Popülizm, Göçmenlik ve Algılanan Tehditleri

Avrupa’da göçmenlik karşıtı popülizm dalgası güçleniyor. Anketlere göre bu durumun başlıca sebebi göçün güvenlik sorunları yarattığı iddiası. Peki ama bu iddia gerçekten isabetli mi?

Çevrimen: Dilara Öztekin

Editör: Zeynep İlayda Özer

Tasarım: Erhan Köş

Popülizm, Göçmenlik ve Algılanan Tehditleri

Avrupa’da göçmenlik karşıtı popülizm dalgası güçleniyor. Anketlere göre bu durumun başlıca sebebi göçün güvenlik sorunları yarattığı iddiası. Peki ama bu iddia gerçekten isabetli mi?

Çevirmen: Dilara Öztekin

Editör: Zeynep İlayda Özer

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Dilara Öztekin, sosyoloji bölümünde lisans öğrencisi. alanı doğrultusunda çeşitli çalışmalarda bulunuyor. İmkan buldukça farklı mekanlar keşfetmeyi ve bunları fotoğraflamayı seviyor.

Zeynep İlayda Özer, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi. Seslendirme, edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyor.

600 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Göçmenlik olgusuna karşı olanların ileri sürdükleri bazı iddialar vardır. Bu iddialar genellikle, “göç güvenlik açısından tehlikeli”, “göç suç oranlarını arttırıyor” şeklindedir. Şunu kesin olarak belirtmeliyiz ki göç ve suç arasında doğrudan bir bağlantı yoktur. Ousey ve Kubrin, göç ve suç oranları arasındaki ilişki üzerine yapılan son veri analizlerini incelediklerinde göç-suç ilişkisinde zayıf bir negatif bağlantı keşfetmelerinin yanı sıra, bu ilişkinin en belirgin negatif suç unsurunun cinayet olduğunu vurgulamışlardır. ABD’deki metropol bölgelerde 40 yıllık bir göçmenlik-suç ilişkisini araştıran Adelmann ve ekibindekiler ise göçün daima şiddet ve mülkiyet suçlarındaki düşüş ile ilişkili olduğunu keşfetmişlerdir.  

Batı ülkelerinde yapılan anketler gösteriyor ki insanlar gittikçe göçe karşı olan bir tutum sergiliyor. Avrupa Sosyal Anketi (ESS) verilerine göre İngiltere’de yoksul ülkelerden gelen göçmenlere izin verilmesine karşı olan insanların yüzdesi 2002’de yaklaşık olarak %15′ iken, bu oran 2014’te %22’lere yükselmiştir. Buna ek olarak aynı anketin sonuçları, daha fazla göçün daha fazla suç anlamına gelmediğini ispatlar niteliktedir, çünkü son beş yıl içerisinde hırsızlık veya herhangi bir tür saldırı kurbanı olduğunu iddia eden kişilerin yüzdesi 2002’de %28 civarındayken bu oran 2014’te yaklaşık olarak %18’e düşmüştür. 

2008 ekonomik krizinden başlayan ve görünüşe göre durdurulması mümkün olmayan bir popülizm dalgası zamanla Avrupa kıtasına yayıldı. Electionresources.org sitesine göre mülteci krizi sırasında; Hollanda’daki Özgürlük Partisi (PVV), İtalya’daki Beş Yıldızlı Hareket (M5s), İngiltere’deki İngiltere Bağımsızlık Partisi (UKIP) veya Almanya’daki Alternatif Almanya Partisi (AFD) gibi partiler, 2008 Parlamento seçimlerinde tek haneli tercih yüzdelerinden iki haneli sayılara geçmişlerdir. Macaristan’daki Macar Sivil İttifakı (FIDESZ) gibi partiler, genellikle Avrupa Birliği’nin tavsiyelerinin aksine göçe yönelik olası her imtiyaza karşı yarı yabancı düşmanı kapatma politikalarıyla yönetilen %50’ye yakın oranları korumuşlardır. “Daha fazla göç eşittir daha fazla suç” denklemi her zaman bu partilerin favori propaganda sloganlarından biri olmuştur. Yakın tarihli bir Observer alıntısına atıf yapacak olursak, bu [popülist] liderler temsil ettikleri kişilerin gerçek dünyadaki karmaşıklıkla başa çıkamayacak kadar aptal olduklarına karar verdiklerinde mi popülizm şenleniyor?

Bireylerin artık toplum bağlarının gücüne güvenemedikleri, ancak kendilerinden sorumlu olmak için giderek daha fazla görev sahibi oldukları tam bir güvenlik arayışı; sınırlar, duvarlar ve günah keçileri yaratmak için taleplerde bulunmanın önünü açar. Birçok Avrupa vatandaşının algısında, göçmenler bir kâbusun temsilcisidir. Onlar, insanlık halinin güvencesizliğini ve kırılganlığını tüm çıplaklığıyla ifade ederler. Belli bir anlamda, ekonomik güvencesizliğin artmasının bir sonucu olarak bizden birilerinin de kolayca “gereksiz” olarak görülen kesime dahil olma ihtimalidirler. Göçmenler, yerli nüfusun korktuğu ve sınırlarını çizdiği şeyin ana taşıyıcıları haline gelmiştir. Paradoksal olarak sınırlar, basitçe kontrol altına almak istedikleri farklılıkları güçlendirir. Tam da bu nedenle, sınırlar ve yarattıkları farklılıklar kendi kendini meşrulaştırır. 

Başka bir deyişle, küreselleşen çağda yoksulluk bile piyasa değeri kazandırma uğruna stratejik olarak işlevsel hale getirilir. Tabiri caizse bu, belirsizlikten arınmış olmanın ne anlama geldiğinin canlı kanıtıdır. Böylece yoksulların görünüşü yoksul olmayanları farklı bir dünyayı hayal etmekten alıkoyar. Kendilerine bir günah keçisi olarak yoksulları seçenlerin söylemlerinde yoksullar genellikle yabancılarla birlikte suçlulaştırılır. Toplumlarımızı karakterize eden sosyallik, bazen şefkat ve yardım alemlerinde, bazen de yeni keşfedilen bir halk düşmanına karşı büyük saldırganlık patlamalarında ifade edilir. Kolektif kaygı, kendini gösterecek somut bir tehdit bulmayı beklerken, herhangi bir düşmana karşı harekete geçirilir ve çoğu zaman yabancı, vatandaşların kişisel güvenliğini tehdit eden suçlu ile özdeşleştirilir. Politikacılar bu zorluğu tam olarak siyasi sonlar için sömürme eğilimindedirler.  

Bu, günümüzde çok hassas bir konu haline gelmiştir. “Göç korkusu”ndaki artış ve popülizm ilişkisi göz önüne alındığında üzerinde yoğunlaşılması gereken bir konu olma potansiyeli taşımaktadır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.