İngiltere’nin Sömürgecilik Planı: İrlanda Örneği

“Üzerinde Güneş’in Hiç Batmadığı Ülke” olarak anılan ve bir zamanlar gerçekten de topraklarını bu denli genişleten Britanya İmparatorluğu, Dünya’ya yayılmasını nelere borçlu? Uygulamaya başlamadan önce, yayılma politikasını ve neler yapabileceğini bazı ülkeler üzerinde denedi mi yoksa? 

3 Nisan 2022
Battle of the Boyne between James II and William III, 11 June 1690, Wikimedia Commons

İngiltere’nin Sömürgecilik Planı: İrlanda Örneği

“Üzerinde Güneş’in Hiç Batmadığı Ülke” olarak anılan ve bir zamanlar gerçekten de topraklarını bu denli genişleten Britanya İmparatorluğu, Dünya’ya yayılmasını nelere borçlu? Uygulamaya başlamadan önce, yayılma politikasını ve neler yapabileceğini bazı ülkeler üzerinde denedi mi yoksa? 

Çevirmen: Dilara Öztekin
Editör: Ömer Gezen
Tasarım: Tarık E. Karagül

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Dilara Öztekin, sosyoloji bölümünde lisans öğrencisi. alanı doğrultusunda çeşitli çalışmalarda bulunuyor. İmkan buldukça farklı mekanlar keşfetmeyi ve bunları fotoğraflamayı seviyor.

Ömer Gezen, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji & Felsefe öğrencisi. Gökyüzüne bakmayı, düşünmeyi ve kitap okumayı seviyor.

Tarık E. Karagül, Uludağ Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği öğrencisi. Sosyoloji, Sinema ve Edebiyatla ilgileniyor. Yenilgi yıllarının daimi öğrencisi.

510 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Britanya İmparatorluğu, sömürgecilik taktiklerini tüm dünyada uygulamaya koymadan önce İrlanda ve Kanada’da geliştirmeye başladı.

İngiltere, on altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar Kuzey Amerika’dan Doğu Afrika’ya ve Avustralya’ya kadar uzanan ve yerel halkları buyruğu altına alan “üzerinde Güneş’in hiç batmadığı” bir imparatorluk kurmuştur. Ancak Manitoba Üniversitesi’nden Aziz Rahman, Mary Anne Clarke ve Sean Byrne isimli üç akademisyenin de 2017 yılında belirttiği üzere; sömürgeleştirmede kullandığı yöntemlerin birçoğunu memleketine çok daha yakın bir yerde geliştirmiştir: İrlanda…

Rahman, Clarke ve Byrne; İrlanda’nın yerli Gael nüfusunun yüzyıllar boyunca klan temelli bir siyasi sisteme ve Brehon yasaları olarak bilinen bir hukuk sistemine sahip olduğunu vurguluyor. Bu kurumlar, İrlanda’nın Viking işgalinden sonra değiştirilmiş bir biçimde de olsa yedinci ve on birinci yüzyıllar arasında hayatta kalmayı başarmış ve hatta 1179’da İrlanda’nın Norman işgalinden sonra da varlığını sürdürmüştür. O zamanlar, İrlanda’daki İngiliz yerleşimciler genellikle yerel halk ile evlenirler ve İrlanda toplumuna entegre olurlardı.

Yerli İrlanda kurumlarının asıl zayıflayışı, İngiltere’nin on yedinci yüzyılda Ulster’de İngiliz ve İskoç Protestan yerleşimleri yaratmasının ardından başlamaktadır. 1603’ten itibaren Ulster Plantasyonu, bu yerleşimcilerin Gallerli Katoliklerin topraklarını ele geçirmesine izin vermiştir.

Yazarlar, bu İngiliz Protestanların önceki işgalcilerin aksine Katolik İrlandalıları ırksal olarak aşağı gördüklerini belirtiyor. Öyle ki, yeni gelenlerin nadiren yerlilerle evlendiği ifade ediliyor. Nitekim Oliver Cromwell’in kuvvetlerinin 1649 yılında İrlanda’ya varması, acımasız bir soykırım kampanyası ile sonuçlanmıştı.

Birkaç on yıl sonra İrlanda Katolik güçlerinin 1690 Boyne Savaşı’ndaki askeri yenilgisi, İngiltere’nin İrlanda üzerinde Ceza Yasalarını uygulamaya koymasına yol açtı. Böylelikle Katoliklerin kamu görevinden ve hukuk mesleğinden menedilmesi ile birlikte eğitim ve dinlerini uygulama imkanları da sınırlandırılmış oldu.

Yazarlar Britanya’nın İrlanda’daki davranışını, bir İngiliz kolonileri topluluğu ve daha sonra İngiliz Milletler Topluluğu’nun bir parçası olarak Kanada’nın eylemleriyle karşılaştırıyor. İngiliz Kraliyeti 1763 yılında “Hint Ulusları”nın egemenliğini tanırken aynı zamanda İlk Milletler (First Nations) insanlarını topraklarından çıkarmaya da başladı. Yerli İrlandalılar gibi Yerli Kuzey Amerikalılar da ırksal açıdan aşağı olarak kategorize edildi ve birçok kuruma katılmaları yasaklandı.

İngiltere, Dünya’nın her iki bölgesinde de toprağa ve topraktan elde edilen ürünlere erişim sağlamak için dinsel baskı, apartheid tarzı ayrıştırma ve iyi örgütlenmiş şiddet gibi teknikleri kullanmaktan çekinmemiştir. Dahası bu süreçte yerel halkı topraklarından da kovmuştur. İrlanda patates kıtlığı sırasında -ki bu büyük ölçüde İrlandalı çiftçileri ihracat için mahsul yetiştirmeye zorlayan İngiliz politikalarının neden olduğu bir krizdi- Britanya İmparatorluğu, yerinden ettiği aileleri tehlikeli “tabut gemileriyle” (coffin ships) Kuzey Amerika’ya gönderdi. Yerli halk Kanada’daki küçük rezervlere veya kentsel alanlara itildi.

Sömürge politikalarına karşı direniş; İrlanda ve Kuzey Amerika yerlilerinin dini uygulamaları, dilleri, toprak mülkiyeti ve kültürel geleneklerini sürdürmek ve canlandırmak için çalışmalarıyla her iki yerde de benzer şekiller aldı. Bu temaların Dünya çapında da bir yankısı var: İrlanda Cumhuriyetçi aktivistlerinin 1916 Paskalya Ayaklanması sırasında fark ettikleri üzere; İrlanda ile Kongo, Brezilya ve Peru’daki işçilere uygulanan baskı arasındaki benzerliklere dikkat çektiler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.