Neden Korkunç Kararlar Veriyorum?

Neden korkunç kararlar verdiğimi tutarlı bir şekilde anlatmanın bir yolu yok. Birazdan anlatacağım şeyler de yalnızca bu süreci açıklamaya yardım edebilecek rastgele gözlemler.

Çevirmen: Mefkure Demirci

Editör: Bilal Enes Özensel

Tasarım: Erhan Köş

Neden Korkunç Kararlar Veriyorum?

Neden korkunç kararlar verdiğimi tutarlı bir şekilde anlatmanın bir yolu yok. Birazdan anlatacağım şeyler de yalnızca bu süreci açıklamaya yardım edebilecek rastgele gözlemler.

Çevirmen: Mefkure Demirci

Editör: Bilal Enes Özensel

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Mefkure Demirci, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi. Araştırma yapmaktan ve klasik müzik dinlemekten keyif alıyor.

Bilal Enes Özensel, İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji okuyor. Gelenek, medeniyet ve musikiyle ilgili. Şiirden anlamıyor. Gezmeyi, gezmeyi ve görmeyi çok seviyor.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

600 kelime

Neden korkunç kararlar verdiğimi tutarlı bir şekilde anlatmanın bir yolu yok. Birazdan anlatacağım şeyler de yalnızca bu süreci açıklamaya yardım edebilecek rastgele gözlemler.Yoksulluk hakkındaki genel teorik sorunlara baktığımızda yoksulluğun asıl nedenini kaçırdığımızı düşünüyorum. Yoksulluğun ne olduğunu ve nasıl olduğunu biliyoruz, sistematik sorunları görebiliyoruz fakat yoksul bir insanın neden yoksul olduğunu açıklayabildiğini gören var mı? Bunu ilk deneyen ben olacağım.

Dinlenmek zenginlerin bir lüksüdür. Sabah altıda kalkarım, okula giderim (sadece iki dersimi yüz yüze eğitim ile alıyorum). Okul sonrasında işe giderim; çocukları ve eşimi alırım, üstümü değiştirmek için yarım saatim olur ve ikinci işime giderim. Eve gece on iki buçuk civarında gelirim, eve geldiğimde derslerimin geri kalanıyla ve ev işleriyle ilgilenmem gerekir tüm bunları hallettikten sonra ancak saat sabaha karşı üç sularında uyurum. Elbette her günüm böyle değil. Çalıştığım işlerin her birinde haftanın iki günü izinliyim. O zamanımı da evi temizlemek, çocuklarımı bir saatten fazla görmek ve ödevlerimi tamamlamak için kullanıyorum. Bu günlerde de düzenimi mahvetmemek adına işim erken bitse de gece yarısından erken uyumuyorum çünkü erken uyursam diğer gecelerde ayakta durmakta zorlanırım. Sahiden hasta değilsem işten asla izin almam. Tüm bunları yaparken ne yaptığınızı düşünmeye pek fırsatınız olmaz. Sürekli bir sonraki şeyi yapmaya başlarsınız ve o bitince de sonra bir sonrakini…

İlk hamileliğimde haftalık bir motelde yaşıyordum. Dondurucusu olmayan bir mini-buzdolabım ve bir mikrodalga fırınım vardı. WIC’den (kadınlar, bebekler ve çocuklar için sağlık ve beslenmesine yardımcı olan kurum) yardım alıyordum. Sık sık yer fıstığı ezmesi ve 12 tanesi 2 dolar olan dondurulmuş burito(bir çeşit dürüm) yerdim. Eğer bir ocağım olsaydı o kadar burito yemezdim ama hamileydim ve ete ihtiyacım vardı. Hiç doğum öncesi eğitimi almamıştım ama hamileyken protein ve demir almam gerektiğini bilecek kadar zekiydim. Yemek yapabiliyordum çünkü okuduğum liseden mezun olmak için ev ekonomisi dersini almak zorundaydım. Ama yemek yapabilmek için çalışan bir ocağa, tencereye ve baharatlara ihtiyacınız vardır. Yemeği yaptıktan sonra ne kadar yorgun olsanız da bulaşıkları yıkamanız gerekir yoksa her yeri böcekler basar. Eğer yemeği hazırlarken bir yanlışlık yaparsanız ailenizi hasta dahi edebilirsiniz. Bu yüzden makul olacağını bildiğim ucuz ve dayanıklı paketli yiyecekler almak daha mantıklı geliyor. Orta sınıf olmak için fazla çabalamamayı zamanla öğrendik. Bu çabalamalar asla güzel sonuçlanmıyor ve deneyip de başarısız olmak sizi daha kötü hissettiriyor. Denememek kötü sonuç almaktan daha iyidir.
Bana en yakın Planned Parenthood (Amerika’da faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen bir yardım organizasyonu) üç saat uzaklıkta bu da benzin için çok fazla para harcamak demek. Birçok kadın bunu karşılayamaz. Zaten bu tip kuruluşlardan birine yakın oturuyor olsanız dahi birçok bölgede buralara girip çıkarken görünmek istemezsiniz. “Çocuk sahibi” olmadığımızın farkındayız ama biz de “ürüyoruz” ve sanıyorum ki zengin insanlarla aynı sebeplerden dolayı çocuk sahibi oluyoruz. Üreme dürtüsü ve diğer her şey. Kimse yoksul insanların üremesini istemez.

Vatanseverlik kanunu kaldırıldığından beri banka hesabı açmak zor. Eğer bir tanesine sahip değilseniz çeki nerede nakde çevireceğinizi ve nereden faturaları ödemek için para havalesi alacağınızı düşünürken çok vakit kaybedersiniz. Şimdilerde birçok motel “kredi kartı yoksa oda da yok” prensibi ile çalışıyor. Bir gün San Francisco’da yağmurun altında beş saat boyunca, yanımda yaklaşık bin dolarla dolaşıp durdum. Nakit beş yüz dolar depozito vermeye ve kefalet olarak cep telefonumu teslim etmeye razı olmama rağmen kredi kartım olmadığı için hiçbir motelde oda kiralayamadım.

Kimse depresyon üzerine yeterince kafa yormuyor. Daima yorgun hissettiğimizi anlamalısınız. Asla umutlu hissetmeyeceğiz. Hiçbir zaman tatille çıkamayacağımızı biliyoruz. Yoksulluktan kurtulamayacağımızı biliyoruz. Tüm bunlar bize kendimizi geliştirmek için bir sebep kalmamasına neden oluyor.

Bazı işlere başvuramayız bile çünkü yeterince iyi gözükmeye gücümüz yetmez. Çok iyi bir hukuk sekreteri olabilirdim fakat “firma imajına” uymadığım için birçok kez geri çevrildim. İmaja uymamak aslında “çık git” in kibar halidir. Patronum beni “kurumsal imaja uymadığım” için garson yapmıyor, ben ancak mutfakta saklanıp yemek yapacak kadar iyiyim. Güzel değilim. Bazı dişlerim eksik ve uykusuz bir kahve ve nikotin bağımlısının cildine sahibim. Güzellik, ancak maddi olarak karşılayabildiğinizde sahip olacağınız bir şeydir. Güzel olmak için ihtiyacınız olan işe ancak güzelliğinizle girebilirsiniz.

Yoksulluktan kurtulmayı denemenin bir anlamı yoktur.

“Bedava” sadece zenginler içindir. Okulumda birçok şeyin bedava olması iyi bir şey ama birçok şeyin bedava olduğu okullara benim gibi pek çok yoksul insan kolay kolay ayak basamayacaktır zaten. Biz oraya ait değiliz. İyi bir muayenehane mi var? Harika! Ama sağlık ödemesi gerektiriyor. O halde gitmiyoruz. Ücretsiz kliniklerde size söyleyecekleri tek şey bir uzmana görünmeniz gerektiğidir. Hangisine görünmeliyim sahiden? Ne kadar da erişilebilir!

Sigara içiyorum. Sigara içme işi maliyetlidir ama aynı zamanda da en iyi seçenektir de. Dediğim gibi her zaman, her an çok yorgunum. Bir adım atmaya bile halim kalmadığında sigara içebilir ve bir saat daha ayakta kalabilirim. Öfkelendiğimde, hırpalandığımda ve bir şey olsun dahi yapamayacak hale geldiğimde sigara içebilir ve biraz daha iyi hissedebilirim. Yalnızca bir dakikalığına da olsa sahip olduğum tek rahatlama aracı bu. Bunun iyi bir şey olmadığını biliyorum fakat erişebildiğim ve çökmeme engel olan tek şey bu.

Çok fazla kötü finansal karar alıyorum. Ama hiçbirinin uzun vadede bir önemi yok. Hiçbir zaman yoksulluktan kurtulamayacağım. Öyleyse tasarruf etmenin ne anlamı var ki? Bu fedakarlığın beni daha iyi koşullara taşıyacağı elbette yok. Zaten ne kadar tutumlu ve sorumlu olursam olayım 2-3 gün sonra yine beş parasız kalacağım.

Yoksulluk umutsuzluğu beraberinde getirir. Benim için bir ay içinde ne olacağı hiç önemli değil. Bir ay içerisinde ne olursa olsun bu, muhtemelen bugün ya da geçen hafta olan herhangi bir şey kadar önemsiz olacaktır. Bunların hiçbiri benim için önemli olamaz. Uzun vadeli planlar yapmıyoruz çünkü yaparsak kalplerimiz kırılır. En iyisi umutlanmamaktır. Yalnızca gördüğünüz anda sahip olabileceklerinizi seçersiniz.

Sempati ya da acıma istemiyorum. Ben sadece insani bir şekilde, yoksulların, dışarıdan çok kötü gibi görünen kararları nasıl verdiklerini açıklamaya çalışıyorum. İşte bizim hayatlarımız böyle. İşte savunmamız! Bu kesinlikle bize zarar veriyor ama daha güvenli. Hepsi bu kadar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.