Öğretim
Bilimleri

Nörobilim ve psikoloji işbirliğinde etkili öğretme ilkelerine yeni bakış açıları.
15 Aralık 2021
nöro
Nörobilim-Life Of Medical.

Öğretim Bilimleri

Nörobilim ve psikoloji işbirliğinde etkili öğretme ilkelerine yeni bakış açıları.

Çevirmen: Büşra Çelik
Editör: Hazal Öncel
Tasarım: İrem Gevrek

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram
ogretim-bilimleri-kapak

Büşra Çelik, İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık mezunu. Eğitimine Çeviribilim alanında yüksek lisansla devam etmekte. 10 yıldır sualtı hokeyi oyuncusu. Spor yapmak, gezmek, farklı kültürleri tanımak olmazsa olmazları. Çok gezerken çok okuyan olma hayalleriyle dolu. Bir penguene sarılmak bir fil ile selamlaşmak en büyük hayalleri.

Hazal Öncel, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi. Çocukları konu alan filmleri ve büyülü gerçekçiliği seviyor. Gezegene zarar vermeyecek şekilde yaşamaya çalışıyor.

İrem Gevrek, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji öğrencisi. Göç sosyolojisine ilgi duyuyor. Bu dünyayı keşfederken fotoğraf çekmeyi çok seviyor.

1800 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Öğretmenin çoğu zaman bir meslek olarak algılanması “doğru uygulama” kavramını iki kaynağa bağlı kıldı: daha deneyimli öğretmenler tarafından daha az deneyimli öğretmenlere aktarılan bilgelik ve sağduyu ile gözlem yeteneğine sahip öğretmen. Bununla birlikte, yakın bir zamanda, eğitsel nörobilim alanı, etkili sınıf uygulamaları üzerine araştırmaya dayalı yönlendirme için ek bir kaynak olarak ortaya çıkmıştır. Bu gelişmenin heyecan verici olduğunu düşünüyoruz. Psikolojide olduğu gibi öğretme ve öğrenmeye özgü nörobilimsel bulguların zamanla derinliğinin ve kapsama alanının gelişeceğine inanıyoruz. Nörobilim, belli başlı eğitim yöntemlerinin öğrenmeyi destekleyip desteklemeyeceğini anlamamızda yardımcı olabilir.

Psikoloji ve nörobilimin sunduğu bu bilgi birleşiminin, bize popüler eğitim yaklaşımları üzerine nasıl fikir verdiğini aşağıda yer alan dört örnek üzerinden inceleyerek öğretimi yönlendiren ve yönlendirebilecek her bir alana özel bulguları tartışalım. 

The Science Of Teaching-ASCD.

1. Gelişim Odaklı Bir Zihin Motivasyonu Neden Yükseltir?

Nörobilimin bizzat desteklediği gelişim odaklı zihin teorisi, beynin hayli esnek olduğunu ve zamanla kapasitesini önemli bir şekilde arttırabileceğini anlamakla başlar. Öğrenciler, insanlar nasıl fiziksel kapasite inşa ediyorlarsa buna benzer bir şekilde beyin kapasitesini ‘inşa’ edebileceklerini anladığında ve bu temel dayanağı ileri taşıdıklarında öğrenmenin üzerine muhtemelen daha fazla düşerek ortaya çıkan engellerden daha az etkilenecektir. Bu duruma 12.000’den fazla 9. sınıf öğrencisi ile yapılan bir araştırmaya örnek verebiliriz.  Araştırmacılar, öğrencilere entelektüel becerilerin geliştirilebileceğini öğreten sadece kısa bir müdahale ile daha düşük başarıya sahip olan öğrencilerin notlarını iyileştirdiğini ortaya çıkardılar (Yeager vd, 2019).

Aynı zamanda, nörobilimde gözden geçirilen son araştırmalar düzeltici geribildirim ve hata gözetimi gibi gelişim odaklı zihin bileşenlerine karşılık veren beyin bölgeleri ile ödüle yanıt verme gibi içsel motivasyon işleme süreçlerini incelemektedir. Bu bölgeler fiziksel

olarak büyük ölçüde birbirinden ayrı olsa da bu bölgelerde hem gelişim odaklı beyin hem de içsel motivasyonla bağlantılı iki aktif alan bulunmaktadır (Ng, 2018). Araştırmacılar beynin esnekliği nedeniyle gelişim odaklı zihin müdahalelerinden kaynaklanan beyinle ilgili değişikliklerin içsel motivasyondan sorumlu sinirsel bölgeleri de etkileyebileceğini savunuyor.

Bu bulgular psikolojik bir teorinin fizyolojik temeline dair bir iç görü sağlıyor. Ayrıca bizlere, eğitimcilerin öğrencilere öğretirken beyinlere de öğrettiğini gösteriyor ve bu beyinler, öğrenme sürecini nasıl ön gördüğümüzün ve desteklediğimizin sonucu olarak muhtemelen daha iyi veya daha kötü yönde değişiyor. 

Bulgulardan Uygulama Alanına 

Öğrencilerde gelişim odaklı zihni desteklemek amacıyla bahsi geçen bulgulardan yaralanmak için eğitmenler:

  • Gelişim odaklı zihnin temel özellikleri ve faydalarını sıklıkla öğrencilere açıklayabilir, öğretebilir ve yansıtabilir.
  • Öğrencilere, birinin gelişim odaklı zihin edinmesinde yardımcı olacak zihin becerileri, davranışları ve alışkanlıklarını öğretebilir. Dweck, gelişim odaklı zihnin  sadece çalışkan bir kişi değil aynı zamanda akıllıca çalışan biri gerektirdiğine dikkat çeker. Akla dayalı olmayan bir iş için sıkı çalışmak boş yere kürek çekmektir.
  • Başarılı bir sınıf ve kaliteli çalışma kültürü oluşturabilir ancak bunun için sihirli bir değnek yoktur. Öğrenciler karşılıklı büyüme ve başarı için akranlarıyla bir araya geldikleri bir grubun parçası olduğunda, bireylerin başarılı olma yeteneklerine inanmaları ve bu başarıya ulaşmak için çalışacakları çok daha olasıdır.
  • Kendi zihniyetinizi anlayın. Kendinizi eylemlerinizde gözlemleyin. Güveni ve gelişme beklentisini teşvik eden etkileşimlerle hangi öğrencilere kolayca cevap verdiğiniz üzerine ve hangi öğrencilere inanmanızın daha zor olacağı üzerine düşünün. Ardından öğrencilerinizin gelişeceği umuduyla siz de gelişin. 

Gelişim odaklı bir zihin ile öğretimin inanç, sıkı çalışma ve mantıklı işler içerdiğinin bilincinde olun. Alakadar olduğunuz her öğrencinin kapasitesine inanmayı istemekle başlamak harika bir başlangıç olacaktır. Bu inançları sahnelemek daha zorlu olacaktır; bu her gün her öğrencinin başladıkları günden veya sınıf düzeyinden bir adım ileri gittiklerinden emin olmayı içermektedir. Öğrencileriniz, motivasyonlarını ve çabalarını yükseltecek gelişimlerini istikrarlı bir şekilde bizzat gözlemleyin. Her öğrencinin derse girdiği andan başlayarak ileriye gitmelerine yardım etmek için öğrenme zorluğu ile başa çıkacaksınız.

2. Yeni Bilgi İle Eski Bilgi Arasında Bağlantı Kurma: Neden İşe Yarar?

Nörobilim çalışmaları, yeni öğrenme ediniminde eski öğrenmenin güçlü etkisinin olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bilişsel psikologlar öğrenmenin bu ilkesinden aktarım olarak bahsederler ve bazı öğretmenler neredeyse içgüdüsel olarak buna dokunurlar. Nörobilimdeki bazı çalışmalar, yeni öğrendiğimizin eski öğrendiğimizle ilişkili olup özgün bir şekilde sunulmasının öğrencilerin o öğrenmeyi hatırlama olasılığını önemli ölçüde arttırdığını öne sürüyor (Fernández & Morris, 2018). Görüntüleme çalışmaları genellikle beyin çıkıntısında başlayan ve kodlama için uzun süreli hafıza alanlarına uzanan aktivite gibi bağlantıların kurulmasında beynin hangi bölümlerinin dâhil olduğunu bile ortaya çıkardı. Bu da öğretmenlerin, yeni öğrenmeyi öğrencilerin geçmiş öğrenmelerine bağlamak için ne kadar çok şey yapabilirse, öğrencilerin bu yeni bilgiyi anlama ve hatırlama şansının o kadar yüksek olduğunun bir başka kanıtıdır.

Bulgulardan Uygulama Alanına 

Bir ders sırasında bir konunun incelemesini bitirdiğinizde, hemen bir sonraki konuya geçmek için acele etmeyin. Beynin pekiştirme sürecini kolaylaştırmak için öğrencilere yeni öğrendikleri hakkında akranlarıyla konuşmaları için zaman verin. İlgisiz bir şeye hızla geçmek, bu önemli aktiviteyi yavaşlatabilir veya durdurabilir. Öğrencilerin yeni öğrendikleri bir anda kaybolabilir.

  • Öğrencilerinizi birer birey olarak tanımaya çalışın. Sohbetler, anketler, gözlem ve biçimlendirici değerlendirme yoluyla öğrencilerinizin çeşitli bilgi birikimleri, güçlü yönleri ve ilgi alanları hakkındaki fikirlerinizi geliştirin. Öğrencilerinizin sınıfa yanlarında ne getirdiğini bilmek, size geçmişte öğrendikleri hakkında bir fikir verir ve bunu yeni öğrendikleriyle nasıl ilişkilendireceğinizi gösterir.
  • Öğrencinin gelişimi için bilginin en az “artı bir” genişletilmesi gerektiğini ve öğrencilerin değişen derecelerde ön bilgilere sahip olacağını unutmayın. Her bir öğrencinin ön bilgisiyle ilişki kurarken sadece daha önce iyi bilineni gözden geçirmekle kalmayıp bu bilgi üzerine inşa ettiğinizden emin olun.

3. Sosyal-Duygusal Becerilerin Önemi

Psikolojideki araştırmalar öğrenmeyi desteklemede diğer bireylerle etkileşimde olmanın öneminin altını çizmektedir. Vygotsky (1934, 1986) öğrenmenin, öğrencinin görev zorluğunun üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek akranları veya diğer bireylerle etkileşime girerken mevcut isteklilik seviyesinin biraz üzerinde çalışmasından fayda sağladığını bulmuştur. Son zamanlarda, Amerikan Psikoloji Derneği’nin PreK-12 (anaokulu öncesinden 12. Sınıfa kadar) Öğretme ve Öğrenim için Psikolojinin En İyi 10 İlkesinden biri (2015), “Kişilerarası ilişkiler ve iletişimin, hem öğretme-öğrenme süreci hem de öğrencilerin sosyal-duygusal gelişimi için kritik öneme sahip” olduğunu belirtmektedir.

Nörobilim araştırması dijital cihazlar çağında önemi artan bir bulgu olan öğrenmenin sosyal yönünün önemini doğrulamaktadır. Araştırma, insanlar yerine elektronik cihazlar aracılığıyla dünyaya bağlananların veya yalnızca ekranlar aracılığıyla başkalarıyla uzun saatler bağlantı kuranların beyinlerini teknolojinin yeniden yapılandırdığını belirtiyor (Sousa, 2016). Beyinde birey hem eylemde bulunduğunda hem de bu eylemin başka biri tarafından yapıldığını gözlemlediğinde aktif olan ve ayna nöron anlamına gelen uzman hücreler bulunmaktadır. Bazı durumlarda “empati nöronları” olarak da adlandırılan bu hücreler diğer bireylerin niyetlerini anlamamıza yardımcı olup sosyal ortamlarda aktif olurlar. Taranan çalışmalar bu nöronların etrafımızdaki diğer insanların beyinleri ile kendi beyinlerimizi senkronize etmeye yardımcı olduğunu gösterir. Bu nedenle bir projede birlikte çalışan bir grup öğrenci beyinlerinin birbirleriyle senkronize olduğunu, öğrenmelerini desteklediğini ve hatta genişlettiğini görebilir (Dikker vd., 2017). Ancak bazı araştırmalar, yüz yüze etkileşim sağlamak adına teknoloji ile sık yapılan bağlantıların gelişmekte olan beyinlerdeki ayna nöron sistemine zarar verebileceğini belirtmektedir (Dickerson, Gerhardstein, & Moser, 2017).

Nörobilimde en son yapılan bir araştırmada öğrenmede duygu etkisine odaklanıldı. Limbik sistemdeki yapılar, daha sonra ön lobların kontrol işlevini yönettiği duyguları üretir. Duyguların dikkat üzerinde güçlü bir etkisi vardır ve dikkat, öğrencinin beyninde öğrenmeye veya görmezden gelmeye karar verilen şeyleri yönlendirir. Duygular ayrıca uzun süreli belleğe müdahale eder ve böylece orada depolananları iyileştirebilir veya bozabilir. Yeni öğrenmenin duygusal bileşeni çok az olduğunda veya hiç olmadığında, uzun süreli belleğin güçlenme ve depolama şansı düşüktür (Tyng vd., 2017).

Bu durumu farklı sözlerle ifade etmek istersek, duygular bilişselliğe ve öğrenmeye açılan bir kapıdır. Müfredat ve öğretim; zevk, sürpriz, empati, kişisel ilgi ve benzeri şeyleri uyandırdığında kapı açılır ve öğrenme muhtemelen daha etkili ve kalıcı bir şekilde ilerler. 

Bulgulardan Uygulama Alanına

Öğrencilerin yaşamlarıyla beyinlerinin sosyal ve duygusal yönlerini harekete geçirerek öğrenmeyi pekiştirin:

  • Dersi planlarken öğrencilere öğretmek istediğiniz şeyin  duyuşsal önemini anlamak için bilginin ötesine geçin. Öğrencilerin çalıştıkları şeyle duygusal bağlantı kurmalarına yardım edin. Bunu yapmanın bir yolu, bir şiir yazmak veya öğrendiklerini etkileyici bir monolog veya skeç aracılıyla tasvir etmek gibi öğrencileri öğrenmede sanat kullanımına teşvik etmektir. Bir başka yol ise insana dair ön plana çıkarılan içeriğin önemini öğretmektir. Tarihi olaylar deneyimleyen insanların hikâyelerini paylaşın, öğrencilerin edebi karakterlerin güdülerini ve duygularını araştırmasını veya insanların hayatlarını geliştirebilecek bilim yöntemlerini görmelerini sağlayın. Anlam bakımından bu tür zengin yaklaşımların öğrenci duygularına dokunması ve öğrenmeyi geliştirmesi çok daha olasıdır.
  • Öğrencilerin problem çözmek ve kaynakları verimli kullanmaları için temel bilgi ve becerileri kullanmaya davet eden ödevler hazırlayın. Bir bütün olarak sınıfı temsil ettikleri düşüncesinden öğrenebilmeleri için öğrencilerin farklı farklı eşlerle çalıştığından emin olun. Öğrencilere anlamaları, alıştırma yapmaları ve işbirliği becerilerini geliştirmeleri için yardım edin.

4. Nörobilim ve Çeşitlilik

Günümüzdeki sınıfların zorluklarından (ve fırsatlarından) biri öğrencilerimizin temsil ettiği deneyimlerin, dillerin, kimliklerin, güçlü yanların ve ihtiyaçların geniş çeşitliliğidir. Psikoloji alanında yapılan bir araştırma belirli bir yaştaki öğrencilere temelde aynıymış gibi davranmanın çoğu öğrenciyi olmasa da pek çok öğrenciyi başarısızlığa uğratacağını uzun zaman önce göstermiştir. Farklı öğrenciler içeren sınıflarda öğrencileri nasıl eğiteceğimizi özellikle bireye uygun belirlemeliyiz.

Çeşitliliğin olduğu sınıflarda öğrenci başarısını destekleyen ve psikoloji ile nöroloji araştırmalarından beslenen öğretme ve öğrenme uygulamalarının üç özelliği vardır: Eğitmenler öğrenmeyi ileriye taşıyan pozitif sınıf ortamları oluşturur, öğrencilerin çeşitli heves seviyelerine kulak vermenin önemini kabul eder ve dersi öğrencilerin ilgi alanlarına göre planlar.

Psikoloji alanındaki araştırmalar her bir öğrenci için onaylı, ilgi çekici ve destekleyici sınıf ortamları oluşturmayı uzun süredir desteklemektedir. Güncel nörobilimsel araştırmalar olumsuz duyguların sıklıkla idrak etme algısını kapattığını bu nedenle beynin enerjisini tehdit edici bir olay karşısında sahibini korumaya odaklayabileceğini ortaya çıkarmıştır. Tersine baktığımızda öğrenmeyle ilişkili olumlu duygular, öğrenmeyi geliştirerek hafızayı güçlendirebilir veya genişletebilir (Desautels, 2016). Artık biliyoruz ki bir öğrencinin deneyimlediği çevrenin doğası, beyin kimyasını kelimenin tam anlamıyla değiştiriyor ve bunun sonucunda beyin işleyişi değişiyor. 

Bulgudan Yararlanma

  • Öğrencilerin güçlü yönlerini kullanmaları ve geliştirmeleri için fırsatlar sağlayın. Öğrenme güçlükleri üzerine çalışmak için tutarlı bir destek sunun.
  • Empati kurma alıştırmaları yapın. Sınıfı öğrencilerinizin gözünden görmek için tutarlı bir çaba gösterin ve buna göre plan yapın.
  • Öğrencileri kendilerine uygun bir öğrenme ortamı yaratmada kendinize ortak edin. Dersin onlar için nasıl gittiğine dair düzenli olarak geri bildirim isteyin.

Psikoloji bize bir öğrencide bulunan “yakınsal gelişim bölgesi” kavramını sağlamıştır (Vygotsky, 1934, 1986), bu da öğrenmede gelişme için yeni zorlukların gerekli olduğunu gösterir ve her yeni zorluğun öğrencinin mevcut yeterliliğinin biraz ilerisinde olması gerektiği anlamına gelir. Yönlendirici destek, öğrencinin eski öğrenmeyi yenisinden ayıran belirsizlik boşluğunu aşmasına yardımcı olur. Şu anda 80 yaşın üzerinde olan bu teori, heves göz önünde bulundurularak öğretim konusunda devam eden araştırmalarda ve rehberlikte doğrulanmaya devam etmektedir.

Nörobilim son zamanlarda bir görevin bir öğrencinin yakınsal gelişim bölgesi içinde bulunmasının “ulaşılabilir” hissettirdiğini ve öğrencilerin görevin üstesinden gelmek için göreve yavaş yavaş ulaşmaya çalışarak daha az stresli olup  daha motive hissettiklerini belirtiyor. Daha karmaşık bir seviyede öğrencinin başarması için yardım desteğinin olması durumunda öğrencinin süreci zevkli olarak algılaması ve öğrenmesi daha olasıdır (Baars & Wijnia, 2018).

Dersi planlarken bu ilkelerden yararlanmak için:

  • Hevesli olmayı yetenekli olmakla bir tutmayın. Heves akıcıdır ve öğrencinin mevcut göreve göre nerede olduğu ile ilgilidir. Yetenek çok daha yaygın bir kavramdır, en iyi ihtimalle herhangi bir görevin genel hatlarıyla bağlantılıdır.
  • Öğrenme devamlılığı yoluyla bir öğrencinin gelişimini anlamak için öğrenme hedefleriyle sıkı bir şekilde uyumlu olan halihazırdaki değerlendirmeyi kullanın.
  • Değişken öğretme ve öğrenme rutinleri oluşturun, böylece her öğrenci öğretmenle bağımsız olarak veya küçük akran gruplarıyla çalışma fırsatına sahip olur. Bu, öğrencilerin farklı görevler üzerinde ve çeşitli zorluk seviyelerinde çalışmasına olanak tanır, böylece her öğrencinin ödevi çoğunlukla o öğrencinin yakınsal gelişim bölgesinde olabilir.

Son olarak psikoloji ve nörobilimin ikisi de öğrenmeyi öğrencilerin ilgileriyle ilişkilendirmenin bir lüks değil, bir zorunluluk olduğunu belirtir. Psikoloji alanı yıllardır öğrenmeyi bireyin ilgi alanları ile ilişkilendirmenin ve öğrenme motivasyonunu arttırmanın, öğrenmeden zevk alma, üretkenlik ve başarı ile arasındaki bağlantılara işaret etmektedir (Csikszentmihalyi, 1990). Nörobilim araştırmaları da bu sonuçları desteklemektedir. Bir görüntüleme çalışması, motivasyonun aktive olduğu beyin bölgesini (putamen) tanımlamış ve putamenlerdeki aktivitenin akademik başarı için kritik olabileceği sonucuna varmıştır (Mizuno, vd., 2008). Bu nedenle, öğrencilerin ilgi alanları ve faaliyetleri ile  çeşitli şekillerde ilişki kurmak başarıyı artırmak için çok önemlidir.

Öğrencileri ve ilgi alanlarını tanımayı bir öncelik haline getirmenin yanı sıra:

  • Öğrencinin görüşü ve seçimi için sık sık fırsatlar sağlayın. Öğrencilerin öğrenmeyi gösterebilecekleri yollar için seçenekler sunun, öğrencilerin ilgi alanına dayalı araştırma veya okuma grupları oluşturmalarına yardımcı olun veya öğrencilerin sınıfla ilgili bir konunun belirli yönlerini araştırabilecekleri ve bulguları sınıfla paylaşabilecekleri uzman grupları oluşturun.
  • Büyük fikirler veya disiplinin temel kavramları etrafında öğretme ve öğrenmeyi inşa edin ve öğrencileri bu kavramlarla ve ayrıca disiplinler arası bağlantılar ile ilgi alanına ilişkin bağlantılar kurmaya davet edin.
  • Değişik gruplama planlarına ilgi alanına dayalı grupları düzenli olarak dâhil edin.

Derin Öğrenme

Araştırma sonuçları açısından psikoloji ve nörobilim arasındaki ortaklık, öğrenmede neyin işe yaradığı ve neden olduğu konusunda bize daha derin fikirler sağlar. Öğretmenler her gün genç yaşamlara şekil verir ve genç beyinler oluşturur. Bu iki şeyi nasıl ve neden yaptığımız hakkında ne kadar çok şey bilirsek himayemizdeki öğrenciler o kadar çok fayda sağlayacaktır.

Düşünme&Tartışma

Bu makale, öğrencilere “gelişim odaklı zihin” kavramını açıklamayı önerir. Öğrencilere gelişim odaklı zihnin ne olduğunu açıkladınız mı ve bu fikri benimsemenin onlara nasıl fayda sağlayabileceğini konuştunuz mu?

Tomlinson ve Sousa’nın temel olduğunu söylediği gibi “akranların karşılıklı büyüme ve başarı için bir araya geldiği” bir sınıf kültürü yaratmak için yapabileceğiniz şey nedir?

Bir eğitimci olarak nörobilim ve eğitim psikolojisinin yakınlaşmasından umutlu musunuz? Bunun gelecekte öğretmenliği nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.