İşe Yarayan Bir Yazma Rutini Nasıl Oluşturulur?

Nasıl yazılır? Altın soru bu. Eğer bu soruyu internette aratırsanız “günde 15 dk ayırarak makale yazmak” gibi gerçekçi olmayan sonuçlarla karşılaşırsınız. İşin aslı çok geniş bir perspektif ile bu yazıda!

Çevirmen: Sedanur Yartaşı

Editör: Buse Nur Öveç

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

İşe Yarayan Bir Yazma Rutini Nasıl Oluşturulur?

Nasıl yazılır? Altın soru bu. Eğer bu soruyu internette aratırsanız “günde 15 dk ayırarak makale yazmak” gibi gerçekçi olmayan sonuçlarla karşılaşırsınız. İşin aslı çok geniş bir perspektifle bu yazıda!

Çevirmen: Sedanur Yartaşı

Editör: Buse Nur Öveç

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Sedanur Yartaşı, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisi. Edebiyat eleştirisi, görsel sanatlar ve çeviri başlıca ilgi alanları.

Buse Nur Öveç, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme öğrencisi. Okur, yazar, çizer, izledikleri hakkında çokça konuşur.

900 kelime

Geçirdiğimiz bu zorlu yılda uzaktan eğitimin alışılmadık ve ağır talepleri karşısında bunalan akademisyenler, yazı projeleri konusunda oldukça zorlanmakta. İnsanlar yorgun, kaygılı ve sarsılmış durumdalar. Dolayısıyla akademik yazımla uğraşamıyor içinizde bu işle uğraşma arzusu duymuyorsanız ki bu son derece anlaşılır bir şey. Eğer bu durumdaysanız bu yazıyı okumayı bırakıp başka bir gün okumak üzere kaydedebilirsiniz. Fakat yazmayı dengeleyici ve sakinleştirici buluyorsanız okumaya devam etmelisiniz.

Ben o kişilerden biriyim. Birbiri ardına gelen Zoom toplantılarıyla bilgisayar karşısında kök salmış olmaktan bıkmışken, oturup yazı yazmak nedense farklı geliyor. Temiz bir Word sayfası açmanın getirdiği bir neşe (eninde sonunda silsem de), ilk cümleyi yazmanın verdiği bir heyecan var. Hiçbir şeyi kontrol edemediğimi hissettiğim bir dönemde sözcüklerim kendimi ortaya koymanın bir yolu haline geldi.

Şu sıralar dördüncü kitabımı yazmaktayım ve bir yazma rutini oturtmamın ne kadar zaman aldığını ancak şimdilerde fark ediyorum. Yazma pratiğimi yapılandırma şeklim büyük oranda eğitim psikolojisi alanındaki geçmişimden, geri kalanıysa deneyimlerimden geliyor. Ama öncelikle beynin çalışma şekline dair evrensel gerçeklerle başlayalım. Bunlar önerilerimin çoğuna bağlam kazandıracak.

  • Beyin sınırlı kaynaklara sahiptir. Beyni, sürekli çalışan bir araba gibi düşünün. Er ya da geç yakıt eklemeniz gerekecektir, yoksa çalışmayı durdurur. Kısa uykularla yakıt ekleyebilirsiniz – fakat akünüz bitmişken aktarma yapmaya benzeyen 15 dakikalık “şekerlemelerle” değil. Bunlar kısa dönemde etkili olabilir ancak sizin hala yeni bir aküye ihtiyacınız var. Doğru gıdaları (örneğin; balık, yabanmersini, bitter çikolata, kuruyemiş) tüketerek veya beyninizin düşük vitese geçmesini sağlayan rahatlatıcı bir şeyler yaparak yakıt ikmali yapabilirsiniz. İdeal olansa üçünü de yapmaktır.
  • Bilgi, nöron ağları aracılığıyla işlenir ve depolanır. Bunlar beynin çok kullanıldığı takdirde kolaylıkla erişilebilen yollarıdır. Beyniniz işte bu yüzden rutinleri sever.
  • Duygu durumunuzun beyin faaliyetlerine doğrudan etkisi vardır. Beyniniz stresli olduğunuzda kortizolle dolar ve kaynaklarını sizi rahatlatmaya yoğunlaştırır. Yani öncesinde üst düzey düşünme için kullanılan tüm kaynaklar limbik sisteminize yönlendirilir, diğer bir ifadeyle beyniniz vites düşürür. Beyninizin bu stres seviyesini sıfırlaması biraz zaman alır, dolayısıyla bu durum günlük zihinsel mesainizin sona erdiği anlamına gelmektedir.

Bu üç ilkeyi akılda tutarak, işe yarayan bir yazma pratiği oluşturmaya yönelik aşağıdaki önerileri sunuyorum.

Planlama

Öğrencilerime yazının en önemli kısmının bir kelime dahi yazmadan önce gerçekleştiğini söylerim. Yalnızca projenin kendisini değil, projeyi tamamlamayı da planlamanız gerekir. Birinci kısım akademisyenler için kolaydır çünkü aklımız fikirlerle doludur. Zorlandığımız yer ikinci kısımdır çünkü diğer her şey yazmaktan daha zorlu gelir.

Tıpkı hayatımızın diğer yönlerini planladığımız gibi  yazım sürecimizi de tasarlanmasından gönderimine kadar planlamamız gerekir. Peki planlamanıza nasıl başlarsınız? İşte şöyle:

  • Okumalarınızı yapın. Yeni bir projeyi tasarlamanın ilk adımı, konuya dair mevcut kaynakları okumaktır. Yapmak isteyeceğiniz son şey, altı ay önce yayımlanmış olan bir kitabı yazmak için beş ay boyunca uğraşmaktır. Okumak aynı zamanda fikirler uyandıracak ve yazmaya başladığınızda kaynaklarınızı düzenlemenize yardımcı olacaktır.
  • Birkaç farklı proje fikri geliştirin ve üzerlerinde eşzamanlı olarak çalışın (bununla birlikte aynı anda pek çok farklı şey üzerinde çalışmak bunların hiçbirini bitirememek anlamına da gelebilir bu yüzden sizi mutlu eden bir ortalama bulun). Özellikle kariyerinizin başındaysanız ve profesyonel çalışmalarınızı inşa ediyorsanız, bütün olasılıkları değerlendirmek isteyeceksinizdir. Ya makaleniz reddedilirse? Ya o bursu kazanamazsanız? Ya başka birisi çalıştığınız konuda sizden önce yayın yaparsa? Her zaman en az iki, tercihen birbirinden biraz farklı proje üzerinde çalışıyor olun.
  • Potansiyel yayıncılarla görüşün ve seçeneklerinizi tartın. Yazdıklarınızın nerede yayınlanacağını öngörüyorsunuz? Söz konusu yayınevi veya dergi daha önce uzmanlık alanınıza dair neler yayımlamış? Eser gönderim koşulları neler? Aklınızda yazınızı yayınlatabileceğiniz bir yayınevi veya dergi bulundurarak çalışırsanız motivasyonunuz daha yüksek olacaktır.
  • Yazım için makul bir zaman çizelgesi tasarlayın. Ben bir proje planlarken ilk önce 12 aylık bir takvime bakıyorum ve yazmaya en çok vakit ayırabileceğim ayları belirliyorum. Örneğin, her yaz ders verdiğim için yaz aylarında veri topluyor ve analiz ediyorum. Sonbaharda ders vermeye devam ederken yazı projeleri planlıyorum ve ders yükümün önemli ölçüde azaldığı kış aylarında (kasımdan mart ortasına kadar) yazıyorum. Değerlendirme sürecinin genellikle dört ay sürdüğünü bildiğimden, nisandan hazirana kadar yeni makaleleri gönderiyorum. Böylece bir dergiden düzenleme ve tekrar gönderme talebi geldiğinde planlama ve yazma aylarına girmiş oluyorum. Bu döngü bana her zaman elimin altında değerlendirmekte olduğum, üzerinde çalıştığım ve hazırlık aşamasında olan birer proje bulunmasını sağlıyor.
  • Bir yazma programı oluşturun. Ben yazmaya odaklandığım aylarda ve daha az öğretim sorumluluğum varken, saat 8’den öğleye kadar veya 10’dan 14’e şeklinde değişmek suretiyle günün en üretken olduğum saatlerinde yazmak üzere program oluşturuyorum. Tüm görüşmelerimi o zaman dilimi dışında olacak şekilde ayarlıyorum.
  • Proje bazlı bir yazma programı oluşturun. Yazmaya ayıracağım zamanı belirledikten sonra hangi projeler üzerinde çalışacağıma karar veriyorum. Kitap bölümleri, hibe teklifleri ve metinler için son teslim tarihleri takvimimi geriye dönük ayarlamama yardımcı oluyor. Ancak dergi makaleleri alanımda başlıca önem taşıdığı için yazma programımda öncelik kazanıyorlar.

Yazma

Sonunda! Tüm o planlamalardan sonra  yapmanız gereken tek şey yazmak. Benim için bu konuda şunlar işe yaradı:

  • Yazma tanımınızı genişletin. Yazmak büyük oranda düşünmektir, bu da epey zaman alır. Araştırma yapmak, taslak çizmek, taslağı düzenlemek – tüm bu adımlar yazmaya dahildir. Daha geniş bir yazma tanımı ekrana herhangi bir yeni kelime eklemediğiniz günlerde kendinizi daha üretken hissetmenizi sağlayacaktır.
  • Sayfa ya da kelime sayısı hedefleri koymayın. Bu kendinizi sırf yazmış olmak için yazmaya zorlamanın garanti bir yoludur. Bunun yerine, bir saatten dört saate kadar gibi bir süre içinde yazdığınız zaman bazlı hedefler koymayı öneririm (dört saatten sonra beyniniz muhtemelen kaynaklarını tüketmiş olacaktır).
  • Kendinize kulak verin ve o gün neye çalışmak istiyorsanız ona çalışın. Motivasyonsuz veya ilgisiz bir haldeyken kendinizi yazmaya zorlamak daha sonra sileceğiniz şeyler yazmanızla sonuçlanacaktır. Aynı zamanda bu durum sizi strese sokacak ve yazmaya yönelik olumsuz duygusal çağrışımlar yaratacaktır. Bu yüzden aynı anda birden fazla projeye ihtiyacınız var.
  • Eğer yazmak istemiyorsanız yazmayın. Programınızı esnek tutun. Şayet salı günü saat 8’den 10’a kadar yazmanız gerekiyor ancak canınız yazmak istemiyorsa bu zaman dilimini başka bir işle değiştirin (örneğin; temizlik, egzersiz, not verme, bir yazıyı gözden geçirme, yemek hazırlama).
  • Yazarken bir yandan okumaya devam edin. Beyninizi dinlendirmek adına, keyif için tabii ki okumalısınız ancak çalışmanızı desteklemek ve ilave içerik, biçimlendirme ve hatta yeni bir yayımcıya dair fikirler edinmek için akademik metinler de okumalısınız – bazılarını tekrar tekrar.
  • Motivasyonunuzu koruyun. Özellikle yazımım ayak sürümeye başladığında bana kendimi üretken hissettiren ufak şeyler yapıyorum. Örnek vermek gerekirse, kendime “evet, bunu yapabilirsin” diyebilmek için daha önce yazdığım paragrafları okuyarak güne başlıyorum. Daha sonra temiz bir dosya açıyor ve baştan başlıyorum. Bu, beynimi yeniden başlatmamı ve önceki günün içeriğini düşünmeyi bırakmamı sağlıyor. Bunun yanında, bir yazma periyodunu tamamladıktan sonra yazdıklarımı kopyalıyor ve daha büyük bir dosyaya yapıştırıyorum, böylece ne kadar yazdığımı tam olarak görebiliyorum. Bu sayede çok fazla yazmamışsam bile elimde önceki yazımıma ve genel gelişimine dair bulgular oluyor.
  • Kısa molalar verin. Yazma saatlerinizde bile beyninizin dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Yarım saatlik bir öğle yemeği molası verin, yemek yerken Netflix’ten bir şeyler izleyin. Yürüyüşe çıkın ya da kısa bir egzersiz yapın. Mesajlarına dönmeyi unuttuğunuz arkadaşınızı arayın. Sadece bilgisayardan uzaklaştığınızdan emin olun.
  • Yazarken bir yandan da düzenleyin. Bu projeye göre değişebilir. Ben kitaplar söz konusu olduğunda bir bölüm yazdıktan sonra, geri döndüğümde daha taze bir bakış açısıyla görebilmek için iki günden dört güne kadar ara veriyorum ve bu sırada başka projelerle ilgileniyorum. Temel kuralım: Ara verdiğin süre, parçayı/bölümü yazma sürenin yarısı kadar olsun.
  • Bitmişse bitmiş demektir. Yazı her zaman geliştirilebilir, ama bir noktada artık durmanız yazıyı göndermeniz ve başarınızı kutlamanız gerekir.

Tüm bunlardaki en büyük uyarı, sizin için işe yarayan şeyi yapmanızdır. İnternetin dediğine inanacak olursak üretken olmanın tek yolu günde 15 dakika yazmaktır. Bu sizin için işe yarayabilir veya yaramayabilir (bende işe yaramıyor). Başka bir tavsiyeye göre yaratıcı güçlerinizi açığa çıkarmak için “ne olursa olsun, yalnızca yazmalısınız”.

Benim verebileceğim en iyi tavsiye ise şu: Pek çok farklı strateji deneyin ve onları kendi amaçlarınıza, sürecinize ve yaşamınıza uyarlayın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.