Sarp Süerdaş

Grafik Tasarımcısı

Sarp, İstanbul doğumlu bir görsel tasarımcı ve sanatçı. Türkiye’de sanatı yaygınlaştırmak ve herkese ulaştırabilmek adına Türkiye’nin ilk sanat odaklı sosyal girişimi Kutuda Sanat Var’ın kurucusudur.

Röportaj

Simten Keskinkılıç

d o l u d o l u b i r y a ş a m

Sabancı Üniversitesi’nde Görsel İletişim Tasarımı okudunuz ve ardından Londra’da Integrated Product Design üzerine yüksek lisans yaptınız. Aldığınız eğitim mesleki hayatınıza nasıl yön verdi, size ne kattı? Üniversiteye sanat üzerine çalışacağınıza bilerek mi başladınız, yoksa eğitiminiz mi sizi bu yola soktu?

S: Üniversiteye başlarken “ileride sanatla ilgili bir konuyla uğraşmak istiyorum” gibi bir düşüncem yoktu. Görsel tasarım fazlasıyla ilgimi çekiyordu, bu alanda eğitim almak istediğimi biliyordum ama üniversiteden çıkınca ne yapacağıma dair belirli bir yol çizmemiştim. Normal olarak aldığım eğitim üzerine çalışırım diye düşünüyordum. Hatta akademisyen olarak ilerlemek gibi bir hayalim de vardı.

Gel gelelim, aldığım eğitimler olmasaydı bugün yaptıklarımın hiçbirini yapabileceğimi sanmıyorum. İnanıyorum ki, görsel tasarım eğitiminin verdiği disiplin, bakma/görme alışkanlığı, algı yönlenmesi ve daha bir sürü katkı ile beraber bugün edindiğim dertleri edindim, bu dertleri fark edebildim ve üzerine çalışmaya başladım. Nitekim aldığım lisansüstü eğitimindeki daha “iş” odaklı yaklaşım olmasaydı bir girişimde bulunmak ve zaman zaman boyumdan büyük mücadelelere soyunmak  konusunda çok daha çekingen olabilir hatta korkup bu alana girmeyebilirdim bile.

Sizce sanatçı kimdir? Kendinizi sanatçı olarak tanımlar mısınız?

S: Bu benim de yaptığım söyleşilerde sormayı çok sevdiğim ve sorduğumda hınzır hınzır güldüğüm, çok pis bir soru. Bizim kültürümüzde ve lugatımızda sanatçı kelimesinin anlamı ya çok büyük olduğu için ya da anlamına karar veremediğimiz için bu sorunun cevabı her zaman yanlış anlamaya müsait oluyor. Ben de uzun süre buna kafa yorduktan sonra şu karara vardım, sanat ile uğraşan her birey sanatçıdır. Sanatçı bir uğraşı ifade eden bir tanım ve her alanda olduğu gibi bu alanın da iyisi ile kötüsü var. Daha ulvi konumlandırdığımız zaman sanatçı sıfatını hak etmek gibi dertler giriyor ortaya, o da kulağımın bir yanına mantıklı geliyor ama aslında bir dönercinin ya da kırtasiyecinin ya da doktorun başarısızı, işinde kötüsü olabileceği gibi kötü sanatçı da olabilir. Yine de bu insan sanatla uğraşıyor ve emeğini buraya yatırıyorsa sanatçıdır sonucuna varıyorum. Bu tanıma göre de benim sıfatlarımdan biri evet sanatçı ama iyi bir sanatçı mı kötü bir sanatçı mı onu ben bilemem.

1
5
2
7

Absürd Serisi

Kutuda Sanat Var’ı büyük bir keyifle takip ediyoruz. Bu girişim nasıl başladı? Kurucusu olarak bize biraz bahseder misiniz?

S: Kutuda Sanat Var’ın kuruluşu birkaç derdimin bir araya gelmesi ile oldu. Bu dertlerden en temeli faydalı bir şeyler yapma isteğimdi. Ben görsel tasarımcıyım ve bu yolun doğal süreci grafik tasarım yapmaktan geçiyor. Hala da çok severek yürütüyorum mesleğimi ama bir konuda dürüst olmak gerekiyor, o da grafik tasarımın para kazanmak için yapıldığı zaman çoğunlukla fayda kavramını dert etmediği. Faydalı olmak isteğinin yanı sıra, hiçbir zaman çizim anlamında genel anlayışta başarılı sayılacak bir teknik ya da desene sahip olmamama rağmen, sadece cesaret edip denediğim için çevremden iltifatlar aldım, benim gibi bir şeyler yapmak istediğini söyleyenler oldu. Ben de her defasında yapabilirsin, sadece dene dedim fakat tahmin edersiniz ki bu pek bir sonuç vermedi. Biz denemek konusunda cesareti çok olan insanlar değiliz malesef. Son olarak da Kutuda Sanat Var bu iki dert ile oluşmaya başlarken her proje başında olması gerektiği gibi dünyada yapan var mı ve Türkiye’de yapılır mı diye araştırmaya başladım. Dünyada aynısı olmasa da ilham verecek girişimler vardı ve Türkiye’de yoktu, fakat bir çıktı da Türkiye’de yapmanın mantıklı gözükmemesiydi. Biraz da bu beni ateşledi ve yurtdışında görünce imrendiğimiz ve neden Türkiye’de yok diye hayıflandığımız şeylerden birini Türkiye’de oldurabilme şansı geçti elime. Bunun sonucunda da Kutuda Sanat Var kuruldu.

Kutuda Sanat Var atölyelerinden bir fotoğraf

“Ulaşılabilir sanat” fikri nereden çıktı? Geçtiğimiz yıl farklı disiplinlerden sanatçıları Kutuda Sanat Var bünyesine kattınız. Bu proje nasıl başladı, nasıl ilerliyor?

S: Bu proje bir pandemi bebeği aslında. Başlama sebebi pandemi şartları değil fakat bir şeyler daha yapalım, ne yapabiliriz diye düşünmemize sebep olan pandeminin ta kendisi. Kutuda Sanat Var ilk günden bu yana tek bir dert için mücadele ediyor, o da sanatın herkese ait olmasını sağlamak. Bunu 4 yıldır yalnızca sanatı üretme tarafından alarak yaptık ve gerek kutularımızla gerek ise atölyelerimizle bu uğurda çalıştık. Ulaşılabilir Sanat projesi ile de sanatı tatma ve yaşayabilme tarafını ele almak istiyoruz. Bu sebeple de şu anda 20 farklı sanatçı ile 250’den fazla eserin baskılarını satıyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken şey bu sanatçıların birebir tanıdığımız çok değerli Türk sanatçılar olması ve internetten bulunabilecek “anonim” poster baskılar yapmıyor olmamız.

Kutuda Sanat Var kutularında her 2 ayda 1 farklı bir sanat dalına odaklanıldığını görüyoruz. Sizin favoriniz olan sanat dalı hangisi? En çok hangi sanat dalıyla uğraşmaktan keyif alıyorsunuz?

S: Sanat dalı olarak cevap vermek çok haddime değil, çok doğru da olmaz sanırım ama en çok çalıştığım malzeme olmasa da elimin sürekli gittiği ve oynamaktan en keyif aldığım malzeme epoksi reçine. Çok büyülü ve akıl dondurucu bir yanı var malzemenin, tanıştığım günden beri oynamadan duramıyorum. Epoksi reçine aslında bir sanayi malzemesi, yapıştırıcı ve zemin kaplama malzemesi olarak kullanılıyor. Fakat hobi/sanat kullanımına uygun versiyonlarının çıkması ile birlikte farklı medyalarla karıştırmak ve renklendirmek mümkün oldu. Dolayısı ile de hobi seviyesinde sadece şeffaf epoksi reçineye bir dal koyarak kolye yapmaktan tutun da devasa boyutlarda tablolar yapmaya kadar geniş bir yelpazede üretim olanağı oluşmuş oldu. Benim epoksi ile çalışmalarım çoğunlukla petri adı verilen epoksi içerisine alkol mürekkebi enjekte edilerek uygulanan yöntemle çalışmak ve de renklendirilmiş epoksi ile büyük tablolar yapmak.

explosion/patlama

Sanatınızı takip eden biri olarak sanat eserlerinizden ne anlamalıyız, bize ne anlatmak istiyorsunuz?

S: Hiçbir şey. Baktığınızda size herhangi bir şey hissettiriyorsa, herhangi bir şekilde biraz daha bakmanızı sağlıyorsa tamamdır. Ben çok mesaj kaygılı üretim yapan biri değilim, nasıl hissediyorsam ve ne yapmak istiyorsam öyle yapıyorum. Çok şanslıyım ki bu saçmalamalarıma sevgi ve ilgi gösteren, hayatlarına dahil etmeyi kabul eden insanlarla da yolum kesişti ve bu benim için bir işe de dönüşmüş oldu.

b i r i n s a n

Eserlerinize baktığımızda bir devamlılık gözlemlemek mümkün; başladığınız bir eserin formatını bir veya daha fazla eserde sürdürdüğünüz seriler üretiyorsunuz. Bu bize Nazım Hikmet’in “Makinalaşmak İstiyorum” şiirini anımsatıyor, eserlerinizde bir otomasyon durumu söz konusu mu? Bu zinciri bize anlatır mısınız, bu süreç nasıl işliyor?

S: Daha soruyu dinlerken yüzüm güldü, tam da bu söylemek istediğim. Şiirin ne olduğu dahi önemli değil, ki çok da nazik bir seçim olmuş ama bir şiir anımsatmış ya size, tamamdır. Devamlılık konusuna gelecek olursak bence olmaması çok mümkün değil, ki ben bildiğim insanlar arasında en az devamlılık gösteren olabilirim. Ama yine de devamlılık var çünkü hepsini ben üretiyorum, ben devam ediyorum her bir işin içinde. Seri ürettiğim zaman ise, tek bir iş ile anlatamayacağımı düşündüğüm bir dert var demektir. Bu derdin ille de çok önemli bir dert olması gerekmiyor ama benim anlatacağım tek bir işe sığmıyor demek sadece. Seriler haricinde ise benim “saçmalama” güdüm dışında devam ettirmeye çalıştığım, bilinçli olarak harcadığım bir emek aslında yok.

Sırada ne var? Profesyonel yaşantınızdaki yeni hedefleriniz neler?

S: Üretmek ve daha fazla insanı sanata bulaştırmak. İkisi beraber ilerleyen konular, ben üretmeden sanatı daha kolay sindirilebilir kılmaya çalışsam olmaz, Kutuda Sanat Var’ı üretmeden devam ettirmeye çalışsam çalışmaz. Biz malesef Türkiye’de sanattan korkarak büyüyoruz, sanat ile uğraşmayı çok yüksek bir yere koyuyoruz ve hatta sanattan anlamayı dahi kendimize had bilmiyoruz. Halbuki bu işi uzmanlıkla yapanlar kadar sokaktan geçen herhangi birinin de baktığı resimden keyif alma hakkı var. Kimsenin sizden bir sanat eleştirmeni gibi eleştiri beklediğini ya da bir resmi beğendiğinizi söylediğinizde akabinde büyük bir alt metin yazmanızı beklediğini sanmıyorum, ben görmedim böyle bir şey. Dolayısı ile sanatın kafamızda abarttığımız kadar ulaşılamaz olduğu algısını kırarsak çok güzelleşeceğiz ve çok rahatlayacağız. Saygı duyduğumuz, imrendiğimiz ve sevdiğimiz sanatçıları daha da çok seveceğiz.

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.