İnceleme

İnsanlar Animeler Konusunda Neden Bu Kadar Takıntılı?

Anime sayesinde Japon kültürü, felsefesi ve estetiği gibi geniş konu yelpazesindeki Japon duygularını öğrenebilirsiniz. Yaratıcı görseller ve ilgi uyandıran karakterlerin yer aldığı büyülü dünyayı keşfe çıkmaya hazır olun!

12 Kasım 2021

freepik.com

Rachael uzun süredir anime, manga ve hafif romanların (manga ve roman karışımı bir tür) hikâye anlatımı yönü üzerine yazmayı seven tutkulu bir anime hayranı.

Hepimiz konu anime takıntısına gelince son raddeye gelmiş insanlar tanırız; ister bir seri olsun ister bir koleksiyon ya da genel olarak anime olsun. İnsanlar takıntılı hâle gelebiliyorlar. Bölümleri tekrar tekrar izlemeyi, en sevdikleri karakterler gibi giyinmeyi, en sevdikleri şovlar hakkında durmaksızın konuşmayı seviyorlar ve yalnızca şovun kendisine değil de hayran içeriklerine ve kargo savaşlarına da duygusal olarak bağlı hâle geliyorlar.

Akla gelen soru: “Neden?”. Bu iş çok zaman alıyor ve bazen figürleri biriktirmek, kostüm oyunlarıyla ilgilenmek ve toplantılara gitmek fazlasıyla maliyetli oluyor. Anime neden birçok insanın kendisine böylesine kapılmasına sebep oluyor?

Neden bazıları için kalıcı bir tutku, diğerleri içinse “olsa da olur olmasa da”?

Her serinin kendince kusurları vardır ve insanlar genellikle animeyi çocukça bulur. İşte, anime hakkında sevdiğim şeylerin bir listesi:

İlgi Uyandıran Karakterler

Hiromu Arakawa, Fullmetal Alchemist

Çoğu anime hayranı, karakterleri beğendikleri için favori şovlarına ilgi duymaya başlarlar. Onları çizmek isterler, onlar gibi davranmak ve onlar gibi giyinmek vb. isterler. Anime hayranlarının favori karakterleri genellikle gençtir, estetik olarak hoştur; güven, kararlılık ve pozitif tavırlar gibi cazip özelliklere sahiptirler. Genelde animelerin hedef kitlesi gençler olduğundan genç bir kahraman ya da kahraman takımı; daha yaşlı, daha bilge ve daha deneyimli olan fakat genelde bitkin, hüzünlü ve üzgün görünen yaşlı, yozlaşmış kötü insanlarla mücadele ederek günü kurtarır. Böylece anime, pozitif düşünceye ve “yapabilirim” tavrına değer veren insanlarda iyi bir izlenim uyandırır, özellikle de popüler genç odaklı “shounen” ve “shoujo” kategorileri düşünüldüğünde. Bu pozitiflik ve öz güvenle dolu karakterler sıklıkla gençlerin ve utangaç, çekingen ve öz güven eksikliği bulunan yetişkinlerin ilgisini çeker. Bu tarz insanlar için anime karakterleri bir kahraman ve rol modeli görevi görür: Olabilmeyi diledikleri biri… Örneğin, Kill La Kill’den Ryuko’ya saygı duyuyorum.

Ama bu, animede etkileyici yetişkin karakter ve aynı zamanda etkileyici kötü adamlar olmadığı anlamına gelmiyor.

Bazı animeler ahlaki açıdan ilginçtir; çünkü kötü veya ahlaki olarak karmaşık bir baş kahramanları vardır. Diğerleriyse muazzam ölçüde kusurlu ve psikolojik olarak sorunlu karakterleri olması sebebiyle ilginçtir, Evangelion gibi. Sailor Moon’daki kötü adamları kahramanlar kadar -hatta bazen daha bile çok- sevmiştim. Kötü olduklarını ve durdurulmaları gerektiğini biliyordum; fakat genelde çekici ve fazlasıyla zekiydiler, ilginç geçmişleri ve kişilikleri vardı. Anime, “havalılık kuralı”nı sürdürdüğü için havalı iyi adamların yanı sıra havalı kötü karakterlerin de birçok örneği var.

Yaratıcı Görseller

Anime genellikle mangalardan veya çizgi romanlardan uyarlanır ve çizgi romanlar görsel ortamlardır. Bu yüzden animeler öncelikle görsel hikâye anlatımı ortamlarıdır. Yaratıcı konseptleri ve yaratıcı özel efektleri sıklıkla batı animasyonunu bastırır. Animelerde ışık, karanlık, renk, yoğunluk ve aydınlatma kaynaklarıyla batı animasyonlarında olduğundan daha çok oynanır. Anime neredeyse kendi başına görsel bir dildir; duruşlarda, renklerde, atmosfer ışıklandırmalarında, karakterlerin saçlarında, gözlerinde ve yüz ifadelerinde bile birçok anlam taşınır, öyle ki eğer bir sahne yeterince iyi animasyonlaştırılmışsa sözler neredeyse gereksiz hâle gelir.

Genelde animeler hakkında duyduğum eleştiriler kelimelerle alakalı; diyaloğun berbatlığı, kötü çeviri ya da bazı insanların belirli ses sanatçılarını sevmeyişi gibi. Her neyse… Anime görsellikle ilgilidir.

Her zaman alt yazı seçmeniz gerektiğini söyleyemem. Eğer alt yazıyla Japonca orijinalini izlerseniz diyaloglar zayıf bir dublajdaki kadar kaba gelmeyecektir.

Çoğu animedeki müzik ve ses efektleri de kesinlikle üst düzeydir.

Anime görselliği hakkındaki bir diğer güzellik de karakter tasarımıdır. Anime karakterleri genelde çok güzel ve görsel olarak eşsizdirler. İzleyiciye direkt olarak karakterlerini yansıtan bir şekilde çizilirler; ama aynı zamanda alışılmışlıklara ve stereotiplere hoş ve ilginç şekillerde başkaldırabilirler. Saç rengi, göz rengi ya da vücut yapısı açısından olağan ve doğal varsayılanlarla sınırlı değildirler. Açıkçası anime görselliği fizik ya da mantık konuları yerine daha çok estetikle ilgilenirler ve bence bu iyi bir şey! Animasyon, canlı aksiyonda yapılması zor olacak şeyleri yapmak hakkındadır. Animasyon sürrealisttir; gerçekliğin üstünde ve ötesinde bir şeydir. Anime görselliği genelde, animasyonun bir araç olarak aşkın doğasını güzelce yakalar. Bazen, Batı animatörleri ve çizerleri fazla çekingen kalır ve bu aracın tüm imkânlarından yararlanmazlar. Bu da neden ilk başta hikâyelerini animasyonlaştırmaya zahmet ettiklerini merak ettirir.

İlginç Dünya Yaratımları

Hiromasa Yonebayashi, Aşırıcılar

Anime genellikle gerçek dünyadan çok farklı olarak düzenli alternatif dünyalar yaratır. Aynı zamanda gerçek dünyada yazarların anlamlı bulduğu açılardan etkilenirler. Bağlamların karakterler kadar çeşitli, karmaşık ve ilgi çekici olduğu zamanlara bayılıyorum. Anime aynı zamanda karakterler ve yaşadıkları çevre çeşidi arasında büyük paralellikler çizer. Örneğin; Trigun ıssız bir gezegende geçiyor, bu yüzden insanlar yaşadıkları çevre gibi şiddetli ve haşin. Cowboy Bebop, uzaya dağılmış birkaç insan kolonisinde geçiyor, bu yüzden insanlar daha mesafeli, soğuk ve diğer insanlarla bağ kurmakta daha yavaşlar. Neredeyse her animede, bağlamın hikâye üstünde büyük ölçüde etkisi var ve aynı şey çoğu Batı hikâyesi için söylenemez.

Daha sıradan Japonya ortamında geçen hikâyelerde bile Tokyo’nun görünüşü ve işleyişi, farklı animelerde şaşırtıcı derecede çeşitli ve hikâyenin atmosferine özel olabilir. Sailor Moon ve Death Note’un ikisi de Tokyo’da geçer; ancak ikisi de şehrin atmosferini ve davranışlarını farklı gösterir. Sailor Moon’da, şehrin neşeli yanı ve sahip olduğu insan çeşitliliği vurgulanır; Death Note’ta, dayanıklılık, medya araçları paniği ve kitlelerin sürü psikolojisi davranışı, programda ortaya çıkan karanlık korkuları vurgulamak için kullanılır.

Neredeyse her animede, karakterlerin ruh hâli, olayların geçtiği yerin atmosferi ile uyumludur ve yerlerin geçmiş hikâyeleri ve karakteristikleri üzerinde, insanlarda olduğu kadar zaman harcanmış gibi görünür. Bu şekilde düşünmek Japon kültürünün bir parçası olsa gerek.

Arkadaşlık ve İlişki Vurguları

Hayao Miyazaki, Howl'un Yürüyen Şatosu

Belki bu bir Japon kültürü özelliğidir; çünkü gruplara ve grup dinamiklerine, bireylere olduğundan daha fazla odaklanırlar. Sıklıkla karakterler arasındaki ilişkilere odaklanması, animenin gücünü gösterir. Karakterler sıklıkla görevleri, arzuları ve toplumun onlar hakkında ne düşündüğüyle ilgili ikilemlerle karşılaşırlar.

Aşk, arkadaşlık ve takım ortaklığı animede sıklıkla geniş ölçüde yer alır. Bu şeylerin Batı kurgusunda ve animede gösteriliş şekilleri arasında büyük bir fark vardır. Batı hikâye anlatımı daha çok tek bir karaktere ve o karakterin tek başına yaptıklarına odaklanma eğilimindedir. Kahramanlığa dair yapılması gereken tüm işler tek bir kişiye, yani kahramana, ayrılır; bu nedenle arkadaşların, ailenin ve romantik ilişkilerin hikâyedeki aktif rolü oldukça azdır. Tek kişi üzerine hikâye anlatımı… Sanırım bu gelenek Batı hikâye anlatımına Yunan mitolojisi zamanından kalmış.

Ancak animede, odak birden fazla karakterin perspektifine yayılmıştır ve aynı hikâyeyi farklı perspektiflerden anlatmak da yaygındır. Anime yazarları herkesin kendi hikâyesinin karakteri olduğunun farkındadır, dünya nadiren sadece tek bir kişinin çabalarıyla değiştirilir veya kurtarılır ve önemli olaylar tek bir insandan daha fazla etkilidir.

Hikâyenin büyük bölümü -özellikle uzun sürenlerde- zamanla kurulmuş, kolay olmayan ve devamlı çaba gerektiren ilişkiler hakkındadır; ama ilişkilerin kuruluşu, karakterler birbirini anlamaya başladıkça kolaylaşır. Bu, arkadaşlık, takım çalışması ve romantizmin sofistike ve gerçekçi bir anlatımıdır. Bu tip ilişki kurgusu, böyle şeylerin zamanla olduğunu ve en iyi arkadaşların bile bazı zamanlarda anlaşmazlıklar yaşadığını gösterir.

Özellikle Batılı animasyon filmlerinde, kötü olana karşı “iyi” bir karakterde olmak, genelde diğer “iyi” karakterlerle aynı hedeflere ve perspektiflere sahip olmak anlamına geliyor. Animede, daha gerçekçi olarak, “iyi” olmak farklı insanlarda farklı anlamlara gelebilir. Örneğin, Sailor Moon’da, takım olarak bir araya gelmiş beş tane “iç savaşçı” vardır: Saliors Moon, Mercury, Mars, Jupiter ve Venus. Ardından diğer iki “dış savaşçılar” gelir ve sonra ana karakterlerle Sailor Scouts’ın amaçlarının ne olması gerektiği hakkında ters düşen üçüncüler: Neptune, Uranus ve Pluto gelir. Üçüncüler bazen ana kadroyla çatışırlar. Bu durum o karakterleri kötü yapmaz, sadece insanların ahlak yorumu hakkında farklılaştığını gösterir.

Japon Tarihi, Dili ve Kültürü Üzerine Çalışmak

Keiichi Hara, Miss Hokusai

Japonya büyüleyici bir yer. Yüzyıllardır izole kaldığından ve bugün hâla Batılılarca bilinmezliğini koruduğundan onu öğrenmek bir ayrıcalık gibi hissettiriyor. Anime kendinizi başkasının yerine koymanıza, kendinizden başka bir kültürü deneyimlemenize (tabii ki Japon olmadığınız sürece) ve büyüleyici insanları ve onların tarihini öğrenmenize imkân tanıyor.

Özellikle ilgimi çekense, müthiş bir anime olan Rurouni Kenshin tarafından güzelce ele alınmış Meiji Dönemi. Samuray ahlak kodlarından ve eski Japon usullerinden birçok derli toplu hayat dersi çıkarılabilir.

Yıkımı konu alan birçok modern animelerse, İkinci Dünya Savaşının ve savaşın Japon halkının psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkilerinin eleştirisidir. Savaş karşıtı fikirler animede oldukça yaygındır, sert nefret olarak değil de daha çok savaşın tahribatının insanlar üzerindeki etkisinden duyulan derin acı ve sessiz bir ağıt gibi. Princess Mononoke ve Grave of the Firedlies; savaşın toplum, çevre ve bireylerin ruhu üzerindeki kötü etkilerini gösteriyor.

Sayonara Zetsubou Sensei ve Japon kültürünün belirli kısımlarını alaya alan diğer animelerde birçok sofistike ve esprili sosyal eleştiriler bulunabilir. Bu gibi şovlar sayesinde Japon kültürünü ve dilini öğrenebiliriz.

Anime sayesinde Japon kültürünü, felsefesini, edebiyatını, estetiğini ve geniş bir konu yelpazesindeki Japon duygularını öğrenebilirsiniz. Animenin Japon kültürününün farklı konularına dair sahip olduğu çeşitlilik, anime meraklılarının yalnızca sanatçıların yaptıklarını takdir etmekle kalmayıp, yapılanların arkasındaki “neden”in ne olabileceğiyle ilgili düşüncelere kapılmasını sağlar. Eğer Japon kültürüne meraklıysanız anime sizi ilginç bir keşif yolculuğuna çıkarabilir.

Duygusal Etki

Bu madde oldukça öznel; fakat animenin, herhangi bir medya içinde en doğal hissi veren ve aynı zamanda en güçlü duyguları uyandıran sahnelere sahip olduğunu düşünüyorum. Anime nadiren, izleyici daha önceki karanlık olaylara tepki verecek zaman bulamadan üstlerine mutlu son fırlatılan Batı filmlerinde olduğu gibi eğreti duygu yüklemesi hissi verir. Batı medyasındaki duygusal sahneler manipülatif görünebilir; sahneler sanki bir kukla gösterisi izleniyormuş hissi verebilir; ama animede sahneler bir şekilde daha gerçek ve doğal oluşumlu görünürler.

Bence bunun sebebi animedeki duyguların çok nadir Batılı animasyonlar için yapılmış çocuksu karikatürler gibi basitleştirilmesi. Tabii ki de mutlu, hüzünlü, romantik vb. sahneler olabilir; ama bunlar karakterin kafasındakilerin tamamı değildir. Karakterler genelde sayısız iç çatışmalarla uğraşırlar.  Bunlar karakterin yalnızca o anki duygularıyla değil, geçmişten gelen duygusal yükleri ve gelecekteki umutlarıyla da alakalıdır. Anime sıklıkla çocuk eğlencesi olarak hor görülse de duygusal olarak oldukça olgundur.

Anime Topluluğu

Bazen bu topluluklar, animenin hayran kitlesinin toksik ve utanç verici kısımlarını, tüm anime hayranlarıyla alay etmek, onları ayıplamak ve eleştirmek için kullandığından anime karşıtı bir argüman olarak kullanılır. Fakat işin aslı bu durum toplantılarda ve online anime topluluklarında deneyimlediğim bir şey değil. Anime hayranlarını, tartışma tutkularına rağmen diğer bakış açıları konusunda hoşgörülü olan, sevecen ve destekleyici insan grupları olarak görüyorum. Aynı zamanda insanlarla tanışmak için toplantılara gitmeyi ve anime topluluklarının cosplay, * sahne yaratmak, hayran çizimleri ve diğer hayran etkinlikleri yapmak için ne kadar emek ve zaman harcadıklarını görmeyi seviyorum.

Kendimden şüphe ettiğim zamanlarda bana devam etme motivasyonu veren şey, diğer anime fanlarının yaptığı ve yapmaya devam ettiği müthiş şeyler. Hayranlar, anime harikalığını bir sanat dalı olarak takdir edecek kadar klas olan yaratıcı ve eğlenceli bireyler. Umuyorum ki bizden nefret edenlerin üzerimize püskürttüğü negatifliği unutarak anime hayranı arkadaşlarımın yanında bu yolculuğa devam edeceğim.

Çevirmen
İrem Nur Öztürk
Editör
Fatma Topkara
Tasarım
Serra Özel
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.