Öğrencilerim İletişim Kurmayı Bilmiyor

Barnwell, öğrencilerinin telefon ekranlarına yansıyan çırpınışlarını izlerken, onlara öğretilemeyen ve en çok gözden kaçan tek becerinin iletişim becerisi olduğunu fark ediyor.
10 Aralık 2021
ogrencilerin-iletisim-2
Maksim Goncharenok, Pexels

Öğrencilerim İletişim Kurmayı Bilmiyor

Barnwell, öğrencilerinin telefon ekranlarına yansıyan çırpınışlarını izlerken, onlara öğretilemeyen ve en çok gözden kaçan tek becerinin iletişim becerisi olduğunu fark ediyor.

Çevirmen: Rümeysa Sağın
Editör: Melani Konca
Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Paul Barnwell, Louisville, KY’de yaşayan bir öğretmen, yazar ve kent bahçıvanı

Rümeysa Sağın, Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği lisans mezunu. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Kent Çalışmaları alanında yüksek lisans yapıyor.

Melani Konca, MEF Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü öğrencisi. Kelimelerin gücüne inanıyor.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji öğrencisi. Suç üzerine çalışıyor.

900 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

“Öğrencilerin ekran bağımlılıkları, gerçek zaman ilişkileri kurmalarını engelliyor.”

Geçenlerde sınıfımın önünde durup pek bilindik o sahneyi gözlemledim. Öğrencilerimin çoğu benim fark etmeyeceğimi düşünerek masalarının altından gizlice akıllı telefonlarını kontrol ediyordu.

Dikkatlerini çekmek istediğimde, öğrencilerim başlarını yavaşça yukarı kaldırdılar ve isteksizce bana baktılar. Bense keyif içinde onlara bir sonraki projelerinin son derece ihtiyaç duydukları bir beceriyi uygulamak olduğunu duyurdum: bir sohbet yürüteceklerdi.

Öğrencilerin bazıları şaşkın şaşkın bakakaldılar. Diğerleri ise konuşmamı bitirip tekrar telefonlarına dönmelerine izin vermemi sabırsızlıkla bekliyordu. Sonunda bir öğrenci parmak kaldırıp sordu: “Peki, bu nasıl olacak?”

İngilizce bölümünden üçüncü sınıf öğrencilerim, eğitim ile ilgili çeşitli konularda araştırmalar yapıyorlardı. “Okul reformu” başlığı altında sınıf içi ve bire bir tartışmalar gerçekleştirdik. Ardından, onlardan küçük gruplar halinde podcast’ler oluşturarak grupların bu konular üzerine konuşmalarını istedim. Bu proje, sorunlar hakkında gerçek zamanlı konuşma yeteneklerinin nihai bir değerlendirmesini temsil ediyordu.

Bol bol pratik yapmamıza rağmen, bu görev gençlerin gözünü korkuttu. Podcast denemelerinde genellikle sessiz kaldıklarını gördüm. Tartışmayı yürüten öğrencim bir soru yöneltmediği sürece birçoğu etkili bir biçimde konuşamadı. Muhatabının cümleleri üzerine yorum yapmak ve karşılıklı tartışmak yerine katı ve donuk görüşmeler yürüttüler. Konuşurken ya kağıtları karıştırıyorlardı ya da ellerine bakıyorlardı. Hatta bazıları otomatik bir dürtü olarak telefonlarına bile uzandı ki bu yapacakları son şey olmalıydı.

Öğrencilerimin bu şekilde çırpınmasını izlerken belki de öğrencilere tek öğretemediğimiz ve en çok gözümüzden kaçan becerinin iletişim becerisi olduğunu fark ettim. Çocuklar her gün ekranlardan birbirleriyle iletişim kurmak için saatlerini harcıyorlar ancak kişiler arası iletişim becerilerini geliştirmek için nadiren fırsat buluyorlar. Kuşkusuz, gençlerin fiziksel, biyolojik ve sinirsel durumları da iletişim biçimlerinde önemli bir rol oynuyor ama yine de öğrencilerin iletişim için ekrana bağımlı olmaları, gerçek hayattaki iletişimlerine gölge düşürüyor.

Komik bir soru gibi gelebilir ama şu soruyu kendimize sormak zorundayız: “Özgüvenli ve tutarlı bir iletişim sürdürebilmekten daha önemli bir 21. yüzyıl becerisi gerçekten var mı?  

Öğrencilerin dijital dünya ve gerçek dünya arasında hareket edebilme becerilerini geliştirmeye odaklansaydık ne olurdu?

Sonuçta bu öğrenciler üniversitelere veya işe başvurduklarında akıllı telefonları üzerinden mülakata girmeyecekler. Maaş artışlarını veya projeleri tartışırken saygın bir duruş sergilemeliler ve ayakları yere basan gençler olarak en azından Google’a başvurmadan bir düşünme becerisi göstermek zorundalar. Hayati kararlar almaları gerektiğinde her şeyi derinlemesine düşünebilmeliler ve iş arkadaşlarıyla bunları paylaşabilmeliler. Eğer mevcut iletişim alışkanlıkları ekranlar ile sınırlıysa, yüz yüze iletişim kurma becerilerini nasıl geliştirecekler?

Gençlerin iletişim için büyük ölçüde telefonlarına bağımlı olmaları öğretmenler veya ebeveynler için bir sürpriz değil. Pew Araştırma Merkezi’ne göre, her üç gençten biri günde 100’den fazla mesaj gönderiyor. Gençlerin yarısından fazlası arkadaşlarıyla iletişim kurmak için mesajlaşmayı kullanırken sadece yüzde 33’ü yüz yüze konuşmayı tercih ediyor. Cep telefonu kullanımı çoğu okulda sınırlandırılmaya çalışılsa da oldukça yaygın. 

Ödevlerin tablet veya dizüstü bilgisayarlardan hazırlanmaya uygun olarak düzenlenmesi ve bize e-posta yoluyla gönderilmesi, öğrencilere BYOD* (Kendi Cihazını Getir) izni verilmesi gibi 21. yüzyıl taleplerini karşılamaya yönelik gayretli bir çaba gösterirken öğrencilerden gerçek zamanlı düşünmeleri ve iletişim kurmalarına yönelik bir talepte bulunmuyoruz. Evet, çevrimiçi tartışma panoları ve Twitter, fikir alışverişinde bulunmak için faydalı araçlardır. Ancak genellikle öğrencileri, gerçekten kapsamlı eleştirel düşünmeye veya iletişim kurmaya dahil etmeyen bir “oku, düşün, unut gitsin” davranışına teşvik ederler. Öğrencilerin sadece yanıtlanması zorunlu olan sorulara yanıt gönderdiğini ve ardından tartışmayı sonlandırdığını çok sık gördüm.

Psikolog, MIT profesörü ve Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less From Ourselves kitabının yazarı Sherry Turkle, kariyerini insanların teknoloji ile olan ilişkilerini araştırmaya adadı. Yazılarının çoğunu aşırı teknoloji yüklenmesi ve bunun iletişim kurmaya etkisine yönelik eleştirel yaklaşımları şekillendiriyor. Turkle, New York Times köşesinde şunları yazmıştı: “Yüz yüze iletişim ağır ilerleyen bir süreçtir ve sabır gerektirir. Bizler dijital cihazlarımızla iletişim kurarken farklı alışkanlıklar ediniriz. Örneğin, daha hızlı yanıt almak isteriz. Bunun için, birbirimize daha basit sorular sorarız. En önemli konularda bile iletişimlerimizi basitleştiriyoruz.”

Okullardaki ekran kullanımına yönelik mevcut durum, öğrencilerden beklediğimiz soru sorma ve düşünme etkinliğinin önemini azaltıyor olabilir mi? Bana kalırsa, kullandığım çevrimiçi tartışma panoları öğrenci katılımını artırdı ve normalde sınıfta konuşmaya isteksiz olan birçok öğrenci söz hakkı aldı. Öte yandan, dijital katılıma bu kadar yönelmenin öğrenciler için fazla basit olup olmadığını da merak ediyorum. Turkle’ın yazdığı gibi, “Çevrimiçi bağlantılarımızın gerçek bir sohbetten bir yudum olduğunu düşünmeye meyilliyiz ama öyle değil.”

Öğrencilerin dijital dünya ve gerçek dünya arasında hareket edebilme becerilerini geliştirmeye odaklansaydık ne olurdu? Teknolojinin ironik bir faydası şu ki, konuşma sanatını öğrenmek ve öğretmek için de yine dijital cihazlardan yararlanabiliyoruz. Tüm akıllı telefonlar aynı zamanda bir kayıt cihazıdır. O zaman neden bunları öğrencilerin konuşma becerilerini kaydetmek ve değerlendirmek için kullanmıyoruz? Çünkü şunu fark ettim ki, öğrenciler kayıt altına alındıklarında sohbetleri ve tartışmaları daha ciddiye alıyorlar. Bu yüzden öğrencileri hem dijital okuryazarlık hem de kişiler arası iletişim arasında bir denge kurmaya teşvik etmek için teknolojiyi kullanabiliriz.

Bir gençle kuracağınız bir sonraki etkileşiminizde, onunla zorlu bir konu hakkında sohbet etmeye çalışın. Ondan görüşlerini açıklamasını isteyin. Onu, cevaplarını detaylandırması için zorlayın. Umarım, Turkle’ın 16 yaşındaki bir çocukla teknolojinin kendi iletişimini nasıl etkilediği ile ilgili röportaj yaparken aldığı yanıtı almazsınız: “Bir gün, bir gün, ama kesinlikle şimdi değil, nasıl iletişim kurulacağını öğrenmek istiyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

*BYOD (Bring Your Own Device)

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.