Düşünce

Şiddetsizliğin Gücü: Sivil Direniş Neden İşe Yarar?

 “Tarih saadet yeri değildir. Mutluluk dönemleri oradaki boş sayfalardır.” -Hegel 

23 Ekim 2021

Freepik, Freepik

Tarihin doğuşunun hiçbir zaman acısız olmadığı fikri; yöntemi Kapital’de bulunsa bile (1. Cilt, 24. Bölüm), Leninist olmadan önce Hegelcidir. Daha yakından incelendiğinde, “tarihin itici gücü olarak şiddetin kaçınılmazlığı” tezi Marx ve Engels tarafından değil 20. yüzyılın büyük devrimci liderleri tarafından geliştirilmiştir. Mao Zedung’un ünlü sözünü aklımıza getirelim:

“Devrim bir gala yemeği değildir; bir deneme yazmak, bir tablo yapmak veya bir çiçek nakışı işlemek değildir. Böylesine bir incelik, rahatlık ve zarafetle, böylesine bir yumuşaklık, dinginlik, saygı, alçakgönüllülük ve riayetle devrim yapılamaz. Devrim; bir başkaldırı, bir sınıfın başka bir sınıfın iktidarını alaşağı ettiği bir şiddet eylemidir.”

Şiddet içermeyen başkaldırıların veya devrimlerin her ne olursa olsun başarıyla sonuçlanma şansının olmadığı kanaati, özellikle Fransa’da, kolektif bilince sağlam bir şekilde yerleşmiş durumda. Bu açıdan bakıldığında; Erica Chenoweth ve Marie J. Stephan’ın yazdığı, Jacques Sémelin2‘in önsözüyle yayımlanan Sivil Direniş Neden İşe Yarar? Şiddetsiz Çatışmanın Stratejik Mantığı3 isimli eserin ABD’de yayımlandıktan on yıl sonra Fransa’da yayımlanmasının bugün (ne kadar) mükemmel bir haber olduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın iki yazarı, Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan Amerikalı akademisyenlerdir. Chenoweth, Harvard Üniversitesi’ne bağlı olan Kennedy School of Government4’da ders vermektedir. Stephan ise Birleşik Devletler Kongresi tarafından finanse edilen federal bir kurum olan Birleşik Devletler Barış Enstitüsü’ne (USIP) katılmıştır. 2011’de yayınlanmasından bu yana, prestijli Amerikan Siyaset Bilimi Derneği Ödülü (APSA) de dâhil olmak üzere birçok ödüle layık görülen bu önemli ve yankı uyandırıcı eser, iki yönüyle okuyucuyu kendine çekmektedir: birincisi, sıkı bir yönteme dayanarak “Yalnızca şiddet kazanç sağlar.” gibi alışılagelmiş kanaatleri sarsar; ikincisi, destekleyici kanıtlarla birlikte şiddet içeren devrim zamanlarının tümüyle geride kaldığını savunur. 

Eserin tezi şudur: Yaygın inanışın aksine, şiddet içermeyen başkaldırılar şiddet içerenlerden daha etkilidir. Şiddet içermeyen başkaldırıların amacına ulaşma oranı dörtte üçken, şiddet içeren devrim teşebbüsleri için bu oran dörtte birdir. Ayrıca, şiddet içermeyen sivil direniş hareketleri, demokratik bir gelecek konusunda, insan haklarını önemsemeyen rejimlerin çoğu zaman önünü açan şiddet içeren isyanlardan çok daha iyi bir bakış açısı sunmaktadır. İki araştırmacı, sezgisel olmayan bu sonuca ulaşmak için çalışmalarının temelini 1900-2006 yılları arasında meydana gelen 323 isyanın karşılaştırmalı bir incelemesine ve ayrıca dört örnek vakanın ayrıntılı bir analizine dayandırır: İran (1979), Filistin (1992), Filipinler (1986) ve Burma (1990). Tibet’te (1987-1989) olduğu gibi şiddet içermeyen birçok başkaldırı başarısız olurken; Ulusal Kurtuluş Cephesi (Cezayir, 1952-1962) gibi şiddet içeren birçok girişim de başarıyla sonuçlanmıştı. Ancak başarıyla sonuçlanan bu vakalar aykırı durumlardır. Rakamlar, şiddet içermeyen isyanların niteliksel olarak diğerlerine göre daha başarılı bir seyir izlediğini bize gösteriyor. Bu sonuç; Franz Fanon, Jean-Paul Sartre veya Troçki’ye Thoreau ve Gandhi’den daha fazla aşina olan Fransız okuyucuları şaşırtacak.

Bununla birlikte, bu çalışma gökten zembille inmedi: Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, itaatsizlik mücadelelerinden iftirak5 teşebbüslerini de içeren iç savaşlara ve hatta bir bölgeyi yabancı işgalinden kurtarmaya yönelik girişimlere kadar 20. yüzyıla renk katan birçok isyan biçimi hakkında etkileyici sayıda veri toplamayı mümkün kılan bir araştırma programına katıldılar. İki yazar, aynı zamanda Amerikalı siyaset bilimcisi Gene Sharp’ın çalışmalarından esinlendiler. Sharp, 1970’li yıllardan itibaren, şiddetsizliğin barışsever vizyonunu kırarak isyan hareketlerine pragmatik bir yaklaşım getirmiştir. Başlıca çalışması The Politics of Nonviolent Action6 (Şiddetsiz Eylem Politikası), 1973 yılında üç cilt halinde yayımlanmış, çalışmalarının tanınması, onun 1984’te Harvard’da Uluslararası İlişkiler Merkezi (CFIA) kapsamında şiddet içermeyen stratejiler üzerine bir araştırma merkezi (Şiddetsiz Yaptırımlar Programı) kurmasını sağlamıştır.

Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan’ın aynı ampirik yaklaşımı benimseyen kitabı, yorumlanması tartışmalı olduğu kadar çeşitli sonuçlara da yol açabilecek olayları saymakla yetinmemektedir. İki yazar, destekledikleri “devrimci” tezle tamamen alakalı bir okuma tablosu sunarlar. Bu militan ama titiz yaklaşımın sonunda bu denli destek kazanmasının nedenlerinden biri, yazarların, savlarının ortaya çıkardığı karşıt görüşlerin titizlikle tartışılmasına fazlasıyla önem vermeleridir. 

Kitabın tamamının dayandığı prensip hem felsefi hem de politik olmak üzere iki aşamalıdır. Felsefi kısım, kesinlikle elzem olan, “güç” ve “şiddet” arasındaki kesin bir ayrım, hatta karşıtlık fikridir. Devrimci hareketler, devrimin karşısındakilerin mutlak gücünün yapay olduğunu göstererek iktidarı istikrarsızlaştırmayı başarabildiği sürece güçlü olabilir. Nitekim sahip oldukları bu mutlak güç sadece bizim kendi “zayıflığımızdan” ileri gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Srdja Popovic7’in 2015’te yayımlanan kitabı iki araştırmacının tezini, “Bir diktatörü tek başına, güçsüz ve silahsız nasıl alt edersiniz?” başlığından da anlaşılacağı üzere, muhteşem bir şekilde resmetmektedir. Aslında, başarının sırrı uzun zamandır bilinmektedir. Şiddetsizlik teorisyenleri ve sivil itaatsizlik taraftarları, Étienne de La Boétie8’nin ünlü Discours de la servitude volontaire (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev) isimli kitabında yer alan, “Diktatoryal iktidarların gücü ve uzun ömürlülüğü ellerindeki silahların miktarıyla değil, kusurlu pasiflik, zayıflık, tembellik, kadercilik, hatta buna boyun eğenlerin itirazsız rızasıyla açıklanabilir.” fikrine atıfta bulunurlar. Gandhi de bu konunun altını şöyle çizecektir: “Devletin, halkın gönüllü veya zorla gerçekleştirilmiş işbirliğinden başka bir gücü yoktur. Gösterdiği gücü ona tamamen insanlarımız verir.” Devrimci istenç, kendini gösterdiği gün ansızın gelen bir çileden, uzun zamandır saklı kalmış bir özgürlüğün farkına varmaktan ve bu uyanışın yol açtığı işbirliğini reddetmekten kaynaklanır.

Çalışmanın siyasal nitelikteki ikinci aksiyomu, deneyime ve sağduyuya bağlıdır: Şiddet, kontrol ve baskı araçlarını tek başına elinde tutan bir düşman karşısında başarısızlığa mahkûmdur. Jacques Semelin bunu kitabın önsözünde, “Rakip taraf bütün silahlara sahipken, bütün iktidarın silahla sağlandığını söyleyebilmek için politik açıdan akılsız olmalısınız.”9 sözüyle ifade etmektedir. Görüldüğü üzere, kitabın yazarlarının aldığı pozisyonlar stratejiktir ve bakış açıları hiçbir şekilde idealist veya ütopik değildir, şiddetin ahlaki kınamasından uzaktır.

Kitapta, daha sonra, çok sayıda olan karşıt görüşler derinlemesine incelenir. Örneğin, başarıyla sonuçlanan devrimleri; şiddet içersin veya içermesin, isyanın yalnızca tükenmiş iktidarın kaçınılmaz düşüşünü hızlandırması şeklinde olumlu bir bağlamla açıklayan görüşü ele alalım. Bu tür görüşler biraz netlikten uzaktır çünkü örneğin Bastille Baskını ve Fransız Devrimi’nin aktörlerinin siyasi zekâsı olmasaydı devrim başarılı olur muydu, bunu kimse bilemez.

“Şiddetin tanımı” meselesine gelecek olursak; bu o kadar hassas ve çekişmeli bir konudur ki, üzerinde konuşulmaktan kaçınılmamasına rağmen işin içinden çıkılamaz. Çünkü şiddet içermeyen yöntemler güce sahip olanlar tarafından hep kışkırtıcı olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla şiddet içeren yöntemler de iktidar her zaman şiddet (veya güç) üzerinde meşru bir tekele sahip olduğunu düşündüğü için yürürlüktedir. Yazarlar, örneğin Cezayir, Güney Afrika, Filistin, Endonezya, vb. ülkelerde olduğu gibi, şiddet ve şiddetsizliğin çoğunlukla birbiriyle ilişkili, hatta iç içe geçmiş olduğu gerçeğini saklamaya çalışmamaktadırlar. Peki bu koşullar altında isyanlar nasıl sınıflandırılır? Bu zorluk, daha da utanç verici olan başka bir zorlukla örtüşmektedir: “Başarı” ve “başarısızlık” tam olarak nedir? İran Devrimi (1977-79), yazarlar tarafından benimsenen kriterlere göre (isyancılar tarafından belirlenen özel hedefe ulaşmak: bu durumda Şah’ın gidişi) bir “başarı”dır. Peki ya teokratik ve son derece baskıcı bir şekilde devam eden rejimin gittiği yön tam olarak neresidir? Arap Baharı’nın özellikle Mısır’daki karışık başarıları hakkında bugün de aynı sorular soruluyor. 2010’da kaleme alınan kitap, özellikle Mısır’da yaşanan geri dönüşü öngörmüyor –bunun için onları suçlayamayız. Yazarlar, şiddet içermeyen isyanların, demokratik rejimlerin kalıcı olarak kurulmasının teminatı olmadığını başından beri kabul etmişlerdir. Yalnızca, kullanılan yöntemler başarı durumunda uygulanması gereken ilkelere saygılı olduğunda başarılı olma şansının daha yüksek olduğunu göstermektedirler.

Devrimci şiddet taraftarlarının, her şeye rağmen eskimek bilmeyen nakarat üzerine derinlemesine düşünmeye devam etmeleri muhtemeldir: kim ölmek (veya can almak) istemezse kendisini köleliğe mahkûm eder. Eğer 1940 yılında Hitler’in karşısındaki direnişçiler pasifist olsaydı, bugün nerede olurduk? Kadınların oy kullanma hakkını savunanlar, karşıt görüşlülerin –özellikle politikacıların- evlerine veya çalıştıkları binalara bombalar yerleştirdiler ve bakanlara çekiç darbeleriyle saldırdılar: Mademki hükümet sonunda onlara boyun eğdi, onlar yaptıklarında haklı değil miydiler? Veya daha ılıman bir örneği ele alalım: Eğer Arc de Triomphe’a saldırmasalardı Sarı Yeleklilerin talepleri dikkate alınır mıydı? Geoffroy de Lagasnerie, 2020 yılında yayımlanan Sortir de notre impuissance politique (Siyasi Güçsüzlüğümüzden Kurtulmak) isimli kitabında Sarı Yelekliler hareketinin “başarısı” ışığında ilerici ve devrimci stratejilerimizi yeniden gözden geçirmemizi öneriyor.

Şiddetin gücünü göreceleştiren, yenilikçi Sivil Direniş Neden İşe Yarar? eserinin verdiği dersler ise daha ileri görüşlü ve bugün dünyanın dört bir yanında artan bütün güncel sivil itaatsizlik hareketleriyle daha uyumlu görünüyor. Ne ev yapımı bombalar ne de zırhlı araçlar, devletlerin iklim krizi meselesi hakkında daha fazla mantık ve sağduyuya dönmesini sağlayamaz. Her bir devletin işleyiş mekanizmasına göre uyarlanmış yenilikçi, yaratıcı, sofistike stratejiler; geçen yüzyılda etkililiğini kanıtlamış olanlar gibi, daha faal ve nihayetinde daha Makyavelcidir. Ancak bu yalnızca başarının her durumda şansa bağlı olduğu bir bahistir. Yine de bu, bizi bu konuda düşünmekten ve sakince tartışmaktan alıkoymamalıdır: Şiddete yer vermeden.

Laurence Hansen-Löve

2020 yılında yayımlanan La violence. Faut-il désespérer de l’humanité? (Şiddet: İnsanlıktan ümidimizi kesmeli miyiz?) isimli kitabın yazarı.

Dipnot

1- Mao Zedung, Hunan’daki Köylü Hareketinin İncelenmesi Üzerine Rapor, Mart 1927

2- Jacques Sémelin, sivil direniş konusunda uzmanlaşmış olan Fransız tarihçi ve siyaset bilimcidir. En önemli çalışmaları: Sans armes face à Hitler: La Résistance civile en Europe (1939–1943) (Hitler’e Karşı Silahsız: Avrupa’da Sivil Direniş (1939-1943)) ve  Persécutions et entraides dans la France occupée: Comment 75 % des Juifs en France ont échappé à la mort (İşgal altındaki Fransa’da zulüm ve karşılıklı yardım: Fransa’daki Yahudilerin %75’i ölümden nasıl kurtuldu?). 

3- [Ç.N.] Why Civil Resistance Works: The Strategic Logic of Nonviolent Conflict. Eser, Türkiye’de ilk kez 2018 yılında, A. Kadir Gülen’in çevirisiyle yayımlanmıştır (Phoenix Yayınevi).

4- [Ç.N.] 1936’da kurulan John F. Kennedy School of Government, Harvard Üniversitesi’nin kamu politikası okuludur. Siyaset, hükümet, uluslararası ilişkiler ve ekonomi ile ilgili konularda araştırmalar yürütmektedir.

5- [Ç.N.] İftirak, dinsel bir örgütten, bir devletten, bir federasyondan ayrılma anlamına gelmektedir.

6- [Ç.N.] Bu kitapta, Gene Sharp şiddetsiz eylemin 198 yöntemini yayınlamıştır. Bu yöntemler Protesto ve İkna, İşbirliği Yapmamak ve Şiddetsiz Müdahale olmak üzere üç ana sınıfa bölünmüştür.

Kaynak: http://siddetsizlikmerkezi.org/siddetsiz-eylem/77 (Erişim Tarihi: 14.09.2021).

7- Srdja Popovic, Sırp pasif direniş grubu Otpor!’un (Direniş!) kurucularından biri olan avukat ve politik aktivisttir. Otpor!’un Sırbistan cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç’e karşı düzenlediği kampanyası, 2000 yılının Ekim ayında binlerce protestocunun Sırp Parlamentosu’nu ele geçirmesiyle başarılı olmuştur.

8- [Ç.N.] Étienne de La Boétie (1 Kasım 1530 – 18 Ağustos 1563), modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçi. Montaigne’in en yakın dostu olarak bilinir.

9- Bu söz, Amerikalı politik aktivist Saul Alinsky tarafından söylenmiştir. Alinsky, Chicago gettolarındaki varlıksız insanlara baskının getirdiği gücü kazandırmayı amaçlayan şiddet içermeyen bir metodun yaratıcısıdır.

Çevirmen
Yağmur Alev
Editör
Arda Köser
Tasarım
Tarık E. Karagül
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.