Kendimi Nasıl Motive Edebilirim?

Sevdiğimiz işler için motivasyona ihtiyacımız yok. Sevmenin kendisi zaten en büyük motivasyon. Peki ya sevmediğimiz ama yapmak zorunda olduğumuz işler için nasıl motive olacağız? Amerika’nın en eski üniversitelerinden olan Dartmouth Kolej’den profesörler anlatıyorlar.

Çevirmen: Zeynep Tanrıkulu

Editör: Merve Kalkan

Kendimi Nasıl Motive Edebilirim?

Sevdiğimiz işler için motivasyona ihtiyacımız yok. Sevmenin kendisi zaten en büyük motivasyon. Peki ya sevmediğimiz ama yapmak zorunda olduğumuz işler için nasıl motive olacağız? Amerika’nın en eski üniversitelerinden olan Dartmouth Kolej’den profesörler anlatıyor.

Çevirmen: Zeynep Tanrıkulu

Editör: Merve Kalkan

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Zeynep Tanrıkulu, İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü öğrencisi

Merve Kalkan, İstanbul Üniversitesi’nde okuyan toplumbilimci adayı.

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

600 kelime

Yaklaşık on yıl önce ofisimde oturmuş dekanlığa yazacağım yıllık ilerleme raporu için bir motivasyon kaynağı bulmaya çalışıyordum. Yaratıcılığımı kullandığım ve araştırmalarımı ileriye taşıyan işler olduklarından genel olarak yazmayı seviyorum. Fakat rapor yazımı, yapılacaklar listemde üstünü çizmenin anlık tatmini dışında herhangi bir şey kazandırmıyor bana. Diğer rutin evrak işleri gibi rapor hazırlamak da benim için zor. Bu yüzden o gün hazırlayacağım rapor için kendime şöyle bir ödül belirledim: raporu bitirirsem iki saat boyunca mikroskop ile incelemeler yapacağım. Bu işi hep sevmiştim ama bir öğretim üyesi olarak artık fazla zaman ayıramıyordum.

Kırk yıllık akademik kariyerim boyunca, külfetli evrak işlerini tamamlamak için kendime ödül olarak özel projeler sunmam gerektiğini öğrendim. Üç yıl önce fakültedeki görevimden emekli oldum, bu yüzden neyse ki artık çok fazla evrak işi yapmıyorum. Ama yine de bu ödül sistemine sık sık başvuruyorum. Bu yönteme “eğlencelik” diyorum.

Bu yöntem yüksek lisans yaptığım sırada deneyimlediğim zorluklardan doğdu ve sayesinde başarısız deneyimler, ekipman arızaları ve diğer küçük sorunlarla başa çıkabildim. O zamanlar bürokratik angaryalar daha büyük bir engel teşkil ediyordu. Genellikle ajanslar veya üniversite yönetimi için hazırlayacağım raporları, uyarı gelene kadar ya da son teslim tarihi yaklaşıp da paniğe kapılana kadar geciktirirdim. Hiçbir zaman evrak işlerinin akademik çalışmalarıma katkısı olduğunu hissetmedim, yalnızca araştırmalarım için gereken enerjimi ve zamanımı alıyordu.

Neyse ki kurul üyelerinden biri sıkıntımı fark etti ve anlayış gösterdi. “İş yerinde kötü bir gün geçirdiğinde, eğlenmek için ne yaparsın?” diye sordu bana. O an şaşkın görünmüş olmalıyım çünkü sorusunun sıkıntımla nasıl bir alakası olduğunu anlayamamıştım. Sonra bana özellikle zevk almadığı bir iş yaparken eğlenceli bir proje ile kendini ödüllendirme yönteminden bahsetti. Bana benzer bir şey yapmayı düşünmemi tavsiye etti. Bu fikri hemen sevdim ancak kendi sistemime tam olarak uygulamak birkaç yılımı aldı ve kariyerim boyunca da gelişmeye devam etti.

Doktora öğrencisi olarak mikroskop ile incelemeler yapmayı özel bir ödül olarak görmezdim çünkü zaten zamanımın çoğunu laboratuvarda geçiriyordum. Bu yüzden farklı bir ödül geliştirdim, merak ettiğim konularda seminerlere katılacaktım. Örneğin bir gün kendime şunu söylediğimi hatırlıyorum: “Eğer bu raporu zamanında gönderirsem, istediğim patoloji seminerine gideceğim.” Hem son teslim tarihlerine yetişmeye başladım hem de bu süreçte biraz eğlendim.

Kendi laboratuvarıma sahip bir öğretim üyesi olduğumda ise ”eğlencelik” yöntemim değişmeye başladı. Mikroskobumdan fazlasıyla uzak kalmıştım ve onu özlüyordum. Aynı zamanda, eğlenceli ödüllere olan ihtiyacım da arttı çünkü bürokratik işler, yapılacaklar listemi doldurmaya başlamıştı.

"Ben külfetli evrak işlerini tamamlamak için kendime özel projeler veriyorum."

Laboratuvarım büyüdükçe mikroskop işleri, basit deneyler ve veri analizleri gibi bazı tek kişilik, küçük projeleri kıskançlıkla kendime ayırmaya başladım. Hatta bazen bu projeleri arar oldum. Mesela bir iş arkadaşım bana karaciğer tümörlerini boyamada sorun yaşadığını söylediğinde hemen “Sen bana lamları gönder, ben yaparım!” demiştim. Kariyerimin bu noktasında, araştırmadaki rolüm çoğunlukla öğrencilere ve teknisyenlere danışmanlık etme konumuna geldi. Sanki araştırma artık benim değildi ve bittiğinde de “Bakın neler keşfettim!” diyemeyecektim. Ama ”eğlencelik” projelerimde her şey bana aitti. Gerçekten bilimle uğraşıyormuşum gibi hissediyordum.

Kariyerim boyunca bu yöntem, işimin özellikle zevk almadığım kısımlarını bitirip geçmeme yardımcı oldu. Kendime verdiğim ödüller rahatlamamı sağladı ve bana neden bir bilim adamı olmayı sevdiğimi hatırlattı.

Şu yıllık rapora gelince, üzerinde çalışarak sıkıcı bir sabah geçirdim ama sonunda hallettim. Sonra mikroskoba koştum, iş arkadaşlarımın birkaç hafta önce gönderdiği bir dizi lamı incelemek için can atıyordum.

"Diğerleri için bu "çalışmak" gibi görünebilir ama bu benim için “eğlencelik” bir iş."

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.