Psikopatlardan Neler Öğrenebiliriz?

Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs ve kurbanlarında kötü niyet şüphesi uyandırmamak için elini alçıya alan seri katil Ted Bundy hangi ortak özellikleri paylaşıyorlar? Aslında ortak pek çok şey yönleri var.

Çevirmen: Sıla Yavaş

Editör: Erhan Köş

Sayfa Editörü: Erhan Köş

Psikopatlardan Neler Öğrenebiliriz?

Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs ve kurbanlarında kötü niyet şüphesi uyandırmamak için elini alçıya alan seri katil Ted Bundy hangi ortak özellikleri paylaşıyorlar?

Çevirmen: Sıla Yavaş

Editör: Erhan Köş

Sayfa Editörü: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Sıla Yavaş, İstanbul Üniversitesi Leh Dili ve Edebiyatı mezunu. Kendini dünyayı görmeye adamış bir kitap canavarı.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisi. Sosyal bilimlerde metot üzerine çalışıyor.

1,500 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

Sadece katiller değil, aynı zamanda yöneticiler ve cerrahlar. Psikopatlardan ne öğrenebiliriz?

Verimlilik, zihinsel direnç, çekicilik, cesaret ve eyleme odaklanma günümüzde çok rağbet gören özelliklerdir. Tüm psikopatlar seri katil değillerdir, banka müdürü, yönetici veya cerrah da olabilirler.

Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs ve kurbanlarında kötü niyet şüphesi uyandırmamak için elini alçıya alan seri katil Ted Bundy hangi ortak özellikleri paylaşıyorlar? Pek çok şeyi: incelik, vizyon, çekicilik, esneklik, karizma… Jobs neden hapse girmedi ama Ted Bundy girdi? İlk olarak bu özellikler Jobs tarafından sosyal olarak kabul edilebilir amaçlar için kullanıldı ve bir seri katilin sahip olduğu kadar yoğun değildi.

Oxford Üniversite’sinde sosyal psikolog olan ”The Wisdom of Psychopaths” kitabının yazarı Kevin Dutton’a göre bir doz psikopati başarıya ulaşmanın anahtarı olabilir. Dutton, “Psikopati güneş ışığı gibidir: aşırı güneş ışığı kansere ve ölüme neden olabilir ancak ölçülü bir şekilde maruz kalınırsa yaşam kalitemiz ve sağlığımız üzerinde yararlı bir etkiye sahiptir” diyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde bir psikolog ve sinirbilimci olan Antoine Buhara’nın “işlevsel psikopatlar” yani duygularını kontrol eden ve başkaları kadar güçlü hissetmeyen insanlar olarak tanımladığı kişilerin arasında yaşadığımızı anlamanın zamanı geldi. Bu, üst düzey yöneticileri, etkili avukatları, cerrahları ve özel birimlerin cesur askerlerini içeren bir gruptur. Saklamaya çalıştığımız şey ne mi? Onları kıskanıyoruz. En azından onların çekiciliğini, etkililiğini ve cesaretini biraz olsun istiyoruz hatta. Peki bu mümkün mü?

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanımına göre psikopati şu belirtileri gösteren antisosyal bir kişilik bozukluğudur; sosyal normlara saygı göstermeme, davranışsal kısıtlamaların eksikliği, başkalarının duygularını göz ardı etme ve insanlara araçsal davranma… Yüz kişiden biri, genellikle hafif bir psikopattır.

Psikopatlar nasıl hissediyor?

Kevin Dutton, “The Wisdom of Psychopaths” kitabını yazarken birkaç dakikalığına bir psikopat oldu ve dünyaya bir psikopatın gözleriyle baktı, sadece bir anlığına olsa da. Dutton’ın kitabında şakalar yaptığı gibi, bilim adamları kafasını nörolojik bir tarakla tarayarak ona yardım etti, transkraniyal manyetik stimülasyon(TMS) adı verilen bir işlemle yaptılar bunu. Bu işlemde manyetik alan yardımıyla nöronları aktif hale getirilir. Örneğin birisinin küçük parmağını bu şekilde aslında kişini rızası olmadan pasif şekilde hareket ettirmek mümkündür. TMS’nin etkileri kısa ömürlüdür. Ayrıca bipolar bozukluk, felç, Parkinson hastalığı ve kulak çınlaması semptomlarını tedavi etmek için de kullanılır.

Amigdala, beynin duygusal kontrol kulesi olarak adlandırılır ve beynin ahlaki kararlardan sorumlu alanıdır. Bu alan uyaranlara karşı daha az duyarlı hale getirmek için TMS ile uyarıldı. Peki bunun sonucunda Dutton nasıl hissetti? İddialarına göre harika. Etkisi birkaç kadeh şarap içmeye benziyordu ancak alkolün aksine  ağırlık hissettirmiyordu. Hisleri kontrol altındaydı ve çevresinde olup bitenlerin farkındaydı. “ Ne söylersem söyleyeyim ya da yaparsam yapayım, suçluluk, pişmanlık, utanç, pişmanlık, korku gibi zihinsel kontrol panomda normalde yanan tüm o tanıdık, günlük uyarı sinyallerinin hiçbirinin artık beni rahatsız etmeyeceklerini hissediyorum”. Hayat böylece ona olasılıklarla dolu göründü ve ufku çok daha genişledi.

Dünyayı Kim Yönetiyor?

Yaklaşık on beş yıl önce ABD başkanlarının biyografilerini yazan tüm yazarlara kişilik anketleri verildi. Hayatlarını inceledikleri politikacılar adına bu anketleri doldurmaları istendi. “Başkalarını incittiğim için kendimi hiç suçlu hissetmedim” ve “Onlar sizden yararlanmadan önce başkalarından yararlanmalısınız” gibi ifadelere katılıp katılmadıkları soruldu. Sonuçlar şaşırtıcıydı. Kevin Dutton sonuçları The Wisdom of Psychopaths kitabında “ABD başkanlarının başını John F. Kennedy ve Bill Clinton’ın çektiği önemli bir kısmı farklı psikopatik özellikler sergiledi” şeklinde aktardı.

Exter Üniversitesi’nden spor psikoloğu Tim Rees elit sporcuların kaygılarını kontrol edebildiklerini ve tamamen hedeflerine odaklanabildiklerini öne sürüyor. Güney Afrikalı golfçü Louis Oosthuizen konsantrasyon problemi yaşıyordu. Manchester’da spor psikoloğu olan Karl Morris, ona yardım edebilmek için “psikopatinin iç katmanlarını harekete geçirmek” mottosuyla bir yöntem geliştirdi. Yönteme göre oyuncunun oyun sırasında golf topundaki kırmızı bir noktaya odaklanması gerekiyordu. Klasik bir hedef yönetimiydi: belirli bir şeye odaklanmak ve diğer şeyler hakkında düşünceleri sıfırlıyordu.

Bu durum beynin çalışmasına da yansır. Aachen Üniversitesi’nden Martin Klasen artan konsantrasyona anterior singulat korteksin aktivitesindeki bir azalmanın eşlik ettiğini keşfetti. Bu, dikkatin arttığını ve görevle ilgili olmayan bilgilerin daha güçlü bir şekilde bastırıldığını gösterir. Psikopat suçluların beyinlerinde de benzer bir model bulunmaktadır.

Kırmızı noktanın Güney Afrikalı golfçüyü kendine güveni kaybolmadan önce “buraya ve şimdiye” demirlemesi gerekiyordu. Bugün sadece sporcular burada ve şimdide olmaya kuvvetle teşvik edilmiyor neredeyse hepimiz psikoterapistler ve eğitmenler tarafından buna teşvik ediliyoruz. Japon Budist ustalarından biri Dutton’a zamanı hissedebilmek ve mükemmelliğe ulaşabilmek için yalnızca “şimdi ve burada” olana odaklanmamız gerektiğini söyledi. Wisconsin Üniversitesi’nden nörobiyolog Richard Davidson psikopatlarda ve Budist rahiplerde benzer beyin reaksiyonlarının bulunduğunu tesadüfen keşfetti.

Benmerkezci Olan Kazanır

Binlerce çalışanı işten çıkaran ve bir düzine şirketi gözünü bile kırpmadan mahveden Amerikalı bir yönetici olan Al Dunlop gibi aşırılıklara kaçmadan psikopatlardan benmerkezciliklerinin en azından bir kısmını almak iyidir.

Dr. Pawel Boguszewski’ye göre sağlıklı benmerkezciliği öğrenmek bazen duygusal manipülasyona boyun eğdiğimizi ve hatta bize faydalı olmayan şeyleri kabul ettiğimizi fark etmektir. Yüksek derecede psikopatiye sahip bir kişi bunu asla kabul etmeyecektir.

“Acımasızlık, çekicilik, odaklanma, zihinsel direnç, korkusuzluk, farkındalık, eyleme geçmek” bunlara sahip olmak elbette başarılı olmamızı sağlayacaktır ancak bunları dikkatli ve uygun miktarlarda kullanmalıyız. Bizi bir kurbandan bir canavara değil, bir kazanana çevirecek kadar. Ama Dutton’a göre eğer zorlarsak bir tirana dönüşebiliriz.

Yenilmez Nesil P.

Dünyamız, Allan Harrington’un “Göze Batmayan Psikopatlar” kitabını yayınladığı zamandan bu yana yani 1972’den bu yana psikopatik eğilimlerin çok daha fazla rağbet gördüğü bir yer haline geldi. Harrington bu kitapta psikopatları, yeni dünyada hayatta kalabilen tek ırk olan yeni bir ırk olarak adlandırdı: “Yenilmez Nesil P”.

Notthingam Business School’da eski bir profesör olan Clive R. Boddy 2011’de Journal of Business Ethic’te kurumsal dolandırıcılığın kaynağının şirketlerin nispeten var olan kaotik doğasını kullanabilen psikopatlar olduğunu belirtti. Psikopatların cazibeleri ve karizmaları nedeniyle normal ve hatta verimli liderler oldukları düşünülür ancak bencil güç ve kâr arayışları eşitliği ve adaleti engeller.

Başka bir ders ise yaşamın çeşitli alanlarında kendini gösteren belirli eylemleri sürekli olarak ertelemenin patolojik bir eğilim olduğudur. Hiç bir psikopatın eylemini ertelediğini duydunuz mu? Asla! Belki de korku hissetmedikleri için bunu yapmıyorlar.

Soğuk Empati

Bu makalenin başında okuduğunuz TMS cihazı ile yapılan deneyde Kevin Dutton başka bir teste daha tabi tutuldu. Amigdalası transkraniyal olarak uyarılırken korkunç işkence ve infaz sahneleri de izletildi ancak pek etkilenmedi. EEG kaydedicinin üzerinde çalışacak hiçbir şeyi yoktu. TMS cihazının yaptığı bu uyarım olmadan önce ise Dutton o kadar duygulandı ki neredeyse patlayacaktı. Bu, Dutton’ın birkaç dakikalığına psikopat olduğunun gerçek kanıtıdır.

Öyleyse psikopatlar empatiden yoksun mudur? Başkalarının duygularını okumak söz konusu olduğunda beceriksizler midir? 2008’de araştırmacı Shirley Fecteau Boston’daki Deacones Tıp Merkezi’nden meslektaşı Beth Israel ile birlikte psikopatların aslında bu konuda “normallerden” daha iyi olduğunu kanıtladılar. Ama psikopatlar bunu duygusal olmaktan çok mantıklarını kullanarak yaparlar. Psikologlar buna soğuk empati diyorlar.

Komik Bir Şey Yok

Ne olmuş yani? Psikopatı oynamaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok mu? Hayır, böyle bir şeyi savunmuyoruz. SWPS Akademik Psikoterapi ve Gelişim Merkezi’nden bir klinik psikolog ve psikoterapist olan Dr. Maja Filipiak, psikopatik eğilimleri olan kişileri taklit etme konusunda şüpheci bir tavır sergiliyor. Dr. Filipiak, “Kendinize basit bir soru sormanız yeterli: Birinin objektif ve acımasızca hedeflerinin peşinden gitmesi ancak şirketi yönetmede verimli olması, onu taklit etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?” diye soruyor. Kevin Dutton da “Psikopatlar büyüleyicidir, ancak onlar hakkındaki çıplak gerçek, onlarda komik bir şey olmadığıdır. Tehlikeli, yıkıcı ve ölümcül olabilirler” diyor.

“Psikopat Mısınız?” Kitabının Yazarı İngiliz Gazeteci Jon Ronson İle Röportaj

Krystyna Romanowska: Psikopatları aramak için dünyanın yarısını dolaştınız. Bir günde 11.000 kişiyi göz kırpmadan işten atan yöneticiler ve suçlularla karşı karşıya geldiniz. Bu deneyim size neler öğretti?

Jon Ronson: Psikopatlar evrimsel açıdan daha ayrıcalıklı bir konumda, daha başarılı ve daha etkili olsalar da ben bir psikopat olmak istemezdim. Sorun şu ki yarattığımız dünya psikopatik davranışı ödüllendiriyor psikopat yöneticilere kaba davrandıkları için milyonlarca dolar ödeniyor. Tüm kapitalizm psikopatiye duyulan hayranlık üzerine inşa edildi. Buna karşı çıkmamız gerektiğine inanıyorum.

Belki psikopatların onları vurabileceğimiz bir zayıflığı vardır

Sabırsızlar, bu onların zayıflığı. Oldukça kısa bir süre için çalışırlar. Ayrıca, insanları manipüle etmeye başlarlarsa birçok insan bunu keşfedip ve duruma hızla uyum sağlayacaktır. Dahası psikopatlar uzun vadeli hedefler oluşturmakta çok iyi değillerdir. Daha çok şimdiye odaklanırlar. Kişisel yaşamlarında da çok başarılı değillerdir derin duygusal bağlar kurmazlar. Karizmaları ve etraflarına yaydıkları çekicilik yapaydır. Aslında son derece sığlardır. Bunu anladığınızda bir psikopatı tüm zayıf yönleriyle birden çıplak olarak görürsünüz.

Bir dakika, eğer bu kadar zayıflarsa nasıl bu kadar güçlü olabiliyorlar?

Çünkü onları böyle görmek istiyoruz. Duygu eksikliklerinden, kötü niyetlerinden ve ilgisizliklerinden korkuyoruz.

Psikopatların bir özelliğine sahip olabilecek olsanız bu ne olurdu?

(Gülüyor) Bunu biliyorsun. Korkak bir adamım ve bu hayatımı zorlaştırıyor. Sanırım daha az korkmak istiyorum. Psikopatların kıskandığım özelliği bu. Suçlu hissetmemek, tereddüt etmemek ve şüphe duymamak harika bir şey. Tüm psikolojik rahatsızlıkların en hoş biçimi bu olmalı!

Psikopatların insan evriminin daha yüksek bir seviyesi olduğuna inanıyor musunuz? Ve bu bizim için ne anlama geliyor?

George Orwell şöyle yazmıştı: “İyi insanlar geceleri mışıl uyur çünkü kötü insanlar onlar adına şiddet kullanmaya gönüllü olurlar.” Toplum, ortalama bir insandan daha acımasız ve daha az empatik olan insanlara ihtiyaç duyar ancak -tekrar ediyorum- bu tür kişilik özellikleri yalnızca yeri geldiğinde yararlı ve değerlidir.

Empatiden yoksun olmayı öğrenebilir miyiz?

Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.