Papin Kardeşler

Şubat 1933. Yedi yıl boyunca Le Mans’ta Lancelin ailesine hizmet eden yirmi sekiz yaşındaki Christine Papin ve yirmi iki yaşındaki Léa Papin bir gün yanlarında çalıştıkları Bayan Lancelin ve kızını katlederler…

Çevirmen: Simten Keskinkılıç

Editör: Erhan Köş

Papin Kardeşler

Şubat 1933. Yedi yıl boyunca Le Mans’ta Lancelin ailesine hizmet eden yirmi sekiz yaşındaki Christine Papin ve yirmi iki yaşındaki Léa Papin bir gün yanlarında çalıştıkları Bayan Lancelin ve kızını katlederler…

Çevirmen: Rümeysa Sağın

Editör: Hazal Öncel

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Simten Keskinkılıç, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi. Gerçek bir Slytherin ve varoluşsal travmalarını Eurovision ile atlatmayı seviyor. 

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Aktör odaklı sosyal teoriler üzerine araştırmalar yapıyor. 

Sayfa Düzeni ve Kapak Tasarımı
Erhan Köş

1,000 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

Biraz geçmişe dönelim, tam olarak 20. yüzyılın başına.

Hizmetçilerin yaşam koşulları yüzyılın başında özellikle serttir. Kendilerini tamamen patronlarına adamak zorunda olmaları ve burjuvanın aşırı sertliği onların çoğu zaman hayatta burjuva evlerinin acı dolu görevlerinden başka şeyler olduğunu bilmelerine engel olur ve ne acıdır ki birbirini andıran günler durmaksızın ilerler. Yabancılarla ilişkileri olmaz. Ne bir arkadaş, ne de bir sevgilileri vardır.

Bu acımasız ve sefil kader ender görülen bir işkence suçuyla 1933’te Fransa’nın kuzeyinde gün yüzüne çıkar. Bu öyle bir suçtur ki yakında herkesin ilgi odağında olacaktır ve aynı zamanda işçi ve egemen sınıflar arasındaki gerilimden dolayı hiddetlenmiş toplumun bir kesiminin yaşam şartlarını kınayacaktır.

Anneleri onları terk ettiğinden beri çok yakın olan Christine ve Léa Papin’in çocuklukları zorlu geçer. Yedi yaşında çok katı bir dini yetimhaneye yerleştirilen Christine, on beş yaşında bu esaret dolu yerden bir başkası için ayrılır. Günün erken saatlerinde dua etmek yerini kendini işverenlerine adamaya ve burjuvanın aşırı iştiyakına bırakır. Ve kıt kanaat geçindiği maaşını hayatına ansızın tekrar giren annesine vermeye başlar. Yıllar boyu, bir başına genç kardeşi Léa’nın ona katılmasını bekler.

1926’da eski avukat René Lancelin onları beraber işe almayı kabul edene kadar iki kardeş aynı aile için çalışmaz. Hizmet sicilleri çok temizdir, eski işverenleri onları her zaman çalışkan ve dürüst hizmetçiler olarak görmüştür. Bir süre sonra, neredeyse tek vücut olmuçasına ayrılmaz hale gelirler. Ayrıca dışarıyla hiçbir temasları yoktur. Burjuvazinin büyük bir kısmında görüldüğü gibi, iki kız kardeşin hayatı birliklerine rağmen zorluklarla geçer. Sık sık azarlanırlar, mesafeli ve kibirli patronlarla uğraşmak zorunda kalırlar, günün ağarmasından gecenin geç saatlerine kadar görevler sürekli birbirini takip eder, kırılan bir eşyanın zararının maaşlarından kesileceğini bilmenin bitmeyen korkusuyla birlikte…

Léa (solda) ve Christine Papin

Ancak yaşanacaklardan bir ay önce Léa, bozmakla suçlandığı elektrikli ütüyü tamir ettirmek zorunda bırakılır. Faturayı patronuna sunar buna sinirlenen patron Léa’ya hakaretler eder ve sonunda emeklilik maaşından beş frank keser.

Léa olanlar karşısında sesini çıkarmaz ancak facia giderek yaklaşmaktadır. Bu yoğun gerilim acımasız ve trajik bir şekilde kendini gösterecektir. Olayın akşamında iki kız kardeş patronlarının kötülüğüne ve kendilerine reva görülmüş sefil kadere söylenmekteydiler. Yine de Lancelinler diğerlerinden daha tiksinç değildir. Onlar sadece saygın kimselerdir, bazı ayrıcalıklar onlara doğal gelir. Yaşadıkları Le Mans’ta hizmetçileriyle olan itibarları oldukça takdire şayandır. Üstelik Bayan Lancelin genç hizmetçilerin maaşlarını almaması için annelerine müdahale bile eder.

2 Şubat 1933.

Christine ve Léa Papin aile evinin birinci katındaki bir odada kıyafetleri ütülemektedirler. Yalnızlardır. Evin hanımı ve kızı dışarı çıkmıştır. Beyefendiye gelince, o da arkadaşlarıyla dışarıdadır. Akşam saat 5’te zararsız ama can alıcı bir olay meydana gelir. Elektrikli ütüdeki bir arıza sigortaları attıran ve evi karanlığa boğan bir kısa devreye neden olur.

Fırçalanacakları korkusuyla donakalan kız kardeşler kesilen elektriği düzeltmeden uyumaya giderler. Biraz sonra Bayan Lancelin ve kızı kapıyı açar ve ışığı yakmaya çalışır. Işıklar yanmaz. Yukarı katta, patronlarının erken dönüşüne şaşıran Christine ve Léa biraz sonra telafisi imkansız olanı yapacaklardır.

Akşam saat 7 sularında Bay Lancelin, kayınbiraderi Bay Ringeard ile birlikte kapının önünde belirir. Kapının içeriden kilitlenmiş olmasından endişe ederler. Bay Lancelin ön cepheyi daha iyi inceleyebilmek üzere bir adım geri atar, her yer karanlıktır. Ancak hizmetçilerin odasında yanıp sönen cılız bir ışık fark eder. Yani odadalardır. Peki neden cevap vermiyorlardır? Bu hiç normal değildir. Karakola gitmeye karar verirler. Birkaç dakika sonra iki memur ve bir çavuşla birlikte eve geri dönerler. Nihayet içeri girmeyi başardıklarında ise geride yanan hiçbir ışık kalmamıştır.

Endişe bu beş adamı bunaltmaya başlar, özellikle de ekibin geri kalanı Bay Ringeard ile üst kata çıkarken bir memurla beraber zemin katta kalmayı tercih eden Bay Lancelin’i. Gözleri küçücük bir lambanın ışığına dikilmiş üç adam olabileceklerin en kötüsünü beklemektedir. Gerilim had safhadadır.

Ansızın korkunç bir çığlık Bay Lancelin’i titretir, bu kayınbiraderinin sesidir. Merdivenleri bir hışımla çıkmaya çalışır, fakat memurlardan biri önünü keser. Üst kattaki manzara tahammül edilebilecek gibi değildir. Merdiven basamaklarının birkaç metre önünde bir insan gözü bulurlar. Ardından da dehşet verici bir sahne: yüzleri ve bedenleri korkunç şekilde parçalanmış, yerde yatan iki ceset.

Bunlar Bayan Lancelin ve kızıdır. Evin hanımı yerde boylu boyunca yatmaktadır: gözleri kayıptır, ağzı yerinde değildir ve dişleri çıkartılmıştır. Cinayet silahları bedenlerin yakınında bulunur. Bir mutfak bıçağı, deforme olmuş büyükçe bir teneke kap ve kanla kaplı bir çekiç. Dehşete kapılan memurlar, hizmetçileri de patronlarıyla aynı durumda bulmanın korkusuyla ürkek bir şekilde en üst kata, hizmetçilerin odasına giderler. İçeri seslenir, kapıyı çalar ve odaya girmeye çalışırlar, ama nafile. Kapıyı kırmaya karar veren polisleri içeride sürreal bir görüntü karşılar. Bulacaklarını sandıkları iki cansız beden yerine yatakta birbirine dolanmış iki kız kardeşi bulurlar.

“Evet, biz öldürdük. Hiçbir pişmanlık da duymuyoruz.”

28 Eylül 1933’te, iki kız kardeşin davaları Le Mans Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlar. Kimdir bu kadınlar ve bunu neden yapmışlardır? Mahkeme Başkanı Yargıç Beucher olayı anlamak ister. Ancak çıt çıkmayan mahkeme salonunun sanık koltuğundaki hizmetçiler yaptıklarını açıklamaya yeltenmez ve suskun kalırlar. Uzun tartışmalar sonucu ortaya çıkar ki patronu tarafından tehdit edilmemesine rağmen saldırıyı ilk gerçekleştiren Christine’dir.

İşlenen cinayeti soğukkanlı bir şekilde anlatmaya başlarlar. Üstelik konuşan Christine’dir, küçük kardeşi yalnızca onu onaylamakla yetinir ve sanki tamamen onun etkisi altında yaşıyormuş gibi davranır. Davanın temeli sanığın ruhsal durumunun değerlendirilmesine dayandırılır. Bu nadir görülen şiddetteki suç bir delilik halinin sonucu mudur? Yani kısaca, Léa ve Christine eylemlerinden sorumlu mudur?

Le Petit Journal, 30 Eylül 1933.

Bilirkişilik yapmaya gelen uzmanların birkaç muğlak ifadesine rağmen karar yalnızca kırk beş dakikalık bir tartışmanın ardından verilmeye hazırdır: Christine ve Léa suçludur. Kardeşlerden büyük olan ölüm cezasına çarptırılırken, Léa yirmi yıllık ikamet yasağı ile birlikte on yıl zorunlu çalışma cezası alır. Fakat iki kız kardeşin kaderi farklı bir şekilde ilerler…

Papin kardeşlerin büyük olanı 22 Ocak 1934’te Cumhurbaşkanı Albert Lebrun’un araya girmesiyle en yüksek yaptırımdan kurtulur. Cezası yirmi yıl ağır çalışmaya çevrilir. Ruhsal durumunun kötüleşmesi nedeniyle 1937’de daha sonradan öleceği Rennes’deki psikiyatri hastanesine nakledilir. Léa’ya gelince, o da ceza indirimi alır ve Şubat 1943’te serbest bırakılır. 24 Temmuz 2001’de seksen dokuz yaşında vefat eder.

Papin kardeşlerin acı dolu hikayesi böylece sona erer.

Olay basında büyük bir heyecan yaratır ve bir anda ulusal bir boyut kazanır. Komünistler işlenen bu cinayeti toplumda süregelen eşitsizliğin bir yansımasıymış gibi işçi sınıfının çektiği baskının bir sembolü haline getirir. Böyle bir suça yol açan acımasız, sönük bir hayatın sertliği midir? Yoksa delilik mi? Bunu muhtemelen asla öğrenemeyeceğiz…

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.