesindeki rolünü anlatmak için kullanılıyor.(Ç.N.)
6-Azınlığa mensup bir görüşe, kimliğe, görünüşe sahip bir topluluktan bir veya (yeterli olmayacak sayıda) birkaç kişinin simgesel olarak seçilip bu grubu karakterize edebileceği görüşünde olan kurgu.(Ç.N.)

Eleştirel psikolojide sorunuzda bahsettiğiniz kavramlara dair muazzam bir literatür mevcut. Hepsini burada özetlemek yerine araştırmacılara merak ettikleri kavram her neyse, araştırma sırasında o kavramın yanına “eleştirel psikoloji” anahtar kelimesini eklemelerini öneriyorum. Bir de, hakemli ve erişime açık bir dergi olan The Annual Review of Critical Psychology’i tavsiye ederim.

3. Psikolojiyi ve psikanalizi dekolonyalleştirmeyle ilgilenmeye nasıl başladınız? Bunun sizin için anlamı ne? Bunu yaparken ne tür yaklaşımlardan ve çerçevelerden yararlanıyorsunuz? Ve bu tarz bir çalışmanın zorlukları nelerdir?

Psikoloji ve psikanalizi dekolonyalleştirmeye olan ilgimin birçok kişisel ve tarihsel sebebi var: (1) Mısır’danım; Mısır toplumu Amerika gibi psikolojize edilmiş bir toplum değil. Ben de her zaman Öteki’nin dilini (Arapça) konuşan ve Öteki kültürden gelen biri olarak dışardan olanın perspektifine sahip oldum; (2) lisansta Freud okumaya başladım ve yine aynı zamanda hümanistik ve transpersonel psikoloji ile tanıştım; dolayısıyla Psikoloji eleştirisiyle bayağı erkenden haşır neşir oldum; (3) 20  yıllık süre boyunca, Psikoloji biliminin doğuşundan çok öncelere dayanan ve kendi psikolojik içgörüleri olan bir çok Avrupa dışından spiritüel öğretinin, geleneğin (Budizm gibi) öğrencisi oldum; (4) Amerika’da beşeri bilimsel psikoloji öğreten yalnızca iki devlet okulundan birinde doktoramı yapma şansına nail oldum, ve son olarak (5) bitirme tezime hazırlanırken küresel Güney’den postkolonyal ve dekolonyal düşünürlerin (Said, Dussel, Mignolo, Quijano, Wahba vd.) metinlerini okumak aklımı başımdan aldı ve bana geldiğim yerle de bağlantıda kalabileceğim bir eleştiri formunun kapısını açtı. Yani, Kuzey Afrika’dan gelme, Avrupa dışından spiritüel gelenekleri pratik etmiş, önce sanatçı – sonra akademisyen olan biri olarak psikoloji doktorası yapmaya beni yönlendiren yol ana akım olmaktan çok uzaktı. Şunu da söyleyeyim, eleştirel psikolojiyi alanın öncülerinden olan sevgili yoldaşım Ian Parker’ın metinleri sayesinde öğrenmeden çok önceden beri radikal politika ile ilgileniyordum.

Bana göre dekolonyalleştirmek iptallemek anlamına gelmiyor. Tam tersi, dekolonyalleştirme alana içkin bir eleştiri şekli. Örnek vermek gerekirse, psikanalizi dekolonyalleştirmek demek ona içkin kolonyal mantığı yine psikanalizin kendi dilini kullanarak eleştirip alanın radikal potansiyelini çekip çıkarmak demektir. Ki bu süreç bazen teoriye ve pratiğe içeriden zarar veren tarihsel veya kültürel durumlar tarafından engellenebilir. Bu zararı terapi odalarında veya psikanalitik kurumlardaki etik aşımlarında görmek mümkün. Ben bu zararın teorisini Avrupa-merkezci değil de küresel (Güneyli) bir perspektiften kurmaya çalışıyorum. Bu yüzden meselem psikanalizi ortadan kaldırmak değil çözümlenmiş halini yürürlüğe koymak⁷.

7-Beshera burada Hegelci ve Marksist okumalarda aufheben denilen İngilizce’ye ise -tamı tamına olmasa da yakın anlamıyla- sublate olarak çevrilen kelimeyi kullanmış. Türkçe’ye çevirmesi çok zor olan bu kelimeyle anlatılmak istenenin en doğru bu şekilde yazılacağını düşündüm. Bu konuda farklı çeviri önerileri memnuniyetle karşılanır. (Ç.N.)

Edward Said’in kullandığı kavramı kullanırsak psikanalizin dünyalaştırılmasıyla (worlding) ilgileniyorum. Bu da, psikanalizin geçerliğini Avrupa’dan ve Avrupalı özneden öteye taşımak demek oluyor. Bu sebeple, dekolonyal pratikle ilgilenen okuyuculara önerim, sevdikleri ve sömürgeleştirilerek kirletilmiş olduğunu düşündükleri şeyi dekolonyalleştirsinler. Dekolonyalleştirme sadece bir arındırma eylemi gibi de düşünülmesin çünkü bu ne ulaşılabilir ne de ilgi uyandıran bir hedef. Daha çok, Samir Amin’in terimiyle söylersek, dekolonyalleştirme bağı çözme eylemidir (delinking). Psikanalizin sorunu bilinçdışını modern bir retorik ile ele alması değil bu modern retoriğin kolonyal mantık tarafından şekillenmiş olmasıdır; ki ben bu mantığı psikanalizin kendi bilinçdışı olarak adlandırıyorum. Kontrolsüz bırakılırsa bu sömürgeci mantık, psikanalitik söylem somut bir maddi mücadelede köklenmesi gerektiğinde ideolojik bir fantezi biçimi haline gelir.

Benim bir araştırmacı olarak stratejim iki yönlü: Öncelikle Psikoloji’yi eleştirmek ve baskılanmış özneyi teoriye dökmek için Freudcu-Lacanyen psikanalizi kullanıyorum, ikinci adımda da psikanalizi kontrole almak için dekolonyal teoriden yararlanıyorum. Bu benim birkaç kelimeyle yöntemim. Ancak, çalışmalarımda çağdaş dünya düzeni olan ırksal kapitalizme dair susturulmuş tarihi hesaplara da dikkat çekiyorum. Biz bu tarihin (1492’den beri süren hiper-sömürgecilik) meyveleriyiz ve bir kavram olarak “kolonyal”, herhangi bir sömürgecilik biçiminden geriye kalan psişik kalıntıyı ifade ediyor. Bu yüzden 1879’da Psikoloji’nin, 1895’te psikanalitik müdahalenin ortaya çıkışının tarihsel koşullarını sorgulamamız gerekiyor. Bu koşullardan biri 1881 -1914 yıllarını kapsayan Yeni Emperyalizm -veya Afrika Talanı-; bu dönemde Afrika kıtasının çoğunluğu bir avuç Avrupalı güç tarafından sömürgeleştirilmiş ve tahakküm altına alınmıştı. Bu tarihsel koşul, ve diğerleri, Avro-modern psikologlara ve psikanalistlere, örneğin, kimin “uygar”, “ilkel” veya “barbar” olduğuna karar vermelerine ve bunun sebeplerine dair konuşmalarına yardımcı olan, kolonyalizme yerleşik bir teorik çerçeve sağladı.

Bu tarz bir çalışmanın en büyük zorluğu fazla politik, dolayısıyla nesnellik veya bilimsellik dışı görülmesi, çünkü rahatsızlık veriyor. Ancak, Psikoloji ve psikanaliz gibi disiplinleri çerçeveleyen yukarıda değinilen tarihsel koşullar aynı zamanda politik-ekonomik koşullar olduğu için iki disiplinin günümüzdeki ideolojisini ta en başından yaratan ve de yaratmaya devam eden materyal koşullardan ayrı düşünmemiz mümkün değil. O yüzden politik ve etik düşünmek ve davranmak zorundayız.

4. Praksis demişken: Psikolojiyi ve psikanalizi dekolonyalleştirmenin araştırmacılar, öğretmenler ve klinisyenler açısından pratik uygulama alanları nelerdir? Örneğin psikoloji araştırmasında eleştirel nitel bir metodoloji uygulamak neye benzer? Akademisyenler, öğretmenler, klinisyenler psikoloji pratiğini nasıl farklı şekilde uygulayabilirler?

Praksis, teoriyi gerçek dünyada (akademi balonunun dışında) etkisi olacak bir uygulama biçimi olarak kurmak demekir. Araştırmacılar, öğretmenler, klinisyenler olarak yaptığımız iş her zaman bağlamsal ve konumlandırılmıştır ama aynı zamanda mevcut tarihi andan, yaşadığımız toplumdan, o toplumun maddi koşullarından da etkilenir. Bu yüzden, kendimize ciddi olarak şunu sormalıyız: Yapmakta olduğumuz şeyi neden yapıyoruz? Amacımız ne? Benim amacım, kurtuluş (baskıdan kurtulmuş bir toplum). Eğer hedef oysa, oraya nasıl varırız? Ve, “onun” gerçekleşmesini, işleri burada ve şimdi yapma şeklimizle nasıl önceden şekillendiririz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.