There Will Be Blood Filmi, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

“Drenaj! Drenaj, Eli oğlum. Orası artık kup kuru. Üzgünüm. Her ikimizde birer milkshake ve bende bir de pipet olduğunu düşün. Durum aynen bu, anladın mı? Dikkat et. Şimdi pipetim odanın karşısına kadar uzanıyor ve senin milkshake’ini içmeye başlıyor. Senin milkshake’ini içiyorum! Hepsini bitiriyorum!”

Yazar: Tolga Karabulut

Editör: Bilal Enes Özensel

Tasarım: Erhan Köş

There Will Be Blood Filmi, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

“Drenaj! Drenaj, Eli oğlum. Orası artık kup kuru. Üzgünüm. Her ikimizde birer milkshake ve bende bir de pipet olduğunu düşün. Durum aynen bu, anladın mı? Dikkat et. Şimdi pipetim odanın karşısına kadar uzanıyor ve senin milkshake’ini içmeye başlıyor. Senin milkshake’ini içiyorum! Hepsini bitiriyorum!”

Yazar: Tolga Karabulut

Editör: Bilal Enes Özensel

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Tolga Karabulut, (1994) Eskişehir’de doğdu. Anadolu Üniversitesi Arkeoloji bölümünden mezun oldu. Şimdilerde ise İstanbul Üniversitesi Antropoloji lisansıyla birlikte Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde lisansüstü eğitimi almakta.

Bilal Enes Özensel, İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji okuyor. Gelenek, medeniyet ve musikiyle ilgili. Şiirden anlamıyor. Gezmeyi, gezmeyi ve görmeyi çok seviyor.

1100 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Protestan ahlakı, ünlü sosyolog Max Weber’in ilk olarak 1905’te yazmış olduğu “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı kitabının ana temasını oluşturmaktadır. Max Weber, Protestan mezhebinin benimsemiş olduğu toplum düzeninin kapitalizmin doğuşuna zemin hazırladığını belirtir. Ancak bunu tabii ki tek bir nedene bağlamaz. Weber’e göre Protestanlık ile kapitalizm iç içe olan kavramlardır. Protestan ahlakını merkezi bir unsur olarak işleyen There Will Be Blood filmini de bu bağlam üzerinde durarak inceleyeceğiz. Öncelikli olarak Protestan ahlakı kavramını öne süren Max Weber’i ve dönem üzerinde dönen tartışmaları aktarmak yerinde olacaktır.

Almanya doğumlu bir düşünür olan Max Weber, Heidelberg ve Göttingen Üniversitelerinden aldığı eğitimin ardından akademi dünyasındaki basamakları hızla çıkmayı başarır. Henüz 31 yaşındayken (1895) profesörlüğe atanan ve oldukça üretken bir yazar olan Weber, çok çeşitli konularda ders kitapları yayınlamıştır. Din üzerine kafa yormuş pek çok düşünür gibi kendisi de katı dindar bir ailede yetişmiştir. Koyu Kalvenist bir ailede büyüyen Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı kitabında, 16. ve 17. yüzyılların Hristiyan mezhebi olan Kalvenizm’in kapitalist düzen için oldukça uygun bir profil çizdiğini belirtir.¹ Kalvenizmde keskin bir kader anlayışı hâkimdir. Tanrının, ölüm sonrası insanların nereye gidecekleri ile ilgili önceden belirlemiş olduğu kesin yargısı vardır.  Kalvenizm mezhebinin kurucusu Jean Calvin’e göre ilk insan olan Adem’in işlediği günahtan sonra Tanrı, insanoğlu için kader çizgisini belirlemiştir. Katoliklikte ilk günahtan sonra insanlar günah işlemeye meyilli hale gelmiştir. Protestanlıkta ise ilk günahın ardından insan adeta lanetlenmiştir. Aciz durumda olan insanın mayasında kötülük bulunmakta ve bu doğrultuda Protestan inancında insanın bir daha iyilik yapamayacağı belirtilmiştir. Zaman zaman insan ahlaken iyi sayılabilecek davranışlarda bulunabilir ancak bunları İsa adına yapmadığı için net bir iyilikten söz edemeyiz.²

1 – T. H. Eriksen ve F. S. Nielsen (2012). Antropoloji Tarihi. (Çev: A. Bora), İstanbul: İletişim Yayınları, s. 54-55.
2 – Tarakçı (2010). “Kalvinizm’de Kader Anlayışı”, Bursa: Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C: 19, S: 2, s. 96-97

İlk günahın teoloji ve edebiyat dünyasında çeşitli soruları beraberinde getirdiği çok açıktır. Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın Amerigo adlı eserinde de bu duruma ilişkin olarak Adem’in işlediği ilk günahın ardından Tanrının cenneti tamamen yok ettiğine dair bir inanç yer almaktadır.[3] Ancak Kalvenizm’de cennetin yok olması söz konusu değildir. Cennetin varlığı bizatihi kritik bir rol üstelenir. Kalvenizm mezhebinde cennete gidecek olan kişi, yaşamı süresince bir şekilde Tanrı’dan mesaj almaktadır. Özel bir yeteneğe sahip olmak, cennete gitme işaretlerinden biridir. Bir başka işaret ise zengin olmaktır. İnsanlar, Katolik inancındaki gibi aç ve fakir bir şekilde yaşamak yerine çalışarak zenginleşebilirler. Bir diğer deyişle Kalvenizm mezhebinde, insanlar zenginleşerek aslında ibadetlerini yerine getirmektedirler. Vakti boşa harcamak tembellik anlamına gelmektedir. Tüm bu ilkeleri düşündüğümüzde Kalvenizm’in kapitalist sistem için biçilmiş kaftan olduğunu söylemek son derece mümkün. Kalvenizm ile kapitalizm arasındaki ilişkiye değinmeden önce Protestanlığın bir başka kolu olan Lütercilik anlayışından bahsetmek gerekecektir. Protestanlık mezhebinin kurucusu Martin Luther’in öne sürmüş olduğu Lütercilik anlayışında, insanların zenginlik amacıyla yaşamlarını idame ettirmeleri doğru bulunmaz. Keza parayı faize yatırmak da tasvip edilmez. Lüterci anlayışta her meslek kolu Tanrı katında aynı öneme sahiptir. Çalışmak Tanrıyı memnun etmenin altın anahtarıdır.[4]

Kalvenizm, Lütercilik, Protestanlık gibi kavramları açıkladığımıza göre There Will Be Blood filmini ilgili kavramlarla ilişkili olarak inceleyebiliriz.

Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Paul Thomas Anderson’un yaptığı 2007 yapımı There Will Be Blood filmi, Upton Sinclair’in “Petrol” adlı romanından uyarlanmıştır. Söz konusu kitabın ilk 150 sayfasının esas alarak çekilen bu film, Amerikan tarihinin kuruluşunda kan ve petrolün yattığına dikkat çeker. Filmin senaryosunu oluşturan kitabın yazarı Upton Sinclair’in, Amerikan kapitalist sistemindeki aksaklıkları vurgulayan bir yazar olduğunu söylemek mümkündür.

3 – S. Zweig (2019). Amerigo: Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikâyesi, (Çev: O. Duman), İstanbul: Can Yayınları, s. 31.
4 – H. Gözübek (2015). Martin Luther Ve John Calvin’in Teolojik Görüşlerinin Mukayesesi, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 58.

There Will Be Blood filmi, 20. yüzyılın hemen başlarındaki Amerika’sını konu edinir. Filmde petrol endüstrisinin yeni oluşmaya başladığı dönem içerisinde hırslı bir girişimcinin hayatına paralel olarak aile, din ve petrol kavramlarının birbirlerini nasıl etkiledikleri işlenir. Bu noktada ilk olarak petrolün tarihine odaklanarak filmin tarihsel arka planını açıklayabiliriz.

Petrol kuyusundan ham petrol çıkarılması ilk kez 1859 yılında gerçekleşir. O döneme kadar ilkel yollarla üretilen petrol, Pensilvanya’da ilk kez modern tekniklerle çıkarılmaya başlanır. Bu gelişme 19. yüzyılın sonlarında şirketler arası rekabeti de beraberinde getirir.[5] Tarihsel açıdan düşünüldüğünde siyah altın olarak nitelendirilen petrol için bir tür altına hücum dönemi yaşandığını söylemek mümkün olacaktır. Filmin baş karakteri Daniel Plainview da petrol olduğundan şüphelendiği toprakları araştırmakta ve toprak sahiplerinden değerinin altından toprak satın almaktadır. Daniel Plainview, kapitalizmin dayatmış olduğu bireyselci ahlak düzeninin vücut bulmuş halidir. Ancak şunu hatırlatmak gerekir ki Daniel inançsız bir adamdır ve çıkarları doğrultusunda hareket eder. Çıkarları için bazen aileyi, bazen de dini kullanır. Aslında Daniel karakteri kapitalizmin tastamam kendisidir. Bu bağlamda Weber’in Protestanlık kavramında atlamamamız gereken bir nokta bulunmaktadır. Kapitalizmin yükselmesinde pek çok etmenin yer alabileceğini belirten Weber’e göre Protestanlık, kapitalizmin nedeni şeklinde belirtmek doğru olmayabilir. Önemli olan Protestanlık ahlaki anlayışının kapitalizmi onaylamasıdır. Bir kapitalist olarak filmin baş karakteri Daniel da bu ahlaki anlayıştan yararlanır. Dilerseniz bu noktada filmi sahne sahne irdeleyelim.

5 – A. Akkaya (2016). Geçmişten Günümüze Orta Doğu’da Petrol Savaşları Ve Devlet Sistemlerine Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 7-8.

Film, karanlıktan aydınlanarak başlar. Bu başlangıç bizi Eski Ahit’teki Yaratılış bölümüne götürmektedir. “Yeryüzü engin karanlıklarla kaplıydı (…) Tanrı, ‘Işık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.”[6]  Filmin, isim fonetiğiyle ahenkli bir şekilde başladığını söylemek mümkün. Let there be light. Daniel, karanlık bir kuyu içerisinde değerli gümüş madeni çıkarmaktadır. Bir izleyici olarak film boyunca Daniel’in sürekli olarak ışıktan kaçtığını izleriz. Kötücül bir karakter olarak kendini gösteren Daniel bu haliyle Kont Dracula’yı hatırlatır ki yönetmenin kendisi de filmin yazım aşamasında Dracula’yı düşünerek Daniel karakterini kurguladığını belirtir. Dracula kana duyduğu açlıkla insanların kanını emerken Daniel da petrole karşı duyduğu açlık ile bölgedeki halkı sömürmektedir. Daniel karakteri aynı zamanda ünlü petrol milyoneri Edward Doheny’den referans alınarak oluşturulmuştur.[7]

Daniel, çalıştığı kuyudan düşüp, tek bacağını sakatlar. Daniel, hırslı bir adamdır. Plainview olan soyadı da bu durumu kanıtlar niteliktedir. Sadece  hedefine kitlenmiş bir karakterdir. Sakat bacağı ve hırslı kişiliği, Moby Dick’teki Kaptan Ahab’ı hatırlatır. Herman Melville’in yazmış olduğu bu dünyaca ünlü romanda Kaptan Ahab’ın bacağı, Moby Dick isimli balina tarafından ısırılır. Hırslı kişiliğe sahip Kaptan Ahab, tüm hayatını balinayı yakalamaya adar. Ahab ile Moby Dick arasında yaşanan çatışma birey ile doğa arasındaki gerilimi yansıtır. Ahab balinanın peşindeyken, There Will Be Blood’daki Daniel da petrolün peşindedir. Gemideki mürettebat ise Amerika’yı tasvir edecek şekilde farklı etnik kökendeki insanları içinde barındırmaktadır. Kaptan Ahab ise hırslı ve despot kişiliğiyle kapitalizmin vücut bulmuş halidir.[8] Filmde Daniel da fethedilmeye açık Amerikan topraklarında kendi kapitalist düzenini inşa etmektedir. Bu aşamada Amerikan’ın kuruluş aşamasında Püritenlerin etkisine odaklanmak, filmin ilerleyen bölümlerinde karşımıza çıkan Protestan aileyi ve kasabanın kalkınışını anlamlandırma noktasında faydalı olacaktır.

17. yüzyılın başlarında İngiltere Kilisesi’ndeki konumları sınırlanan Püritenlerden bazıları Amerika’ya göç etmiştir. Püritenler, Amerika’nın New England bölgesinde oldukça güçlü konuma gelirlerken kendi din anlayışlarını da beraberinde getirmişlerdir. Dönemin Amerika’sı fethedilmeye, egemenlik kurmaya müsait bir yapıya sahiptir. Bu tip göç dalgaları, ülkelerin kaderlerini değiştirme noktasında kritik bir rol üstlenir. Bu göç dalgalarıyla birlikte kültür unsurları başka kültürlerle etkileşime geçerek gelişirler.[9] Filme dönecek olursak; kasabada petrolün bulunmasıyla bölgede hareketlilik yaşanır. Kendi halinde dışarıya kapalı (yani olasılıkla yayılmacılığa uğramamış) bir kasaba, petrolle birlikte kapitalizmle kol kola girerek gelişmeye başlar. Tabii bu gelişme kapitalist çıkarlar doğrultusunda olacaktır. Zenginler daha zengin olurken fakirler fakir kalmaya devam edecektir. Bölgede hareketlilik ve gelişme insanların gözünü boyasa da ceplerini doldurmaz. Ama örneğin kilise binasının yenilenmesi gibi görsel canlılık halkın gözünü boyamaya yetecektir. İnançlarına tutkulu bir şekilde bağlı olan bu kasaba, kapitalist Daniel için bulunmaz bir nimettir.

9 – N. Saran (1992). Antropoloji, İstanbul: İnkılap Kitabevi, s. 195-196.

Kasabadaki halkın mensup olduğu mezhep Protestanlığın Baptizm koluna aittir. Baptistler diğer mezheplerden farklı olarak yalnızca inananların vaftiz edilmesi ve filmdeki gibi suya daldırma yoluyla vaftizin gerçekleşmesi gerektiğine inanırlar. Amerika’da Baptistliğin doğuşu Püritenler tarafından Massachusetts’ten kovulmalarıyla başlar. Baptislik inancının temelinde Pazar ibadetleri önemli bir yer teşkil etmektedir.[10] Bu bağlamda filmin isim evreni de anlam yaratmak için oluşturulmuştur. Toprak sahibi Baptist mezhebine ait ailenin soyadları Sunday (Pazar)’dir. Ailedeki babanın ismi Abel (Habil), oğullarının isimleri ise Paul (Pavlus) ve Eli (Eliah, aynı zamanda Yehova’nın diğer adı ve 17. yüzyılda Püritenler tarafından kullanılan bir isim)[11]’dır. Filmdeki karakterlerin çoğu için dini isimler tercih edilmiştir. Baş karakterimizin ismi de Daniel peygambere dayanır.  Daniel peygamber; “Beni yalnızca Tanrı yargılar.” diyen güçlü bir figürdür. Filmdeki baş karakterimiz de otoriter bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu isim aynı zamanda Protestan reformunun yaşandığı dönemde Hristiyan dünyasında sıklıkla kullanılmaya başlanmış bir isimdir.[12] Filmde isim olarak ayrıksı duran bir tek H. W. ismi dikkat çeker. H. W. ismi de kendi petrol şirketini kuran[13]  41. ABD başkanı  George H. W. Bush’tan referans alınarak oluşturulmuştur. Dolayısıyla filmdeki tüm isimlerin alt zemini oldukça anlamlıdır. Yönetmen, Protestanlık ve kapitalist sistem içerisinden sembol isimleri filminde tercih etmiştir.

10 – S. Akcaoğlu (2005). Baptistler ve Toplumsal Model Anlayışları (İstanbul Örneği), Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 27-36.
11 – D. Pickering (2009).The Penguin Book of Baby Names, “Eli”, New York: Penguin Books.
12 – https://www.behindthename.com/name/daniel
13 – M. E. Doğdu (2019). Self And Power In The Presıdentıal Lıfe Wrıtıng Of George H. W. Bush, Bıll Clınton, And George W. Bush, Master’s Thesis, Ankara: Hacettepe University School of Social Sciences, s. 65.

Baptizm inancında kadınlar ikincil konumdadır. Kadının rolü itaat etmektir.[14] Filmde de kadın karakterleri konuşurken görmeyiz. Katı ve kuralcı bir yapıya sahip aile karşımıza çıkar. Daniel karakteri Protestan ailenin evine iş için konuşmaya geldiğinde, ailedeki kadınlar masadan kaldırılır. Kadının yeri yoktur. Filmde Amerikan toplumunun, ailesinin ve kadın-erkek ilişkisinin nasıl olduğuna dair çok net bir anlatı vardır. Filmde kasabadaki Baptist toplumun varlığı, Daniel’in işini kolaylaştırmıştır.

14 – Akcaoğlu, 2005, a.g.k., 42.

Kapitalizmin Baptizmi bu denli kullanabilmesine neden olan en bariz nokta Baptizm’deki Asketik anlayışının benimsenmiş olmasıdır.

Asketizm anlayışında zamanı boşa harcamak başlıca büyük günahlar içinde yer almaktadır. Boş zaman, çalışarak değerlendirilir. Fazla uyumak da keza yasaklar arasındadır.  Dünyevi malların peşinde koşmak olumsuz görülmektedir.[15] Bu ilkeler, kapitalist sistemde işçi alımı için tam da uygun bir zemindir. Filmin bir sahnesinde Daniel karakteri petrol çıkarmaya başladığı süreçte halkı ikna etmek için konuşma yapar. Bu konuşmada bölgenin çalışmalarla gelişeceğinin vurgusu yapılır. Çocukların geleceğinden bahseden Daniel, manipülasyon yapmaktadır. Bir retorik ustası olarak Daniel Plainview, halkı ikna etme noktasında Protestan ahlakının değer yargılarından yararlanmaktadır. Daniel, tüm toplantılarda H. W.’yu yanında getirir. H. W.’nun işlevi insanların gözünde aile şirketiyiz imajını yansıtmaktır. Daniel, sohbet tıkandığı an aile imajını ön plana çıkarır. Burada da aslında Amerikan toplumunun temellerindeki muhafazakâr aile tapınmacılığını net bir şekilde görmekteyiz. Baptist halk ikna edilmeye açıktır. Kapitalizm, filmde olduğu gibi aile ve dini yapıların vurgusunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanır. Film boyunca geleneksel dinlerin aksine Protestanların bölgedeki varlığının kapitalist sistemi rahatlattığı görülmektedir.

15 – Weber, 1999, a.g.k., 110-135.

Filmin belki de en vurucu ve de en akılda kalıcı sahnesi, Daniel ile Eli’nin karşılaştıkları sahnedir. Bu sahnede Daniel, Eli’ye şu sözleri sarf eder: “Drenaj! Drenaj, Eli oğlum. Orası artık kup kuru. Üzgünüm. Her ikimizde birer milkshake ve bende bir de pipet olduğunu düşün. Durum aynen bu, anladın mı? Dikkat et. Şimdi pipetim odanın karşısına kadar uzanıyor ve senin milkshake’ini içmeye başlıyor. Senin milkshake’ini içiyorum! Hepsini bitiriyorum!” Filmin bu son sahnesinde kapitalizmin tanımı yapılır ve kan dökülür. Kilisenin kapitalizmle nasıl kol kola girdiğini, kapitalizmin kiliseden nasıl da yararlandığını en iyi bu sahnede gözlemleriz. There Will Be Blood filmi kapitalizmin ortaya çıkışında Protestan ahlak anlayışının ne derece önemli olduğunu ve kapitalizmin bu doğrultuda kan dökmekten hiç çekinmeyen kirli bir sistem olduğunu bizlere göstermektedir.

Kaynakça

Akcaoğlu, S. (2005). Baptistler ve Toplumsal Model Anlayışları (İstanbul Örneği), Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Akkaya, A. (2016). Geçmişten Günümüze Orta Doğu’da Petrol Savaşları Ve Devlet Sistemlerine Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Konya, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Doğdu, M. E. (2019). Self And Power In The Presidential Life Writing Of George H. W. Bush, Bill Clinton, And George W. Bush, Master’s Thesis, Ankara, Hacettepe University School of Social Sciences.

Eriksen, T. H., & Nielsen, F. S. (2012). Antropoloji Tarihi. (Çev: A. Bora), İstanbul: İletişim Yayınları.

Gözübek, H. (2015). Martin Luther Ve John Calvin’in Teolojik Görüşlerinin Mukayesesi, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Gündüz, Ş. (2017). Hıristiyanlık, İstanbul: İSAM Yayınları.

Kızıloğlu, S. (2012). “İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler Ve Siyonizm’in Gelişimi”, Kırıkkale: Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2/1: 50-51.

Meaning, origin and history of the name Daniel. (29 Mayıs 2020). https://www.behindthename.com/name/daniel

Morris, B. (2004). Din Üzerine Antropolojik İncelemeler. (Çev: T. Atay),  İstanbul: İmge Kitabevi.

Pickering , D. (2009). The Penguin Book of Baby Names. New York: Penguin Books.

Saran, N. (1992). Antropoloji. İstanbul: İnkılap Kitabevi.

Tarakçı, M. (2010). “Kalvinizm’de Kader Anlayışı”, Bursa: Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 19/2: 96-97.

Tevrat Yaratılış 1. Bölüm. (t.y.). https://incil.info/kitap/gen/1

There Will Be Blood’da Karakter Yaratımı. (25 Mayıs 2019). Filmloverss. https://filmloverss.com/there-will-be-bloodda-karakter-yaratimi/

Turhanlı, H. (29 Mart 2011). BirGün Gazetesi. Moby Dick’i Yeniden Okumak. https://www.birgun.net/haber/moby-dick-i-yeniden-okumak-11339

Weber, M. (1999). Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu. (Çev: Z. Gürata), Ankara: Ayraç Yayınevi.

Zweig, S. (2019). Amerigo: Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikâyesi. (Çev: O. Duman), İstanbul: Can Yayınları.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.