Psikopatlardan Olağan Sadistlere: İnsanlar Neden Zararsız Olana Zarar Verir?

Neden bazı insanlar kendilerine yönelik tehdit oluşturmayan kimselere, hatta bazen kendi çocuklarına bile zulmeder? Bu davranış neden kaynaklanıyor ve nasıl bir amaç taşıyor?

Çevirmen: Sedanur Yartaşı

Editör: Buse Nur Öveç

Psikopatlardan Olağan Sadistlere: İnsanlar Neden Zararsız Olana Zarar Verir?

Neden bazı insanlar kendilerine yönelik tehdit oluşturmayan kimselere, hatta bazen kendi çocuklarına bile zulmeder? Bu davranış neden kaynaklanıyor ve nasıl bir amaç taşıyor?

Çevirmen: Sedanur Yartaşı

Editör: Buse Nur Öveç

Sayfa Düzeni: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Sedanur Yartaşı, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisi. Edebiyat eleştirisi, görsel sanatlar ve çeviri başlıca ilgi alanları.

Buse Nur Öveç, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme öğrencisi. Okur, yazar, çizer, izledikleri hakkında çokça konuşur.

Sayfa Düzeni ve Kapak Tasarımı
Erhan Köş

1,500 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

“İnsan, evrenin şanı ve yüz karasıdır” diyor Blaise Pascal 1658’de. O zamandan bu yana çok az şey değişti. Seviyoruz, nefret ediyoruz; yardım ediyoruz, zarar veriyoruz; el uzatıyoruz, bıçak saplıyoruz.

Bir kişinin intikam veya meşru müdafaa yolunda şiddete başvurmasını anlayabiliriz. Fakat birisi zararsız birine zarar verdiğinde, “nasıl yaparsın?” diye sorarız. İnsanlar genellikle bir şeyleri zevk almak ya da acıdan kaçınmak için yaparlar. Çoğumuz için birinin canını yakmak onların acısını hissetmemize yol açar ve bu histen hoşlanmayız. Bu durum insanların masum birine zarar vermesinin altında yatan iki olası nedene işaret ediyor: ya başkalarının acılarını hissetmiyorlar ya da başkalarının acılarını hissetmekten zevk alıyorlar.

İnsanların zararsız olana zarar vermesinin başka bir nedeni de her şeye rağmen bir tehdit algılamalarıdır. Birisi bedeninizi veya cüzdanınızı tehlikeye sokmayabilir ancak sosyal statünüzü tehdit ediyor olabilir. Bu durum, kendilerine maddi açıdan yardım edenlere zarar veren insanlardaki gibi anlaşılması güç davranışları açıklayabilir.

Başkalarına zarar vermekten ve onları aşağılamaktan hoşlanan bir kişi sadisttir. Sadistler başkalarının acısını normalden daha fazla hisseder ve bundan zevk alırlar, en azından söz konusu durum sonlanana kadar; sonrasında kendilerini kötü hissedebilirler.

Popüler imgelem, sadizmi işkenceciler ve katillerle ilişkilendirmiştir. Öte yandan daha düşük şiddetli ancak daha yaygın bulunan “olağan sadizm” vardır. Olağan sadistler başkalarını incitmekten ve onların acı çekişini izlemekten hoşlanırlar. Kan donduran filmlerden hoşlanmaları, kavgaları heyecan verici, işkenceyi ilginç bulmaları olasıdır. Nadir bulunurlar, ama yeterince nadir değil. Lisans öğrencilerinin yaklaşık yüzde altısı, başkalarının canını yakmaktan zevk aldığını kabul etmiştir.

İnternetteki troller birer olağan sadist olabilirler.

Olağan sadist, internetteki bir trol ya da okuldaki zorba çocuk olabilir. Çevrimiçi rol üstlenme oyunlarında diğer oyuncuların tadını kaçıran “gıcık” karakter olmaları olasıdır. Olağan sadistler şiddet içerikli bilgisayar oyunlarına yönelirler. Ne kadar çok oynarlarsa o kadar sadistleşirler.

Sadistlerin aksine psikopatlar, zevk almaları mümkün olmakla birlikte sırf zevk almak için zarar vermezler. Psikopatın elde etmek istediği şeyler vardır. Eğer istediği şeyi başkalarına zarar vererek elde edebiliyorsa pekâlâ öyle yapacaktır. Acıma, vicdan azabı veya korku duyma olasılıkları düşük olduğundan bu şekilde davranırlar. Diğerlerinin ne hissettiğini kavrayabilirler ancak kendileri bu duygulardan etkilenmezler.

Bu son derece tehlikeli bir kabiliyet dizisidir. İnsanlık asırlar boyunca kendini medenileştirmiştir ve bu doğrultuda başkalarına zarar vermek pek çoğumuz için zorlaşmıştır. Zarar veren, işkence yapan veya öldüren birçok kişi yaptığı şeyin etkisinden kurtulamayacaktır.

Karşımızdaki kişinin psikopat olup olmadığını bilmemiz gerekir. Birinin sadece yüzüne bakarak veya onunla kısa süreliğine etkileşimde bulunarak iyi bir tahminde bulunabiliriz. Ancak ne yazık ki psikopatlar bunu bildiğimizin farkındadır. Dolayısıyla dış görünüşlerine özen göstererek, hal ve tavırlarıyla iyi bir izlenim bırakmaya çalışırlar.

Her psikopat sabıkalı değildir.

Neyse ki çoğu insan psikopatik nitelikler taşımıyor. İnsanların yalnızca binde beşi psikopat olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte erkek mahkumların yüzde sekizinin, kadın mahkumların ise yüzde ikisinin psikopat olduğu biliniyor. Fakat psikopatların hepsi tehlikeli değil. Antisosyal psikopatlar heyecanı uyuşturucu maddelerde veya tehlikeli davranışlarda arayabilirler. Dışa dönük psikopatlarsa bu heyecanı sıra dışı fikirlerin peşinde korkusuzca koşmakta bulabilirler. İcatların toplumları şekillendirdiği bir dünyada dışa dönük psikopatlar bütün dünyamızı değiştirebilirler. Yine de bunun hem iyi yönde hem de kötü yönde olabileceğini söylemek gerekir.

Bu nitelikler nereden geliyor?

Kimse tam olarak bazı insanların neden sadist olduğunu bilmiyor. Kimisi sadizmin, avlanırken hayvanları öldürmemizi kolaylaştıran bir adaptasyon olduğunu iddia ediyor. Kimisi de insanların diğer insanlar üzerinde güç elde etmesini sağladığını öne sürüyor.

İtalyan filozof Niccolò Machiavelli’ye göre, “kargaşa yaratan insan değil yaşanan zamandır”. Sinirbilim bununla uyumlu olarak sadizmin, yaşam şartlarının zorlaşmasıyla gelişen bir hayatta kalma yöntemi olabileceğini söylüyor. Belirli besinleri bulmak zorlaştıkça, bir tür nörotransmitter (diğer adıyla sinir iletici) olan serotonin seviyelerimiz düşer. Bu düşüş bizi diğerlerine zarar vermeye daha meyilli hale getirir çünkü zarar vermek daha zevkli hale gelir.

Psikopati de bir tür adaptasyon olabilir. Bazı çalışmalar yüksek psikopati seviyelerini yüksek döl verimi ve doğurganlıkla ilişkilendirmiştir. Bazı çalışmalarsa bunun tam tersini işaret etmektedir. Bunun sebebi psikopatların üreme bakımından özellikle zorlu koşullarda avantaj sahibi olmaları olabilir.

Psikopati, istikrarsız ve rekabetçi ortamlarda gerçekten de gelişim ve başarı gösterebilir. Psikopatların becerileri onları manipülasyon ustası yapar. Dürtüsellikleri ve korkusuzlukları, risk almalarına ve kısa vadeli kazanç elde etmelerine yardımcı olur. “Wall Street” filmindeki psikopat Gordon Gekko bu yolla milyonlar elde etmiştir. Fakat psikopati iş dünyasında üstünlük sağlasa da erkeklere yalnızca zayıf bir liderlik avantajı sunar.

Psikopatinin yaratıcılıkla olan ilişkisi varlığını nasıl sürdürdüğünü açıklayabilir. Matematikçi Eric Weinstein, genel olarak uyumsuz insanların yenilikleri yönlendirdiğini ifade ediyor. Fakat yaratıcı düşünmeyi teşvik eden bir çevrede uyumsuzluğun yaratıcılıkla daha az ilişkisi olduğu görülüyor; sonuç olarak uyumlu olan da özgün olabilir.

Sadizm ve psikopati, narsisizm ve makyavelizm gibi başka niteliklerle ilişkilendirilir. Söz konusu nitelikler “karanlık kişilik faktörleri” veya kısaca D-faktörü olarak adlandırılır. Bu özelliklerin orta ila yüksek derecede kalıtsal bir yönü vardır. Dolayısıyla bazı insanların doğuştan böyle olduğu söylenebilir. Bir başka açıdan bakarsak yüksek D-faktörüne sahip insanlar bu özellikleri çocuklarına, onlara kötü davranarak aktarıyor olabilirler. Benzer şekilde diğer insanların yüksek D-faktörlü davranışlar sergilediklerini görmek de bize bu şekilde davranmayı öğretebilir. Acımasızlığı ve zulmü azaltmada hepimiz rol oynayabiliriz.

Korku ve insandışılaştırma

Sadizm, bir başkasının aşağılanmasından ve yaralanmasından zevk almayı içerir. Bununla birlikte insandışılaştırmanın da zalimliğe yol açtığı söylenir. Potansiyel kurbanlar, köpek, bit ya da hamam böceği gibi ifadelerle etiketlenir ve böylece onları incitmek sözde daha kolay hale gelir. Burada dikkate değer bir nokta var. Araştırmalar beynimizin, toplumsal normları ihlal eden bir kişinin yüzünü daha az insansı olarak algıladığını gösteriyor. Bu, davranış normlarını ihlal eden insanları cezalandırmamızı kolaylaştırıyor.

Birisini insan olarak gördüğümüzde onu incitmeyeceğimiz fikri kulağa sevimli gelebilir. Bu aynı zamanda tehlikeli bir yanılgıdır. Psikolog Paul Bloom, tam tersine en korkunç zalimliklerimizin altında kişileri insandışılaştırmamakta yatabileceğini söylüyor. İnsanlar bir başkasını, onu tam da acı çekmek, aşağılanmak ve küçük düşmek istemeyen bir insan olarak gördükleri için incitiyor olabilir. Örneğin Nazi Partisi, Yahudileri parazit ve bit olarak adlandırmak suretiyle insandışılaştırmıştır. Ama aynı zamanda Yahudileri aşağılanması ve acı verici muamelelere maruz kalması gereken insanlar olarak gördükleri için onlara işkence etmiş, onları aşağılamış ve öldürmüşlerdir.

İyi niyetliyi hedef alma ya da meyve veren ağacın taşlanması

İnsanlar bazen faydalı olana bile zarar verir. Kendinizin ve diğer oyuncuların ortak bir sermayeye yatırım yapma şansının olduğu bir ekonomi oyunu hayal edin. Ne kadar çok para koyarsanız oyun sonunda kişi başına düşen payın o kadar çok olduğu bir oyun. Bu oyunda yatırım yapsa da yapmasa da tüm oyuncular yapılan toplam yatırıma göre sermayeden pay alıyorlar. Oyuna göre, oyun sonunda oyuncular istedikleri diğer oyuncuları başlangıçta sermayeye yatırmayı seçtikleri miktara göre belli bir miktar ödeme yapmaya zorlayabiliyorlar. Yani bir oyuncu kendi kazancının bir kısmını vererek seçtiği “cömert” oyuncunun parasını elinden alabiliyor.

Böyle bir düzenek kuruldu. Bazı oyuncular çok az yatırım yapan ya da hiç yapmayan oyuncuları cezalandırmayı seçtiler. Bazıları ise sermayeye kendilerinden daha fazla yatırım yapmış kişileri cezalandırdı. Bu tür davranışları anlamak zordur. Cömert oyuncular daha fazla pay almanızı sağlarken neden onları cezalandırarak caydırırsınız ki?

Bu olgu, iyi niyetlinin hedef alınması ya da bir bakıma “meyve veren ağacın taşlanması” olarak ifade edilebilir. Dünyanın her yerinde bu tür olguları görmek mümkündür. Avcı-toplayıcı topluluklarda başarılı avcıların büyük bir hayvan yakalaması herkesin daha fazla et yiyeceği anlamına gelmesine rağmen eleştirilir. Hillary Clinton’ın da 2016’daki Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde yürüttüğü hak temelli kampanyanın sonucunda bu duruma maruz kaldığını söylemek mümkündür.

İyi niyetlinin hedef alınması sahip olduğumuz karşı-baskın eğilimlerden kaynaklanır. Bahsettiğimiz ekonomi oyununda cimri bir oyuncu, diğer oyuncuların ortaklık kurmak için daha cömert olan oyuncuyu tercih edeceğini hissedebilir. Daha cömert olan oyuncunun baskın olması tehdidi söz konusudur. Fransız yazar Voltaire’in ifadesiyle, iyinin düşmanı daha iyidir.

Ancak meyve veren ağacın taşlanmasının iyi bir yönü de var. Meyve vereni ortadan kaldırdığımızda, onun verdiği mesajı algılamaya daha açık hale geliyoruz. Bir araştırmaya göre insanların vejetaryenlere yönelik olumsuz fikirlerini ifade etmelerine izin verilmesi et yemeyi gittikçe daha az desteklemelerine yol açmıştır. Mesaj veren kişiyi vurmak, çarmıha germek ya da seçmemek verdiği mesajın kabul edilmesini teşvik edebilir.

Acımasızlığın geleceği

“Whiplash” filminde bir müzik öğretmeni, öğrencisinin mükemmelliğe erişmesi için ona karşı her açıdan acımasızca davranır. Bu tür yöntemler bize ürkütücü gelebilir. Ancak Alman filozof Friedrich Nietzsche, bu tür bir acımasızlığı gereğinden fazla hoşnutsuz karşıladığımızı düşünmüştür.

Nietzsche’ye göre bir öğretmen öğrencisini kendi iyiliği adına acımasızca eleştirebilir. İnsanlar olmak istedikleri kişiye dönüşmek için kendilerine de zalimce davranabilirler. Nietzsche, acımasızlığa katlanmanın kişide cesaret, tahammül ve yaratıcılığı geliştirdiğini düşünmüştür. Erdemli olmak için hem başkalarına hem de kendimize zulmetmeye daha mı istekli olmalıyız? Muhtemelen hayır.

Başkalarından zulüm görmenin uzun vadede fiziksel ve zihinsel sağlığa zarar vermek dahil ne kadar korkunç etkiler yaratabileceğini artık biliyoruz. Kendine karşı acımasız olmak yerine şefkatli davranmanın faydaları da gittikçe kabul görüyor. Olgunlaşmak için acı çekmemiz gerektiği düşüncesi oldukça kuşkulu. Hayattaki olumlu olaylar, örneğin aşık olmak, çocuk sahibi olmak, hedeflerine ulaşmak da kişiyi olgunlaştırabilir.

Acımasız öğretim biçimleri, gücü kötüye kullanmaya ve bencil sadizme kapı aralıyor. Budizm ise başka bir seçenek sunuyor: – şiddetli bir şefkat. Burada başkalarıyla yüzleşirken, onları kendi hırsları, nefretleri ve korkularından korumak için, sevgiden hareket ediyoruz. Hayat acımasız olabilir, gerçeğin kendisi acımasız olabilir, ama biz acımasız olmamayı seçebiliriz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.