Saha İçin Yeni Etik Kurallar

Sosyal bilimciler, eski etik kuralların saha araştırması katılımcılarına artık yeterli koruma sağlamadığını söylüyor.

Çevirmen: Zehra Kılıç

Editör: Dilara Aydın

Tasarım: Erhan Köş

Saha İçin
Yeni Etik Kurallar

Sosyal bilimciler, eski etik kuralların saha araştırması katılımcılarına artık yeterli koruma sağlamadığını söylüyor.

Çevirmen: Zehra Kılıç

Editör: Dilara Aydın

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Zehra Kılıç, Marmara Üniversitesi Sosyoloji ikinci sınıf öğrencisi. Disiplinlerarası çalışmalara ilgi duyuyor.

Dilara Aydın, İzmir Bakırçay Üniversitesi Sosyoloji yüksek lisans öğrencisi. Doğayı ve yolda olmayı seven gezgin ruhlu biri. Sosyoloji, sanat, felsefe ve yeni medya alanlarına ilgi duyar.

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

800 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram
00:00
00:00
  • Saha İçin Yeni Etik Kurallar 00:00

Sosyal bilimciler, eski etik kuralların saha araştırması katılımcılarına artık yeterli koruma sağlamadığını söylüyor.

Bunun bir sonucu olarak da bireyler ve hatta bütün bir toplum finansal yıkıma, duygusal suistimale ve çok daha fazlasına karşı savunmasız bırakılıyor.

Brown Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler profesörü olan Rose McDermott ve Pennsylvania State Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi profesörü olan Peter K. Hatemi, hakemli makalelerinde bilgisayarların, internetin ve sosyal medyanın ortaya çıkışının belirli türdeki büyük saha deneylerinin tasarımında ve yürütülmesinde büyük değişikliklere -geleneksel etik kuralların öngöremeyeceği değişikliklere- yol açtığını öne sürüyor.

McDermott ve Hatemi, internet çağında gönüllü rızayı sağlamaya yönelik yaygın resmi yönergeler hazırlamayan bilim insanlarının, katılımcılara zarar verebilecek (nitekim çoğu zaman da zarar veren) büyük deneyler tasarladığını söylüyor. Ancak; araştırma kurumları, önde gelen dergiler ve bilimsel nitelikteki meslek kuruluşları güncellenmiş etik standartlar yayınlayıp uygulamaya koyabilselerdi eğer, bilim insanları, bireylere ve toplumlara -istemeden de olsa- zarar vermeksizin önemli sonuçlara nasıl ulaşacaklarını daha iyi anlayabilirlerdi.

“Dile getirdiğimiz bu endişe, önceki etik yönergelerin çok sayıda insan üzerinde yapılan saha deneylerini hesaba katmıyor oluşudur. Çünkü bu geniş çaplı deneyler 1990’lardan önce yaygın değildi, hatta mümkün bile değildi.” diyor McDermott. “Son yapılan deneylerin bir kısmının ırklar arasındaki kini körüklediği, seçim sonuçlarını değiştirdiği ve büyük toplumsal bölünmelere yol açtığı ispatlandı. Bu tür büyük saha deneylerinin değerli olmadığını söylemiyoruz, bunu etik olarak yapmanın yollarını bulmamız gerektiğini söylüyoruz.”

McDermott ve Hatemi’nin makalesi, Proceedings of the National Academy of Sciences’ın¹ “Perspektif” bölümünde yayınlanan yazılardan biridir. Perspektif makaleleri, araştırma raporları ile aynı gönderme ve gözden geçirme süreçlerinden geçiyor, ancak orijinal araştırmanın sonuçlarını tasvir etmekten ziyade, belirli bir alanda dengeli, nesnel ve kapsamlı şekilde araştırılmış/tahkik edilmiş bir bakış açısı sunuyorlar.

1 – Proceedings of the National Academy of Sciences hakemli, çok disiplinli bir bilimsel dergidir. Ulusal Bilimler Akademisi’nin 1915’ten beri yayınlanadığı resmi dergisidir ve orijinal araştırmalar, bilimsel incelemeler, yorumlar ve mektuplar yayınlamaktadır.

McDermott, bugünün bilim insanlarının deney tasarlarken genellikle, ilk kez 1964’te yazılmış ve çokça gözden geçirmeye uğramış bir tıbbi etik rehberi olan Helsinki Bildirgesi ve “Araştırmaya Konu Olan İnsanların Korunmasına İlişkin Etik İlkeler ve Yönergeler” yani artık yaygın olarak bilinen adıyla Belmont Raporu gibi onlarca yıl önce yazılmış etik yönergelere başvurduklarını söylüyor. Ancak bu yönergelerin bilgisayarlar, internet ve sosyal medya gibi araçların kullanımının göz önünde bulundurularak oluşturulmadığını belirtiyor. 

“Devasa bilgi işlem projeleri yapma ve çok sayıda veriyi çok hızlı bir şekilde analiz etme konusunda oldukça ilerlemiş durumdasınız.” diyor McDermott. “Sosyal medya platformları aracılığıyla büyük topluluklara her şekilde ulaşabilirsiniz. Bunu etki faktörü yüksek araştırmaları hızlı ve sık bir şekilde yayınlama hususunda akademisyenler üzerinde kurulan muazzam baskıyla beraber düşününce, Belmont Raporu yayınlandığı zaman olduğundan çok daha farklı görünen bir dünyada yaşadığınızı anlarsınız.”

Çalışmalar Nasıl Zararlar Verdi?

Sonuç olarak McDermott, araştırmacıların son zamanlarda önemli keşifler yapan, ancak aynı zamanda insanların davranışlarını değiştiren, onlarda travmaya sebep olan ve hatta finansal olarak onları tehlikeye atan çalışmalar yürüttüğünü söylüyor. Örneğin:

  • Seçmen katılımını neyin artırdığını veya düşürdüğünü belirlemeye çalışan birçok çalışma, sahte siyasi adaylardan gelen ırkçılıkla yüklü postalar, telefon görüşmeleri ve ev ziyaretleriyle seçmenleri etkileyerek seçim sonuçlarını istemeden de olsa değiştirdi.
  • Sosyal medyanın insanların ruh hallerini ve siyasi aidiyetlerini nasıl değiştirdiğini anlamaya çalışan bilim insanları, herkese açık sayfalarında belirli gönderileri öne çıkararak istemeden de olsa yüz binlerce insanı duygusal açıdan suistimal etti.
  • Finansal desteğin fayda ve sakıncalarını araştıran birçok çalışma, bu amaca binaen, araştırmaya katılanlara para vererek veya onlardan para alarak, katılımcıların evsiz kalmalarına ya da ev içi şiddet mağduru olmalarına sebep oldu.

Zaman Değişti!

“Bilim, deneme ve yanılma sürecidir ve sanıyorum erken dönem büyük saha deneylerinde insanlar katılımcıların başına neler gelebileceğini öngöremezlerdi.” diyor McDermott. “Ama şimdi, eğer dikkat etmezsek neler olabileceğini biliyoruz. Durup nefes almalı ve bu deneylerin hangi zararları doğurduğunu dikkatlice değerlendirmeliyiz, böylece hatalarımızdan ders çıkarabilir ve değişim yaratabiliriz.”

McDermott ve Hatemi, bu değişimlerin büyük oranda yetkili kişilerin karar almasıyla sağlanabileceğini iddia ediyor. Yazdıkları makalede, akademik mesleki dernekler, dergiler ve araştırma kurumlarını, politikalarını güncelleme konusunda sadece mevcut etik normlara bağlı bir değişim yapmaya değil, ayrıca tüm toplulukları etkileyen geniş ölçekli saha deneylerinde olası zararları ele alacak yeni gereksinimler formüle etmeye çağırıyorlar.

McDermott, PNAS’taki makalesinin, Henry Knowles Beecher’in tıbbi deneyler alanındaki etik olmayan uygulamaları açığa çıkaran 1966 yılındaki ünlü makalesi ile başladığı sistemsel değişimi teşvik etmeyi sağlayacağını umduğunu söylüyor. Beecher’in araştırması, en nihayetinde bilim insanlarının araştırma katılımcılarından bilgilendirilmiş onay almasını gerektiren federal kuralların kabul edilmesine yol açmıştı.

“Akademisyenlerin ve üniversitelerin saha araştırmalarında bilgilendirilmiş onaya ilişkin meseleleri ele aldıklarını görmekten mutlu olsak da gerçek değişim ancak sistemsel olduğu müddetçe gerçekleşebilir.” diyor McDermott. “Bu, iklim değişikliğini tersine çevirmeye benziyor: Evet, bir Prius satın almanız iyi, ama asıl ihtiyacımız olan şey, hükümetlerin kömürle çalışan santralleri kapatması. Bunu için de bilim alanında gücü elinde tutan bütün kurumların hep birlikte çalışması gerekiyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Kaydolun

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.