Yaratıcı Kurgu Nasıl Yazılır: Umberto Eco’nun Dört Kuralı

Umberto Eco (1932-2016) tüm zamanların en çok satan yazarlarından biriydi. Yazar, Genç Bir Romancının İtirafları adlı kitabında kurmaca yazmaya yönelik özgün tavsiyeler paylaşıyor.

Çevrimen: Sedanur Yartaşı

Editör: Şeyma Neşe Turan

Tasarım: Erhan Köş

Yaratıcı Kurgu Nasıl Yazılır: Umberto Eco’nun Dört Kuralı

Umberto Eco (1932-2016) tüm zamanların en çok satan yazarlarından biriydi. Yazar, Genç Bir Romancının İtirafları adlı kitabında kurmaca yazarlarına yönelik özgün tavsiyeler paylaşıyor.

Çevirmen: Sedanur Yartaşı

Editör: Şeyma Neşe Turan

Tasarım: Erhan Köş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Sedanur Yartaşı, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisi. Edebiyat eleştirisi, görsel sanatlar ve çeviri başlıca ilgi alanları.

Şeyma Neşe Turan, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, şimdilerde Üsküdar Üniversitesi Suç Önleme-Adli Bilimler ABD yüksek lisans öğrencisi. Bağımlılıkları: kuşlar, oyunlar ve kalemler

Erhan Köş, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji lisans öğrencisi. Bilim metodolojisi üzerine çalışıyor.

2000 kelime

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Umberto Eco, Genç Bir Romancının İtirafları’nı yetmişli yaşlarının sonuna doğru yazdı. Ancak ilk romanı olan Gülün Adı’nı henüz 28 yıl önce yayımlamış biri olarak kendini kurmaca yazarlığının henüz başında görüyordu. Yazarlık kariyerine dönüp baktığımızda Eco’nun kendi yazma sürecine dair değerli içgörüler paylaştığını görebiliriz. Bu yazıda Genç Bir Romancının İtirafları’ndan kurmaca yazarlarına yönelik dört önemli dersten bahsedeceğiz.

***

Yaratıcı Yazmayı Tanımlamak

“Metin, okurlarından kendi işinin bir kısmını üstlenmelerini isteyen tembel bir makinedir.”¹

Kurmaca yazmak kendiliğinden yaratıcı bir eylemmiş gibi görünür, fakat bir metni yaratıcı yapan tam olarak nedir?

“Neden Homeros yaratıcı yazar sayılırken Platon’un sayılamadığını bir türlü anlayamamışımdır. Neden kötü bir şair yaratıcı yazardır da iyi bilimsel makaleler yazan biri değildir?”

Bazı diller hayal gücünü kullanarak bir metin yaratan yazarla yalnızca bilgi kaydeden yazar arasında ayrım yapar: Şaire karşılık mahkeme kâtibi gibi… Eco bir yazarın yapıtlarının toplumdaki işlevine bakarak böyle bir ayrım yapabileceğimiz fikrine katılmıyor. Yaratıcı metin tanımını gerçeği ifade ediyormuş gibi yapmayan yazılar olarak da kısıtlayamayız:

“. . . var olmayan bir balinanın hikâyesini anlatan Melville’in, hayat ve ölüm ya da insan gururu ve azmi hakkında gerçek bir şey anlatmayı hiç amaçlamadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilir miyiz?”

“Gerçeğe aykırı şeyleri anlatıp duran bir yazarı ‘yaratıcı’ diye nitelemek sorun yaratır. Batlamyus, Dünya’nın dönüşü hakkında gerçekdışı bir şey söylemişti. Bu durumda onun, Kepler’den daha yaratıcı olduğunu iddia edebilir miyiz?”

Eco’ya göre ayrım, yazarın kendi yapıtlarına yönelik yorumlara nasıl tepki verdiğinde yatar. Yaratıcı olmayan bir yazıyı yanlış anlamak mümkündür. Yaratıcı bir yazıyı ise yanlış anlamak mümkün değildir, zira yaratıcı yazarlar yapıtlarının ne anlama geldiği sorusunun cevabını okurlarına bırakırlar.

En yaratıcı yapıtlar okurların sonsuz biçimde yeniden yorumlayabildiği ve yeniden keşfedilebildiği yapıtlardır. Her okur söz konusu yapıtı kendi dünya görüşüne bağlı olarak, kendisine göre yorumlayabilir. Şimdiye dek yazılmış en popüler kurmaca yapıtlardan bazıları, ortak düşleri ve imgelemleri veya hayatın idealize edilmiş versiyonlarını yansıtanlardır. Bunlar okurların metne kendilerini yansıtmalarına ve bu sayede kendi yorumlarını oluşturmalarına izin verecek yeterlikte belirsizlik bulundururlar. Aynı zamanda okurların (duygusal yakınlıktan ya da hastalıklı bir meraktan veya başka yüzlerce nedenden dolayı) bir parçası olmayı istedikleri dünyalar ve birlikte vakit geçirmeyi istedikleri karakterler sunarlar. Tıpkı her bir ilişkiden farklı şeyler edindiğimiz gibi, kitaplarla da diğer okuyuculardan farklı şekillerde ilişki kurarız.

“. . . kuramsal bir makalede, genellikle belli bir sav ortaya konulmaya ya da belli bir soruya yanıt verilmeye çalışılır. Bir şiirde ya da romanda ise yazar, hayatı bütün tutarsızlıklarıyla sunmak ister.”

***

Kural 1: Yaratıcı Bir İmgeyle Başlayın

Eco’nun her bir romanı, etrafını detaylı bir anlatıyla donattığı çarpıcı bir imgeyle başlamıştır.

Onu Gülün Adı romanına başlatan şey, aklına 40 yıl önce düşmüş olan, kitap okurken zehirlenen bir keşiş imgesiydi. Baudolino’ya 13. yüzyılın başında Haçlıların Konstantinopolis’i ateşe verdiği bir imgeyle başlamıştı. Foucault Sarkacı’na ise iki apayrı şeyi zihninde yan yana getirerek başlamıştı: Fizikçi Léon Foucault’nun 1851’de dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü göstermek için yaptığı düzenek ve güneşli bir sabah vakti mezarlıkta trompet çalan bir genç.

Ama sarkaçtan trompete nasıl gidecektim? Bu soruya yanıt bulmam sekiz yılımı aldı, bu yanıt, romanın kendisiydi.

Eco bu yaratıcı imgeye eriştikten sonra onun etrafında tüm ayrıntılarıyla bir dünya inşa ederdi. Kitaptaki diğer her şey, bu imgeyi anlamlandırmak için oradadır. İmgenizi belirledikten sonra diğer yüzlerce seçeneğe kapınızı kapatırsınız. Bu imgenin anlam ifade etmesi için dünyanızı onun pürüzsüzce uyum sağlayacağı şekilde kurmanız gerekir. Dolayısıyla dahil edemeyeceğiniz pek çok unsur dışarıda kalır.

İmgenizin ait olduğu yer, zaman ve içindeki insanlar – tüm bunlar dünyanızın hangi niteliklere sahip olması gerektiğini belirlemenize yardımcı olur.

Örneğin yaratıcı imgeniz yağmurda uzun bir garaj yolunun sonunda, elinde solmuş bir nergis buketi tutan, kabanı yırtık bir kadınsa, kendinize hemen şu soruları sorabilirsiniz: Kadın bir yerden mi geliyor, yoksa bir yere mi gidiyor? Nergisler her yerde yetişir mi? Kadın kaç yaşında? Kabanı ne renk? Ne tarzda? Garaj yolu taşla mı döşeli?

 Bu soruları cevapladıkça daha fazlası gelecek ve hikâyenizin biçimi ve türüne dair fikirleriniz oluşmaya başlayacaktır. Okurunuzun bu kadını önemsemesini sağlıyorsanız, onu yağmurdan kurtarmanız gerekecektir. Nereye gidebilir? Arabası var mı? Yürüyor mu? Sığınabileceği en yakın yer ne kadar uzaklıkta? Bazı kararlar vereceksiniz. Mekânınız için başka mekânlara uymayan unsurlar seçeceksiniz.

Karakterlerinizin arka planlarına dair birtakım unsurları gerekli kılan olaylar belirleyeceksiniz, ki bunlar hikâyenizin gidişatı boyunca karakterlerinizin neler yaptıklarını etkileyecektir.

Seçenekleriniz gittikçe daralacak ve böylece dünyanızı kurmaya başlayacaksınız.

Eco zihninizde birçok imge olmasının iyiye işaret olmadığına dikkat çekiyor: “Eğer ortada çok sayıda yaratıcı fikir varsa bu onların yaratıcı olmadığını gösterir.”

Hikâyenizi oluştururken bazen iki ya da üç yaratıcı imge size kılavuzluk edebilir. Ancak başlangıç noktası her zaman tek bir imge olur ve süreç içinde diğer imgeleri terk etmeniz gerektiğini görebilirsiniz.

***

Kural 2: İlhamın Bir Anda Gelmesini Beklemeyin

İyi bir kurmaca yapıt için yazara bir anda ilham geldiği fikri yaygın olmakla birlikte yanlış bir kanıdır. Belirli fikirler ve imgeler birdenbire ortaya çıkmış gibi görünseler bile aslında çoğunlukla, ilgili malzemelerin yavaş ve uzun süren sindiriminin ürünüdürler. Tüm ayrıntılarıyla bir dünya kurmak epey bir bağlamsal bilgi gerektirir.

Eco ilk romanının malzemelerini yıllarca bilinçaltında toplamış fakat bu süre boyunca bunları bir kurmaca yapıta dönüştürmeyi hiç düşünmemişti. Konuya yönelik uzun yıllar ilgi uyandırmış olan doktora tezini Orta çağ estetiği üzerine yazmıştı, dolayısıyla elinde Orta çağa dair yirmi beş yıldır topladığı çok miktarda eski dosya vardı. Romanını yazmaya başladığında, konuyla ilgili bilgi alabileceği zengin bir koleksiyona sahipti.

Eco Gülün Adı için biriktirdiği ilhamı şans eseri keşfetmişti:

“Eve döner dönmez masamın çekmecelerini karıştırdım ve bir önceki yıl çalakalem yazmış olduğum bir şeyi bulup çıkardım: Üzerine birtakım keşişlerin adlarını not ettiğim bir kâğıt parçasıydı bu. Demek ki ruhumun en kuytu köşesinde bir roman fikri çoktan yeşermişti, ne var ki ben, bunun farkında değildim.

. . . Bir roman yazmaya karar verdiğimde, on yıllardır Orta çağ’a ait dosyalarımı biriktirdiğim kocaman bir dolabı açmış gibi oldum. Bütün o malzeme elimin altındaydı, bana sadece ihtiyacım olanı seçmek kalıyordu.”

Eco kitabında yaratıcı yazmanın gerçek yüzünü göstermek için Alphonse Lamartine’den örnek veriyor. Fransız şair en ünlü şiirlerinden birini aniden gelen bir ilhamla yazdığını iddia etmiştir. Ölümünden sonra çalışma odasında bu şiirin pek çok farklı versiyonu bulunmuş ve şairin aslında yıllarca bu şiir üstünde çalıştığı ortaya çıkmıştır.

Eco sonraki romanları için, sahip olduğu ana fikre ilişkin konuları yıllarca araştırdı. Çoğunlukla başlangıçta bir miktar bilgi sahibi olduğu konuları seçse bile, sonraki romanları ilkinden çok daha fazla araştırma gerektirdi. Yaratıcı imgeyi ve ilgili konulara dair bilgileri edindikten sonra bunlarla hikâyesinin yer aldığı dünyayı kurdu.

Bir yazar için merak, ilhamdan çok daha kullanışlı bir başlangıç noktasıdır. İyi bildiğiniz bir konuda bile bilmediğiniz pek çok şey vardır. Aradığınız ilhamı ve anlatmak istediğiniz hikâyenin unsurlarını, hikâyenizin geçeceği yer ve zamana dair neler bilmeniz gerektiğini merak ederek bulabilirsiniz.

***

Kural 3: Hikâyenizin Yer Alacağı Dünyayı Tüm Ayrıntılarıyla Tasarlayın

Hikayenizi kurmak istediğiniz yer ister gerçek dünya ister tamamen uydurulmuş bir yer olsun, o dünya hakkında mümkün olduğunca çok şey bilmeniz gerekir. Kurduğunuz dünyanın okur için anlam ifade eden tutarlı bir mantığı ve kuralları olmalıdır. Aklınızda daima bu dünyayı bulundurarak, hikâyenizin her bir parçasının gerçekten bu dünyada geçtiğinden emin olmak üzere yazmalısınız.

Eco romanları için ilham bulmak amacıyla araştırma yaptığı zamanı şöyle anlatıyor:

“Romanımı içimde büyüttüğüm yıllarda ne mi yapıyorum? Belge toplarım bazı yerlere gidip haritalar çizerim binaların ya da . . . bir geminin planlarını defterime geçiririm karakterlerimin yüzlerini çizerim . . . Birçok farklı şey yaptığım izlenimini uyandırırım ama bütün dikkatimi anlatacağım hikâye için fikirler, imgeler, sözcükler bulmakta toplarım.”

Eco Gülün Adı’nı yazarken karakterlerin bir yerden diğerine ne kadar sürede gideceğini hesaplamak için romandaki yerlere ait yüzlerce harita ve taslak çizmişti. Karakterlerin yürürken birbiriyle konuştuğu sahneler için diyalog yazarken her bir konuşmayı tam olarak ne kadar sürdürmesi gerektiğini biliyordu: “Kurmaca dünyamın krokisi . . . diyalogların uzunluğunu tayin ediyordu.”

Eco, yazarın yarattığı fiziksel dünyanın onun yazma biçimini büyük ölçüde yönlendirmesi gerektiğine inanıyordu. Özellikle de mekânların nasıl göründüğünün “son milimetrekaresine kadar” bilinmesi gerektiği kanısındaydı. Şöyle devam ediyor:

“Bir şey anlatmak için bir tür yarı-tanrı gibi başlarsınız işe; bu yarı-tanrı, içinde tam bir güven duyarak hareket edebilmeniz için olabildiğince kusursuz olması gereken bir dünya yaratır.

. . . Bir dünyayı bütün ayrıntılarıyla birlikte kurarsanız, gözlerinizin önünde olacağı için onu mekânsal açıdan nasıl betimleyebileceğinizi de bilirsiniz.”

Tüm ayrıntılarıyla bir dünya yarattıktan sonra orada kullanacağınız dile dair de net bir fikriniz olacaktır. Yalnızca yer ve zamandan değil, karakterlerinizin geçmişinden de etkilenirsiniz. Kurduğunuz dünya hakkında hikâyenizin sayfalarına yazacağınızdan daha fazlasını biliyor olacaksınız. Bir karakterin 10 yaşındayken Noel’de ne hediye aldığını ve ondan önceki ve sonraki yıllarının tamamını, falanca barın ne kadar zamandır orada olduğunu ve sandalyelerinin ne renk olduğunu, otobüs hatlarını ve otobüslerin hangi duraktan ne sıklıkta geçtiğini ve her birinin sürücüsünün nasıl göründüğünü bileceksiniz. Karakterlerinizin yaşadığı dünyanın her bir detayına hâkim olacaksınız.

Dünyanızın kurgusu yazma biçiminiz gibi diğer unsurları da etkileyecektir. Bazı dünyalar belli bir tempo gerektirirler. Dünyanıza uyan ritmi bulacaksınız. Herkesin hızlı hareket ettiği bir dünyada örneğin sözcükler üst üste düşebilir. Eylemlerin yoğun olduğu bir kurmaca ise kısa ve net betimlemeler gerektirir, böylece okur anı âdeta karakterle birlikte yaşar.

Kullandığınız kelimelerin ritmi hikâyenizin üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir.

***

Kural 4: Yazımınıza Kısıtlamalar Getirin

Eco yaratıcı yazma için sırasıyla yaratıcı imgenizi bulduktan, hikayenizin yer alacağı dünyayı kurduktan ve ilham için gerekli malzemeleri topladıktan sonra bir adım daha öneriyor. Yapıtınıza bazı kısıtlamalar getirmeniz gerekir. Sanılanın aksine kısıtlama daha fazla yaratıcılığı beraberinde getirir ve yeni fikirler bulmayı kolaylaştırır.

Eco şöyle açıklıyor:

Hikâyenin ilerlemesini sağlamak için yazarın bazı kısıtlamalar getirmesi gereklidir. Kısıtlama, sanatsal girişimlerin olmazsa olmazıdır. Yağlıboya değil de suluboya, duvar değil de tuval kullanmaya karar veren bir ressam; belli bir anahtarı seçen besteci; uyaklı beyitler kullanmayı ya da dizeleri on ikişer değil de on birer heceli olan şiirler yazmayı yeğleyen şair: Hepsi bir kısıtlamalar sistemi kurar. Kısıtlamalardan kaçınır görünen öncü sanatçılar da aynısını yaparlar, başka kısıtlamalar getirirler ama bunlar fark edilmez.

Örneğin Eco Foucault Sarkacı’nda kitabına yapısal bir kısıtlama getirmiştir. Kitabın toplam 120 bölüm olmasına ve 10 kısma bölünmesine karar vermiştir ve bu da doğal olarak yazımını şekillendirmiştir. Eco romanlarında sıklıkla zamansal kısıtlamalar da uygulamıştır. Bir karakterin gerçek bir tarihi olaya şahit olması için belli bir zamanda, belli bir yerde olması gerektiğine veya olay örgüsü belli bir teknolojik unsur gerektiriyorsa olayların o teknolojik unsurun keşfinden sonra gerçekleşmesi gerektiğine karar verirdi.

Dünyanızı inşa ederken bazı kısıtlamalar kendiliğinden gelişecektir. Ancak kendinizi tıkanmış hissediyorsanız, kısıtlamaları kaldırmak yerine daha fazlasını eklemek yazmanıza yardımcı olabilir. Kısıtlamalar etkilidir çünkü önünüzdeki seçenekleri azaltarak ilerlemenizi kolaylaştırırlar.

Örnek vermek gerekirse, bir hikâye yazıyor ve birbirinden farklı olayların gerçekleşeceği birkaç yer belirlemeye çalışıyorsanız, bu yerlerin adının “K” harfiyle başlayan gerçek şehirler olmasına karar verebilirsiniz. Bu, olası yerlerin sayısını azaltarak hikayenizi nerede kuracağınız üzerine daha az kafa yormanızı sağlar. Şehirleri belirledikten sonra bu sefer mekânların doğası sizi kısıtlayacaktır. Birinci kısmın Kaliforniya’da, ikincisininse Kopenhag’da geçmesine karar verdiyseniz, iki şehir arasındaki farklar doğal olarak hikâyenizin bu kısımlarında neler olacağını etkileyecektir.

Bir karakterin ölmesine veya bir başkasının ne olursa olsun yaşamasına karar verebilirsiniz. Karakterlerinizin eylemlerini sınırlayacak zorluklar yaratabilirsiniz. Kendinize kelime üst sınırı koyabilirsiniz. Yazmaya başladıktan sonra pek çok farklı şekilde kısıtlama getirmek mümkündür.

Sonuç olarak kısıtlamalar hikâye anlatmak için elzemdir. Hikâyeler bir başlangıç ve bir sona sahip olmaları itibariyle sınırlıdırlar. Hiçbir kurmaca yapıt herkesi memnun edemez. Hikâye anlatımında her seçim bir kısıtlama demektir ve onları bilinçli kullanmak yazarın güçlü araçlarından biridir.

***

Eco’nun Genç Bir Romancının İtirafları’nda verdiği tavsiyeler, hevesli kurmaca yazarları için harika birer yol gösterici niteliğinde. Fakat şunu unutmayın: “Başarılı bir roman yazmak istiyorsanız bazı formülleri kendinize saklamalısınız.”

Dipnot

1 – Bu yazıdaki alıntılar 2011 yılında Kırmızı Kedi Yayınevi’nden yayımlanan, İlknur Özdemir’in aynı başlıkla çevirdiği kitaptan alınmıştır. (ç.n.)

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
Share on telegram

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Başka Yazılar

Haftalık Bültene Katılın

Her hafta pazar günü dilsosyal’de yayınlanan içerikleri kısa özetler halinde size yollayalım.

*Her e-postanın altında bulunan “Abonelikten Ayrıl” butonunu kullanarak dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.