İki Dillilik Nedir?

İki dil bilen bir birey her iki dili de eşit düzeyde mi konuşur? İki dillilik hakkındaki ön kabullü algılara genel bir bakış.

Çevrimen: Deniz Özel

Editör: Arda Köser

Tasarım: Erhan Köş

İki Dillilik Nedir?

İki dil bilen bir birey her iki dili de eşit düzeyde mi konuşur? İki dillilik hakkındaki ön kabullü algılara genel bir bakış.

Çevirmen: Deniz Özel

Editör: Arda Köser

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Deniz Özel, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu.
Fransız kara mizah anlatıları ve Satürn şairlerini seven bir edebiyatçı

Arda Köser, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapmaktadır. Tarih, sosyoloji, felsefe, edebiyat kısacası tam bir sosyal bilim takipçisi. Öykü, deneme ve şiir okumayı ve yazmayı oldukça sever. Yeni tecrübeler, bilgiler edinmek ve diğer insanlara bilgi ve tecrübelerini yansıtmak en büyük gayesi.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

1200 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Nüfusunun yarısından fazlası en az iki dilli¹ olan dünyada, çocukların üçte ikisi birkaç dilin kesiştiği bir ortamda büyümektedir. Buna rağmen, iki dillilik her ne kadar yaygınsa, tanımları da bir o kadar çeşitlilik gösterir. Bu tanımlar, dillerin aktardığı ve temsil ettiği şeyler hakkında kişinin sahip olabileceği duygu ve deneyimlere dayanır.

1 – İki dillilik kavramının sosyal, politik ve kültürel değişkenlere bağlı olarak farklı tanımları bulunmaktadır. Bununla birlikte en yaygın tanımı ‘birden fazla dilde iletişim kurabilme yetisi’ olarak kabul edilir. Türk Dil Kurumu iki dilli bireyi ‘’iki ayrı dili okuyup yazma gücünde ve becerisinde olan’’ olarak tanımlar. (Türk Dil Kurumu, 2021) İki dillilik kavramını toplumsal ve bireysel olarak ikiye ayıran Larousse sözlüğü ise; bireysel iki dilliliği ‘’iki farklı dili akıcı bir şekilde konuşan bir bireyin durumu’’ olarak tanımlarken, toplumsal iki dilliliği ‘’iki dilin aynı anda kullanıldığı bir toplumun durumu’’ olarak tanımlar. (Larousse, 2021)

Bireyin gerçek bir iki dilli olması için gereken kriterler bilim insanlarını fikir ayrılığına düşürür; bazıları bir kişinin iki dilli olmasını sağlayan ölçütlerin kültürel sahiplenme olduğunu vurgularken diğerleri bunu uygulama kriterlerine ve özellikle dillerde eşdeğer hakimiyete dayandırır. 

Bloomfield, 1930’da iki dilliliği, her iki dilin ana dil seviyesindeki mükemmel hakimiyeti olarak tanımlamıştır. Bu açıklamada yetkin ve dengeli bir iki dillilik tanımı yapılmış; iki dillinin her iki dilde de eşdeğer yazılı ve sözlü becerileri olduğu varsayılarak, idealize edilmiş bir imgesi oluşturulmuştur. Dolayısıyla, bu tanıma göre iki dilli birey, iki tek dillinin toplamı olacaktır.

Bununla birlikte, Bloomfield’ın tanımladığı türdeki iki dillilik son derece nadir görülür ve gerçekte iki dilli insanlar oldukça çeşitli dil profillerine sahiptir. Bu da bizi her iki dillinin dillerle benzersiz bir ilişki içinde olduğu sonucuna götürür. Mackey, iki dilliliği iki veya daha fazla dilin dönüşümlü kullanımı olarak tanımlarken, Grosjean iki dillileri günlük aktivitelerinde iki ya da daha fazla dil kullanan bireyler olarak tanımlar.

Son olarak Cook, iki dilliyi, ikinci dili edinme ve kullanma bağlamına uygun olarak dil becerilerini geliştirebilecek ‘çok yetenekli birey’ olarak tanımlar. Bu sebeple kişi ikinci dile kısmen hâkim olsa bile, örneğin, yalnızca yazılı bir uygulama ile, iki dilli olarak kabul edilebilir.

Kısacası, birkaç milyon konuşmacıyı içeren iki dilliliğin nispeten basit tanımı; ‘’bir kişi tarafından en az iki dilin düzenli ve dönüşümlü kullanımı’’ olacaktır.

Erken Yaşta İki Dillilik

‘Erken öğrenme’ tanımı, değişken koşullar ve dil yeterliliği seviyeleri nedeniyle karmaşıktır. Ranka Bijeljac-Babić L’enfant bilingue- De la petite enfance à l’école isimli kitabında bu tanımı geliştirmek için iki kriterin dikkate alınması gerektiğini belirtir. Bunlar; dil edinme yaşı ve her bir dile hâkim olma düzeyidir.

Birinci kritere ilişkin olarak, ikinci dili edinme yaşına göre bir sınıflandırma önerilmektedir. Diller erken çocukluk sürecinde, 3 veya 4 yaşından önce öğrenildiğinde, erken eş zamanlı iki dillilik söz konusudur. Ergenlik öncesinde, erken ardışık iki dillilikten bahsetmemizin sebebi; ikinci dil sözcüksel sistemin bünyesinde kurulurken, birinci dilin (ana dil) zaten sisteme yerleşmiş olmasıdır. Buna ek olarak, ikinci dil öğrenimi ergenlik çağı sonrasında gerçekleştiğinde buna ‘’geç iki dillilik’’ denir.

İkinci kriter ele alındığında, iki dilin fiili kullanımına bağlı olduğundan, yeterlilik seviyesinin tahmin edilmesinin daha zor olduğunu görürüz. Aynı birey, sözlü anlama ve üretmede veya yazılı anlama ve üretmede çok farklı becerilere sahip olabilir.

Buradan anlaşıldığı üzere, iki dilliliğe dair tespitler çeşitlilik gösterir: bazı insanlar yazma yetisi olmaksızın bir dili çok iyi konuşabilirken, diğerlerinin yazma becerileri iyidir ancak sözlü becerileri zayıftır. Ve elbette, birçok dilde, anlamada olduğu kadar üretimde de iyi bir sözlü ve yazılı yeterliliğe sahip olmak oldukça mümkündür.

"İki dil eşzamanlı öğrenilirken bile, bir dil diğerine baskın olacaktır."

Kusursuz iki dilliliğin var olduğunu kabul etmek zordur, zira bunun nedeni kişinin her iki dile de anadili gibi hâkim olması gerektiğinin varsayılmasıdır. Oysa, bir tek dillinin diline her yönüyle eksiksiz bir şekilde hâkim olduğunu söylemek de yeterince zordur.

Bununla birlikte, her iki dilin aynı anda öğrenilmesi bağlamında dahi kullanım bağlamları dillerden birinin diğerinden daha baskın olmasına yol açacaktır. Baskın dil diğer dile kıyasla; daha spontane olarak devreye girecek, daha az duraksama barındıracak, daha zengin ve karmaşık cümlelere yer verecektir.

Kişinin baskın dili, her zaman için anadili olmak zorunda değildir. Dilini bilmediği bir ülkeye göç eden kişi, yavaş yavaş o ikinci dilde bir sözcük dağarcığı geliştirecektir. İkinci dilin günlük kullanıldığı ve ana dilin artık hiç kullanılmadığı durumlarda ikinci dil, baskın dil haline gelecektir.

Diller Arası Cambazlık

Psikodilbilimde, kelime dağarcığı, kelimeler ve özellikleri (yazım, fonoloji, sözdizimi, anlambilim ve dilsel ilişki) hakkında bildiğimiz tüm bilgileri bir araya getirir. Her bireyin bilinen dilsel bilgilere erişmesini sağlayan bir kelime dağarcığı vardır.

Bir tek dillinin, kelime dağarcığının 40.000 ila 60.000 girdiden oluştuğu düşünülür. Bu bilgiden yola çıkarak örneklersek; kelimelerin tanımlanması çerçevesinde, okuyucunun bu ardışık girdiler arasında hafızadaki bilgileri bir araya getireceği varsayılmaktadır. İki dillilerde de işleyiş benzerdir ancak mantıksal olarak hafızadaki girdiler daha önemlidir, çünkü kelime dağarcığı bilinen farklı dillerin bilgilerini bir araya getirir.

Literatürde uzun süredir iki dillilerin kelime dağarcığında depolanan bilgilere nasıl eriştiğine dair iki hipotez tartışılmaktadır: Seçici erişim hipotezi, iki dilli bireyin bir dili konuştuğunda diğerini engellendiğini varsayar. Bu hipoteze göre; bir dilden diğerine geçiş, bir dilin ‘’kapatılıp’’, kullanılmayan dilin ‘’açılmasına’’ izin veren bir tür anahtar aracılığıyla yapılır. Ancak bu hipotez, diller arasında hiçbir etkileşim olmadığını varsayar. Seçici olmayan erişim hipotezi ise, dillerin kelime dağarcığı içinde etkileşime girdiğini ve birbirini etkilediğini varsayar. Bu hipotez kapsamında; bir kelime belirlenerek, bilinen tüm dillerden sözcüksel adaylar harekete geçirilir.

İkinci bir dil öğrenme bağlamında, ana dil, eğer zaten mevcutsa, ikinci dilde kavramların öğrenilmesi için temel görevi görür. İkinci dile maruz kalma sıklığı ne kadar yüksek olursa, öğrenci o dilde kelimelerin anlamlarına, anadile daha az ihtiyaç duyarak erişebilecektir.

Anadilimizi Kaybedebilir Miyiz?

Bazıları Klapisch’in ‘’İspanyol Pansiyonu’’ filminde Romain Duris’in canlandırdığı ana karakterin artık kendi ana dili olan Fransızcayla iletişim kuramadığı ve yalnızca yeni öğrenmeye başladığı dil olan İspanyolcayla iletişim kurabildiği sahneyi hatırlayabilir. 

Filmde bu durum her ne kadar karakterin rüyası olarak işlenmiş olsa da bahsi geçen dilsel aşınma olgusu bir o kadar gerçektir. Aşınma, anadil becerilerindeki temel değişimlere karşılık gelir.

Barbara Köpke ve meslektaşlarının çalışmasına göre, dil kayması olarak da adlandırılan dil aşınması durumu bilinen bir dilin patolojik olmayan bir çözülümüdür ve çoğunlukla göçmen geçmişi olan kişilerde görülür. Bu nedenle, artık ana diliyle teması olmayan bir göçmen için aşınma, kelime dağarcığına erişimdeki zorluklarla, diğer bir deyişle, kelimelerin anlamlarına ulaşmada ve kelimeler üretmede zorluklarla kendini gösterir.

Dar kapsamda incelendiğinde, genellikle diğer göçmenlerle temas halinde olan bir birey için, dil aşınmasını öncelikle ikinci dilin anadil üzerindeki etkisi şekillendirir ve tüm dilsel katmanlara erişimi kısıtlar.

Anadille temasın kesildiği ilk durumun aksine, eğer yetişkin birey kendi menşei topluluğunun üyeleriyle düzenli temasını sürdürüyorsa, anadili aktif ve işlevsel durumda tutmak için küçük bir temas bile yeterlidir. 

Köpke’nin 2021 yılında yapmış olduğu çalışma, çocuklarda dil aşınması araştırmalarının, öğrenme erken yaşta gerçekleştiğinde anadil yeterliliği bakımından temel değişiklikler gösterdiğine ancak bu değişikliklerin geç iki dillilerde gözlemlenmediğine dikkat çeker. Bu nedenle, bir dildeki yerel yetkinlik, eğer dil ergenliğe kadar sürekli olarak kullanılırsa, “aşınmaz” hale gelir.

Bu aşınma etkilerine ilişkin kanıtlar, beyin plastisitesinin² önemini vurgulamaktadır. Doğuştan Koreli, 3 ila 6 yaşları arasında evlat edinilen genç Fransız yetişkinlerin beyin görüntüleme çalışmaları, 1’den 10’a kadar sayılar gibi otomatik seriler de dahil olmak üzere, bireylerde anadilin hiçbir kalıcı izini göstermezken, Korece dinleme görevi sırasında kontrol grubundaki dili bilmeyen katılımcılar ve evlat edinilmiş bireylerin beyin aktivasyonunda da hiçbir fark görülmemektedir.

1 – Beyin plastisitesi, beyin dokusunun dış etkenler altında uğradığı yapısal ve işlevsel değişiklikleri ifade eder. Öğrenme, bellek gibi fizyolojik süreçlerde, ayrıca patolojik durumda hasarlanan dokunun tamirinde ve bozulan işlevlerin yeniden kazanılmasında yararlanılan bir mekanizmadır. (Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci. 2013;9(4):129-37)

Sonuç olarak, iki dilliliği oluşturan farklı yollar vardır. Tanımlaması kolay bir kavram olmasa da bazen damgalayıcı olabilen “sınıflandırma” boyutunun ötesinde, dillere ve kullanımlarına değer vermek önemlidir. İyi ya da kötü iki dilli diye bir şey yoktur, ancak araştırmalar erken dil öğrenimini teşvik etmenin önemli olduğunu ve düzenli günlük pratiklerin dil becerilerini daha etkili bir şekilde geliştirmeye yardımcı olacağını göstermektedir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.